Endonezya Herşeye Rağmen Yaralarını Sarıyor

(Bu yazı ilk olarak 3 Mart 2003 tarihinde Ntvmsnbc.com haber portalında yayınlanmıştır.)

Endonezya’nın başkenti Cakarta’nın batı kısmında o korkunç trafikle boğuşarak şehir merkezine doğru ilerlerken Grogol üst geçidini kullanırsınız. Bu geçidin sona erdiği ve ana yol ile kesiştiği yer 2003 yılının Endonezyasını en güzel anlatan yerdir. Bir tarafınızda dev lüks oteller ve onların hemen yanında devasa alışveriş merkezleri yer alır.

Bu alışveriş merkezleri fiyatlarının yüksekliğine rağmen haftanın her günü dolar taşar ve insanlar bol bol alışveriş yapar. Öbür tarafınızda ise “kampung” adı verilen gecekondu mahallelerini görürsünüz. Bu yapılara aslında “gecekondu” demek doğru olmaz. Derme çatma yapılmış, her türlü imkan ve hijyen kurallarından uzak bu küçücük yerlerde çok çocuklu fakir aileler yaşar. Biraz önce geçtiğiniz üst geçidin altından geçen nehir şehrin bütün pisliğini Java Denizi’ne doğru götürürken çocuğuyla, yaşlısıyla birçok insan, pisliğin içinde kah yürüyerek, kah tekneyle umutlarını ararlar. “Taman Anggrek” ismindeki devasa alışveriş merkezine giden zengin Cakartalılar buradan geçerken arabalarının kapılarını mutlaka kilitlerler. Kırmızı ışıkta durduklarında artık adli bir olay bile sayılmayan hırsızlıklara hedef olmamak için. Grogol üst geçidinin bir yanında Trisakti Üniversitesi, diğer yanında Tarumanagara Üniversitesi yer alır. Zamanda yolculuk mümkün olsaydı 14 Mayıs 1998’e giderdim; o gün Grogol’de olanları görebilmek için.

Asya Krizi’nin etkisiyle çöken ekonomi, yaşanan sıkıntıların getirdiği sosyal rahatsızlık ve 1966’dan beri devleti yönetirken ülkenin kaynaklarını ailesi ve yakın dostlarıyla yiyen Suharto’nun devrilmesiyle sonuçlanan sürecin belki de en önemli anı yaşanmıştı o üstgeçitin üzerinde ve çevresinde. Her zaman olduğu gibi Endonezya’da toplum bilincinin en gür çıkan sesi olan üniversite öğrencileri, Trisakti Üniversitesi’nin önünde gösteriye başlamışlar ve polis ile karşı karşıya gelince oturarak protestoya geçmişlerdi. Birden bire gerçek mermilerle ateş açıldı. Bazı kesimler “üstgeçide keskin nişancılar yerleştirilmişti; olay önceden Suharto’nun emriyle planlanmıştı” diyor, bazı kesimler ise üniversitenin yanında yerleşik askeri birliği suçluyor. Sorumlusu kim olursa olsun sonuçta dört öğrenci oracıkta öldü, düzinelercesi yaralandı, demokrasi ise komaya girdi. Mayıs 1998, şehrin her yanında gösteriler, kavgalar ve şiddet sahneleri ile geçti. 200 milyonluk nüfusunun yüzde 90’ı müslüman olan Endonezya’da nüfusun yüzde 3.5’unu oluşturdukları halde özel sektörün yüzde 70’ini ellerinde tutan Çin kökenliler, Nazi Almanyası’ndaki Yahudiler misali günah keçisi ilan edilmişlerdi. Yüzlerce Çin kökenli Endonezyalı öldürüldü, tecavüze uğradı, evlerinin ve kiliselerinin yakılmasına tanık oldu. Cakarta sokaklarında bugün bile camları kırılmış, yıkılmış, yanmış bina kalıntılarını görebilirsiniz.

ŞEYTAN ÜÇGENİ

Bu olaylardan sonra yaklaşık 25 bin Çin kökenli girişimci ve iş sahibinin ülkeyi terk etmesi, toparlanmaya çalışan Endonezya ekonomisine büyük darbe vurmuştu. Ülkenin tekrar düzlüğe çıkabilmesi için acil ve radikal reformlar gerekli idi. Ekonomi-siyaset-yolsuzluk olarak nitelendirebileceğimiz “Şeytan Üçgeni”ni kırıp bu reformları gerçekleştirmek çok zor olsa da Endonezya krizden bir süre sonra olumlu adımlar atmaya başladı. Geçtiğimiz yıl Ekim ayında ise Bali adasında yapılan ve 200’ü aşkın insanın hayatını kaybettiği terör saldırısı ile yeni bir darbe alan Endonezya ekonomisi, son dönemlerde yine olumlu sinyaller vermeye başladı. Ancak daha yapacakları çok iş ve ayrıca etkilerini yaşayacakları bir savaş var.

Asya Krizi’nden sonraki toparlanma ve daha sonra Bali olayı ile Irak savaşı sürecinde Endonezya ekonomisindeki gelişmeleri incelemek, özellikle benzer sorunları daha küçük ölçeklerde de olsa yaşayan Türkiye için önemli. Endonezya belki de bizim için bir laboratuar. Ekonomik, siyasi ve sosyal alanlarda bazı problemlerin iyice kontrolden çıkması halinde nelere yola açabileceklerini görebileceğimiz bir model. Tabii ki iki ülkenin şartları çok farklı. Ancak yine de Endonezya’nın yaşadıklarından çıkartabileceğimiz çok ders var.

Ekonomideki reformlar bankacılık sektöründe başladı. Krizden hemen sonra kurulan Banka Düzenleme Kurulu (IBRA), krizden önce sayıları 200’ü bulan ve eşe-dosta dağıttıkları ve hiç bir zaman geri alamadıkları şaibeli kredilerle çöküşü hazırlayan bankaları bir disiplin altına almayı başardı. 2002 yılının Mart ayında Bank Bali ile ilgili 70 milyon dolarlık bir yolsuzluk olayına adı karışan Merkez Bankası başkanı Sjahril Sabirin’in daha sonra temyizde aklanmış olmasına rağmen 3 yıl hapis cezasına çarptırılması ise sembolizmin ötesine geçemese de bankacılık sektörünün temizlenmesi yolundaki kararlılıkla ilgili önemli bir işaret.
Bu arada ulusal para birimi rupiah da Amerikan doları karşısında istikrar kazandı ve bir doların değeri 8700-9000 rupiah aralığına oturdu. Ne var ki sorunlar bitmiş değil. KİT’lerin özelliştirilmesi çok yavaş yürüyor. Yıllar boyunca çıkar çevrelerinin devlet tarafından beslenmeye alıştığı ve bunun normal sayıldığı bir ülkede doğal olarak özelleştirme konusunda sancılar yaşanıyor. Kanunlar hazırlanıyor ama yolsuzluk nedeniyle hep kağıt üstünde kalıyor. Bu yüzden şu noktada ülke için çok gerekli olan yabancı sermaye de bir türlü gelmiyor.

TERÖR SALDIRISININ ZARARI

Bali’deki terör saldırısı en büyük zararı ülkenin önemli gelir kaynaklarından olan turizm sektörüne değil, yatırım ortamına verdi. İstatistikleri inceleyecek olursak 1997-98’deki Asya Krizi’nden beri Endonezya ekonomisi sürekli yabancı yatırım çıkışı yaşadığını görürüz. Kriz esnasında (1997’nin dördüncü ve 1998’nin ilk çeyreği) ülkeden bir anda 11.6 milyarlık sermaye kaçışı yaşanmıştı.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) raporuna göre 2000 yılında 4.55 milyar dolar, 2001 yılında ise 3.27 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım ülkeyi terketti. 2002 yılının ilk yarısında ise ASEAN (Güneydoğu Asya Ülkeleri Topluluğu) üyesi ülkelerin hepsi pozitif yabancı yatırım akışlarına ulaşırken, bir tek Endonezya 1.45 milyar dolar ile negatif değerde kaldı. Bu rakama Bali olayının etkisinin dahil olmadığını ve özellikle Irak’daki gelişmeler nedeniyle Endonezya’da yaşanan ABD karşıtı gösterilerin yatırımları olumsuz yönde etkileyeceğini de hesaba katarsak, 2002 yılının tamamı için ortaya çıkacak tablonun çok olumlu olmayacağını söyleyebiliriz. UNCTAD raporuna göre Endonezya 146 ülke arasında yatırım için en cazip olan 138. ülke. Maliye Bakanı Kwik Kian Gie’nin üç sene önce Dow Jones’a verdiği bir röportajda söyledikleri ne yazık ki büyük ölçüde bugün de geçerliliğini koruyor: “Ben yabancı bir yatırımcı olsaydım Endonezya’ya gelmezdim. Kanunların uygulanamaması bir yana her şey o kadar karışık ki burada!”

Resmi kaynaklar 2003 yılı için yüzde 4.1’lik büyüme ön görüyorlar ama yabancı sermaye Asya krizi öncesi seviyesine dönmeden sürdürülebilirlik sağlanması çok zor. Endonezya Ulusal Bilimler Ensitüsü’nün hesaplarına göre bu büyümeye ulaşılabilmesi için, 300 trilyon rupiah değerinde (yaklaşık 33.5 milyar dolar) yeni yatırım gerekiyor. Bali olayından sonra tedirginleşen yabancı yatırımcıların, Irak’da bir savaş söz konusu iken ve özellikle de Cakarta sokakları sürekli olarak ABD karşıtı gösterilerle çalkalanırken Endonezya defterini kolay kolay açmayacaklarını tahmin etmek güç olmasa gerek. Bunun bilincinde olan Endonezyalılar da iç dinamiklerini daha etkili kullanmaya ve ekonomi için gerekli yapısal değişiklikleri gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Makroekonomik alanda olumlu sonuçlar az da olsa alınmaya başlandı. Son beş yıl içinde fakirlik oranı yüzde 27’den yüzde 16’ya düştü. 1997’de GSYİH’nin yüzde 34’üne tekabül eden kamu borçları 2000 yılında yüzde 100’e ulaşmışken şu anda yüzde 70 seviyesine inmiş durumda.

“ÖZGÜRLÜK” MEYDANI

Grogol üstgeçidinden geçtikten sonra şehir merkezine doğru yol alıyoruz. Şehrin tam ortasında “Monas” adı verilen 135 m. yüksekliğindeki milli anıt dimdik duruyor. Bu anıtın çevresi de “Özgürlük Meydanı”. Monas, Endonezya Cumhuriyeti’nin kurucusu Sukarno tarafından yaptırılmış. Uzunca bir sütun tepesinde insanların çıkabileceği bir balkon ve onun da tepesinde 35 kg som altından yapılmış bir meşale var. Şehre güzellik kattığı kesin. Ama özellikle genç Cakartalıların başka fikirleri var. Bir tanesi “Ne gerek vardı” diyor ve ekliyor “insanlar açlıktan kırılırken, şehir sefalet içindeyken paramız ya böyle gösterişe gidiyor ya da bazı yüksek yerdeki bürokratların veya generallerin cebine giriyor.” Endonezya ordusunun yüksek rütbeli subaylarının ve generallerinin özel sektörle çok yakın ve bol sıfırlı ilişkileri olduğunu söylüyorlar. Bir genç 100 bin kişilik stadyumu gösteriyor ve şöyle söylüyor: “Badminton’dan başka başarılı bir sporu olmayan bir ülke için bu stad biraz fazla değil mi?”

Özgürlük Meydanı, Endonezya’nın kalbinin attığı yer. Bir tarafında Merkez Bankası’nın yüksek binaları var, bir tarafında da Başkanlık Sarayı. Bakanlıkların çoğu da bu meydan etrafında yan yana sıralanıyor. Bu sıra içerisinde Endonezya devletine ait olmayan sadece tek bir yapı görüyoruz: ABD Büyükelçiliği. Önünde sürekli polis barikatı bulunan bu bina, Endonezya’nın yönetildiği yerdeki fiziksel konumu ile hoş bir ironi sergiliyor. Endonezya siyaseti, Asya krizinden sonra oldukça düzene girdi. Suharto’nun 32 yıllık diktatörlüğü ve yarı sağır-yarı kör devlet başkanı Abdurrahman Vahid’in de ülkeye pek bir şey kazandırmayan yönetiminden sonra geçtiğimiz sene başa geçen Sukarno’nun kızı Megawati Sukarnoputri, hem kurduğu ekiple beğeni kazandı hem de ülkenin bir numaralı düşmanı olan yolsuzluğa karşı savaş ilan etti.

Transparency International’ın geçtiğimiz aylarda yayınladığı rapora göre Endonezya, dünyada yolsuzluğun en fazla olduğu on ülkeden biri konumunda. Suharto zamanında ülke bir “kleptokrasi” haline gelmişti. Yolsuzluk devlet yönetiminde, iş dünyasında, orduda, hayatın her alanında kanser gibi yayılmıştı. Dokunulmazlar vardı ve bunlar istedikleri gibi at koşturuyorlardı. Megawati döneminde dokunulmazlara savaş açıldı. Önce Suharto’nun oğlu Tommy, bir başsavcının öldürülmesinde cinayete azmettirmek suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bir zamanların meşhur playboy’u, milyarder işadamı Tommy Suharto şu anda İmralı benzeri bir hapishane adasında cezasını çekiyor. Geçtiğimiz günlerde ise Endonezya’nın “cesur yürek” savcısı Amiruddin Zekeriya, ülkenin ikinci büyük partisinin lideri ve meclis sözcüsü Akbar Tandjung’u üç sene önce krizden etkilenen insanlara yardım için toplanan parayı (4.5 milyon dolar) şahsi çıkarları için kullanmak ve siyasi konumunu suistimal etmek suçundan üç yıl hapis cezasına çarptırdı.

Başkan Megawati, yolsuzluğun üstüne kararlı adımlarla gidiyor ama halk o kadar çekmiş ki bu beladan hala güven duyamıyor. Konuştuğum bir muhasebe uzmanı şöyle diyor: “Güvenmiyoruz. Ciddi olduklarını kanıtlasınlar. Eminim ki konu biraz gündemden düşünce Tommy bir afla salıverilecek ve Avustralya veya Amerika’ya gidecek. Yaptıkları da yanına kalacak. Merkez Bankası başkanını akladılar, Akbar Tandjung da temyize gidecek ve aklanacak. Göreceksiniz.” Aslında devletin yüksek seviyelerindeki milyon dolarlık yolsuzluklardan çok ülkeyi yiyip bitiren “adi yolsuzluk” yani bürokrasinin alt kademelerindeki rüşvet, zimmete para geçirme gibi olaylar. Bunlar yabancı yatırımcıyı korkutuyor ve ekonominin önünü kesiyor.

YENİ BİR AFGANİSTAN MI?

Megawati’nin başını ağrıtan diger bir konu da takımada ülkesi Endonezya’nın değişik bölgelerinde patlak veren etnik, dini ayrımcılığa dayalı şiddet ve terör olayları. Sumatra adasının ucundaki Aceh bölgesinde şeriat devleti kurmak isteyen örgütle hükümet güçlerinin çatışmaları sürüyor. Papua adasının batısındaki Irian Jaya eyaletinde yaşayan yerliler bağımsızlıklarını istiyorlar (adanın doğusu Papua Yeni Gine adı altında bağımsız bir ülke.) Poso ve Ambon adalarında Müslüman-Hristiyan çatışması adı altında yapılan terör olaylarında 1999’dan beri 10 bin kişi hayatını kaybetti. Singapur’un kurucusu ve “onursal devlet başkanı” Lee Kuan Yew’un sözleri ilginç: ”(El Kaide militanları) Afganistan’ı kaybettiler, şimdi Ambon’u yeni savaş alanları olarak kullanacaklar.” Ambon’da El-Kaide kampları olduğundan şüphelenildiği bir dönemde Bali’de bir gece kulübünün bombalanması ve çoğu yabancı turist olan 200’den fazla kişinin ölmesiyle gözler tamamen Endonezya’ya dikilmişti. Hükümetin terörle mücadeledeki yetersizliği ve bir ölçüde de isteksizliği büyük eleştiri toplamış ve hatta Bali’de en büyük kaybı yaşayan Avustralya’nın Başbakanı John Howard, bu ülkeye gerekirse Bush-vari bir “önleyici vuruş” yapılabileceğini beyan etmişti. Irak’taki olası savaş nedeniyle Endonezya global terör gündeminden düştü.

1998’in yaraları Endonezya’da büyük ölçüde kapatılmış, Bali’ye de turistler tekrar gelmeye başlamış durumda. İnsanlar artık “cihat” değil “ekmek” istiyorlar. Endonezya’da geçirdiğim bir ay boyunca bütün yolsuzluk, terör, bozuk gelir dağılımı gibi sıkıntılara rağmen insanların ümitlerini kaybetmediklerini gördüm. “Bize kimseden hayır gelmez” diyorlar ve kenetleniyorlar. Toplumsal bilinç ve yardımlaşma oldukça yüksek seviyede. Zengin adam en lüks yerde yemeğini yiyor ama yemediklerinin de paketlenip fakirlere verilmesini sağlıyor.

Bu yazının taslağını kaleme almakta olduğum sıralarda bir dişçi arkadaşımdan gelen e-mail’de şöyle deniyordu: “Haftasonu bir hapishaneye gideceğiz. Mahkumlara ücretsiz diş bakımı sağlamak için”. Merak edip sordum. Tommy Suharto’nun bulunduğu Nusakambangan Adası’na gidiyorlarmış. Arkadaşım gülerek ekledi: “Tommy’nin bize ihtiyacı olmaz herhalde; onun özel dişçisi geliyordur.”

TÜRKİYE’NİN ENDONEZYA İLE İLİŞKİLERİ

Endonezya en son 1996’da dönemin başbakanı Necmettin Erbakan’ın yaptığı gezi ile gündeme gelmişti. O gezi sırasında Erbakan, Endonezya’nın uçak sanayisini yakından takip etmiş ve ABD’nin Endonezya ile rekabet etmesinin mümkün olamayacağını iddia ederek, Türkiye’nin kalkınması için de “Endonezya Modeli”ni ileri sürmüştü. Ne var ki, bu model Erbakan’ın gezisinden bir sene sonra çöktü.

Endonezya ile günümüzde çok büyük bir ticaret hacmimiz yok. 2001 yılında bu ülkeye başta tütün, buğday unu, akrilik, polyester olmak üzere 32.4 milyon dolarlık ihracat yaptık. Ağırlığı palmiye yağı ve çekirdeğinden oluşan ithalatımız ise 202.2 milyon doları buldu. Türkiye’nin toplam ihracatı içinde Endonezya binde 4.9’luk paya sahipken, Türkiye’nin Endonezya’nin ithalatı içındeki payı ise binde 3.3. Endonezya’da kayıtlı sadece bir adet Türk yatırımı mevcut.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi, Siyaset kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.