Yeni bir dünya gücü olarak Doğu Asya

(Bu yazı ilk olarak 20 Aralık 2004 tarihinde Ntvmsnbc.com haber portalında yayınlanmıştır.)

“İleri doğru bir adım atmazsak, uzun mesafeleri katedemeyiz. Küçük dereler bir araya gelmezse, ırmaklar ve denizler oluşamaz.” Bu sözler Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Wen Jiabao’ya ait. Laos’un başkenti Vientiane’de geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirilen Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü (ASEAN) zirvesinde yaptığı konuşmada Wen, ülkesiyle ASEAN arasında her alanda işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı ve bu amaç doğrultusunda yapılanları ve yapılacak olanları sıraladı.

Çin, ASEAN üyesi değil. Ancak 1997 yılından beri ASEAN+1 adı altında bu bölgesel oluşum ile işbirliği konularında diyaloğa giriyor. ASEAN+3 platformu ise Çin ile birlikte, Japonya ve Güney Kore’yi de kapsıyor.

Son dönemlerde Çin, ülkemizin de gündemine daha çok girmeye başladı. Çin’in Türkiye için bir tehdit mi yoksa bir fırsat mı olduğunu tartışmak bu yazımızın amacı dışında. Ancak daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Çin’i tek başına değil, Doğu Asya’nın bütünü içinde önemli bir parça olarak ele almak gerekiyor. Çin, büyüyor ve gittikçe güçleniyor. Ancak Çin’in tek başına Avrupa’ya ya da ABD’ye karşı bir denge unsuru olarak ortaya çıkması, tek kutuplu dünyada ikinci bir kutup olması şu andaki konjonktür içinde mümkün değil.

Çin, bunu ancak hızla büyüyen ve entegre olan Doğu Asya’nın lider ülkesi sıfatıyla başarabilir. Doğu Asya ülkelerinin Çin liderliğinde birleşmesi, bölgede Çin’e rakip olabilecek dış güçlerin (buna ABD diyelim) devredışı kalmasını sağlayacağı gibi Çin’in arkasına tüm bölgenin ekonomik gücünü almasını da sağlayacaktır.

DOĞU ASYA’DA BÖLGESEL ENTEGRASYON

Bu bağlamda Doğu Asya’da yer alan ülkeler arasındaki bağların kuvvetlendirilmesi ve bu bölgenin gerçek bir ‘blok’ haline gelmesi gerekiyor. ASEAN+3 içindeki ülkeleri, yani Kuzeydoğu Asya’nın üç büyük gücü Çin, Japonya ve Kore ile Güneydoğu Asya’nın kaplanlarını ekonomi, siyaset ve güvenlik boyutlarında karşılıklı çıkarlar doğrultusunda bir araya getiren bir blok, Çin’in liderliğinde bir süper güç olarak sahneye çıkabilir.

Wen Jiabao’yu Vientiane’ye getiren sebep de tam olarak bu’ ASEAN+3, müthiş bir potansiyel barındırıyor. Ancak bugüne kadar bu oluşumu somut bir yapıya dönüştürebilmek için gerekli adımlar atılamadı. Artık bütün taraflar, bu konuda daha kararlılar. Çin, ABD’nin bölgedeki etkisini kırarak kendi bölgesel liderliğini pekiştirmek, Güneydoğu Asya’nın sahip olduğu doğal kaynaklara daha rahat erişebilmek ve deniz ticaret hatlarını güvenceye almak istiyor. Japonya ve Kore ise ASEAN ülkelerindeki ekonomik faaliyetlerini daha rahat yürütebilmek istemelerinin yanısıra asıl olarak Çin’in makinistliğini yaptığı bu treni kaçırmayı göze alamayacakları için söz konusu oluşuma sıcak bakıyorlar. ASEAN ülkeleri ise Çin pazarlarına daha rahat ulaşabilmek ve Çin’le ortaklıkları sayesinde küresel ekonomi içerisinde kendilerine avantaj sağlamak amacındalar.

DEV BİR PAZAR

Vientiane’de yapılan ASEAN zirvesinde tam 34 anlaşma imzalandı. Bunların 20 tanesi ASEAN ülkeleri arasında yapılan anlaşmalar. ASEAN, ayrıca Çin ile 4, Güney Kore ile 3, Hindistan, Japonya ve Rusya ile 2’şer, Avustralya ve Yeni Zelanda ile 1 anlaşmaya imza koydu. Bu anlaşmaların en önemlisi şüphesiz ki ASEAN ile Çin arasında imzalanan ticaret anlaşması. Bu anlaşmaya göre 2005 yılından itibaren imalat ve tarım ürünlerinde tarifeler kademeli olarak kaldırılmaya başlanacak ve 2010 yılında bir serbest ticaret alanı oluşmuş olacak. Şu anda Çin ile ASEAN arasındaki ticaret hacmi yıllık 100 milyar dolar seviyesinde. 1.4 trilyon dolarlık Çin ekonomisi ile toplam 1 milyar dolarlık ASEAN ekonomilerini bir araya getirecek olan bu anlaşma, toplam 2 milyara yakın nüfusa sahip dev bir pazar oluşması anlamına gelecek. Japonya, Güney Kore, Hindistan, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın katılması durumunda ise 3 milyarın üzerinde bir nüfus ve yaklaşık 9 trilyon dolarlık bir pazar söz konusu olacak.

Doğu Asya’nın bir blok olarak, ABD ve Avrupa’ya karşı alternatif bir dünya gücü olması için ticaret anlaşmaları yeterli mi’ Tabii ki değil, ama Başbakan Wen’in dediği gibi dereler bir araya gelmeden ırmaklar ve denizler oluşamıyor. Doğu Asya ülkelerinin, üzerinde henüz tam bir görüş birliği söz konusu değilse de bir ‘Doğu Asya Birliği’ oluşturmaları gündemde. Bu görüş ilk olarak 1990’ların başında dönemin Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed tarafından dile getirilmiş, ancak ABD’nin şiddetli muhalefeti ve Japonya’nın da ABD’nin yanında yer alması nedeniyle rafa kaldırılmıştı. Ne var ki, aradan geçen zaman zarfında çok şey değişti.

Herşeyden önce artık Çin faktörü çok daha ön planda. Doğu Asya Birliği’nin öncülüğünü Çin yapacak. ABD’nin muhalefeti artık bir şey değiştiremeyecek, çünkü zaten amaç ABD’ye karşı bir denge unsuru sağlanması ve ABD’nin bölgedeki nüfuzunun azaltılması. Vientiane’deki zirvede görülen o ki, Çin eskiden ASEAN’ın ‘güçlü ortağı’ rolündeyken artık bölgede yeni, daha kapsamlı ve daha kuvvetli oluşumun öncüsü olarak sahneye çıkıyor. Bazı kesimler, ‘Doğu Asya Birliği’ projesini ASEAN+3’ün sadece isim değiştirmiş hali olarak görebilir ama arada çok büyük bir fark var. Birisinde Çin sadece bir ortak iken diğerinde lider olacak.

Doğu Asya’da Avrupa Birliği modelinde bir oluşum gerçekleşebilir mi? Bu kolay bir iş değil. Bu hedefe kademeli olarak ve uzun vadede ulaşılabilir. Bu arada bir takım sıkıntılar da söz konusu. ASEAN üyesi ülkelerin bir kısmı Çin’in bölgedeki etkisinin bu kadar artmasından şikayetçiler. Ayrıca bölgedeki ülkeler, Avrupa ülkeleri kadar homojen değiller. Uzaktan birbirlerine çok yakınlarmış gibi görülseler de aslında din, dil, kültür ve mentalite olarak birbirinden çok farklı özelliklere sahipler. ASEAN’ı oluşturan ülkelerin ekonomilerinin yapıları ve dolayısıyla bu ülkelerin ihtiyaçları ve hedefleri de birbirlerinden çok farklı. Örneğin Singapur’da kişi başına düşen GSYİH, 21 bin dolar seviyesindeyken bu rakam Kamboçya’da sadece 310 dolar.

Bununla birlikte, bazı ülkeler arasında tarihten kaynaklanan düşmanlıklar söz konusu. Bunun en büyük örneği de Çin ile Japonya. Japonya’nın 2. Dünya Savaşı öncesinde ve savaş boyunca Çin’i işgal altında tutması ve bu dönemde yaşanan olaylar Çin halkının hafızasında hala çok taze.

ÖNCE EKONOMİK FAYDALAR, SONRA SİYASET

Bütün bu sorunlar bölgesel entegrasyonun istenenden daha yavaş bir hızda gerçekleşmesine neden olabilir ama tamamen engel olmaları mümkün değil. Doğu Asya’nın küreselleşme çağındaki yeni ideolojisi ‘pragmatizm’. Karşılıklı ekonomik faydaların söz konusu oldukları yerde siyasi düşünceler geri planda kalıyor. Eskiden siyasi ilişkilerini geliştiren ülkelerin arasında sonradan ticari ve ekonomik ilişkiler de artarken, artık siyaset alanında kanlı bıçaklı olan ülkelerin arasında bile ticaretin ve yatırımların hızla artması mümkün olabiliyor. Bu nedenle ekonomik ve ticari ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve/veya gelişmesi için büyük bir potansiyelin mevcut olduğunun bilinmesi, siyasi alandaki sorunların çözümüne katkıda bulunuyor.

Taraflar arasında anlaşmanın sağlanması durumunda ilk ‘Doğu Asya Zirvesi’ önümüzdeki yıl Malezya’da yapılacak. Bu zirve bir ‘Doğu Asya Birliği’ yolunda önemli bir adım olacak. İkinci zirvenin ev sahipliğine talip olan ülke ise Çin Halk Cumhuriyeti?

Doğu Asya’da Çin liderliğinde bir bölgesel entegrasyon, bugün olmasa da, yarın ya da ertesi gün bizleri daha çok ilgilendirecek ve günlük hayatımızda kendisini daha fazla hissettirecek. Türkiye’nin de bir ‘Doğu Asya Birliği’ gerçeğine şimdiden hazırlanmaya başlaması gerekiyor. Madem Avrupa ile Asya arasında bir köprüyüz, bu köprünün sadece tek bacağına yüklenmektense biraz da öbür tarafı ile ilgilenmeliyiz. Türkiye’nin hedefi Avrupa Birliği’ne tam üyeliktir. Ancak bu gerçekleşse de gerçekleşmese de Türkiye, Doğu Asya ile olan ilişkilerini kuvvetlendirmek için somut adımlar atmaya başlamalıdır. Bölge ile olan ekonomik ilişkilerimizi ‘abi biz bu malları Çin’den çok daha ucuza alırız’ boyutundan çıkartıp daha geniş bir perspektife kavuşturmak için ilgili devlet kurumlarının yanısıra, özel sektör teşkilatları, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler de üzerlerine düşeni yapmak zorundalar.

İlişkilerin sadece ekonomi boyutunda ele alınması da doğru değil. Sadece Çin değil, tüm Doğu Asya ile diyaloğun artırılması, halkların birbirlerini daha iyi tanıyabilmeleri için çalışmaların yapılması gerekiyor. Çin’in baş döndürücü yükselişine kapılıp bu ülkeyi bölgeden ayrı tutarak ele almamalı, diğer ülkeleri ihmal etmemeliyiz. Japonya ve Güney Kore ile değişik boyutlarda ciddi çalışmalar yapılıyor ama ASEAN bölgesinde daha öğreneceğimiz çok şey var. Gelecekte bir gün o dönemin Çin Devlet Başkanı kalkıp da ‘Doğu Asya Birliği kurulmuştur’ dediği vakit, biz bunları hala yapmamış olursak yine treni kaçırdık demektir.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi, Genel, Uluslararası İlişkiler kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.