DTÖ ve kalkınma için ticaret

(Bu yazı ilk olarak Hedef dergisinin Ocak 2006 sayısında yayınlanmıştır.)

Küresel ekonomiyi yönlendiren uluslararası örgütlerin zirve toplantılarının iki ortak özelliği var. Birincisi, bu toplantılar yapılırken, sokaklar küreselleşme karşıtı göstericilerin protestolarına sahne oluyor ve kimi zaman şiddetin dozu kaçıyor. İkinci ortak özellik ise bu toplantılardan çıkan sonuçların kimseyi memnun etmemesi. 13-18 Aralık tarihlerinde Hong Kong’da gerçekleştirilen Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) VI. Bakanlar Konferansı da pek farklı olmadı. Hong Kong’un gökdelenleri arasında yüzlerce gösterici ‘serbest’ değil ‘adil’ ticaret isteğiyle DTÖ’yü protesto etti. Çıkan olayları, polisin müdahelesini ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in de içlerinde bulunduğu bazı katılımcıların halkın arasına karışma ve feribotla tahliye edilme hikayelerini medyadan bol görsel malzeme eşliğinde takip ettik. Bu yazıda ise toplantıda nelerin tartışıldığını, hangi sonuçlara varıldığını ya da varılamadığını tartışacağız.

(Karikatür, 19.12.2005 tarihli The Standard gazetesinden alınmıştır.)

Altı günlük DTÖ toplantısını birkaç alıntı satırla özetleyelim. ABD Senatosu Mali Komite Başkanı Charles Grassley: ‘Önemli konularda toplantı sadece tenekeyi yolun aşağısına itekledi.’ Endonezya’da yayınlanan The Jakarta Post gazetesi: ‘Toplantı, müzakereler için önceden beklenen, ancak biraz sulandırılmış bir çerçeve ile sonuçlandı.’ İngiltere’de yayınlanan Financial Times gazetesi: ‘DTÖ, Hong Kong toplantısında tüm zorlu müzakere konularını gelecek seneye bırakmak pahasına bir krizi önledi.’ Mauritius Ticaret Bakanı Madun Dulloo: ‘Az da olsa ilerleme sağlanabilmesi için birçok taviz vermek zorunda kaldık.’

Doha’dan Hong Kong’a uzanan yol

Yukarıdaki satırların ardında yatan gelişmelere değinmeden önce Hong Kong Bakanlar Konferansı’na kadar olan süreci ve çok taraflı ticaret müzakerelerinin varmış olduğu noktayı incelemek gerekiyor. Hong Kong toplantısı, DTÖ’nün ‘Doha Kalkınma Gündemi’ adı verilen ticaret müzakereleri turunun bir parçası. Söz konusu müzakere turu, 2001’in Kasım ayında Katar’ın başkenti Doha’da, tüm dünyanın 11 Eylül saldırılarının ardından küresel terörü tartışmakta olduğu bir ortamda başlatılmıştı. DTÖ’nün amacı temel olarak, küresel ticaretin serbestleştirilmesi ve ekonomiler arasında mal ve hizmet ticaretini düzenleyici müdahelelerin ve tarife engellerinin kademeli olarak kaldırılması. Ancak örgütün, kurulduğu 1995 yılından bu yana olan icraatına bakıldığında alınan kararların ABD ve Avrupa Birliği gibi küresel ticaretin egemen güçlerinin işine yaradığı, bu ekonomilerin kendi sanayilerini istedikleri gibi korumalarına imkan tanırken, kalkınmakta olan ülkelerin, ya da resmi tanımıyla ‘gelişmeye yakın ülkelerin’ pazarlarını serbest ticaret adı altında ithalata açarak buralardaki yerel sanayilerin gelişmesine engel olduğu gözlemleniyor. Her DTÖ toplantısında sokaklarda gösteriler yapılmasının sebebi de bu. DTÖ, eleştirilere cevap vermek amacıyla ‘kalkınma için ticaret’ kavramını daha çok vurguluyor. Doha müzakere turuna da bu yüzden ‘kalkınma gündemi’ adı verildi. Dünya Bankası’nın yayınladığı bir rapora göre, küresel ticaretin tamamen serbestleşmesi, tarifelerin ve diğer engellerin tamamen kalkması halinde 2015 yılında dünyanın toplam gelirine yılda 287 milyar dolar ekleniyor olacak. Bu veri, serbest ticaretin kalkınmayı destekleyeceği sağlayacağı tezini doğrular nitelikte.

1999 yılında Seattle’da yapılan zirve, protestolar sonucu bir sonuca varamadan dağılmıştı. 2003 yılındaki Cancun Zirvesi’nin de bir sonuç üretememesi, çok taraflı ticaret sisteminin giderek belirsizliğe sürüklenmesine ve DTÖ’nün işlevinin sorgulanmasına yol açtı. Bir yandan ‘gelişmeye yakın’ ve ‘az gelişmiş’ ülkelerin ihtiyaçlarına cevap verilemezken, diğer yandan da birçok ülke serbest ticaret anlaşmaları ve bölgesel anlaşmalarla tabir yerindeyse ‘kendi başının çaresine bakmaya’ başladı.

Cancun’un mirası

Eylül 2003’de Meksika’nın Cancun kentinde yapılan toplantıda, Doha Kalkınma Gündemi’nin 2004 yılı sonunda tamamlanması için bir çerçevenin kabul edilmesi gerekiyordu. Ancak bu toplantı başarısızlıkla sonuçlandı. Tarım konusunda görüşmeler tıkanmış ve ‘Singapur Konuları’ olarak ele alınan ve doğrudan tarifelerle ilgisi olmasa da DTÖ gündemine alınan yatırımların korunması, rekabet politikaları, kamu alımlarında şeffaflık ve ticaretin kolaylaştırılması konularında anlaşma sağlanamamıştı. Çin, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika’nın başı çektiği kalkınmakta olan ülkelerden oluşan G20 grubu, tarım konusunda ABD ve AB’nin önerdikleri anlaşmayı kabul etmemiş ve tarım konusunda çözüm getirilene kadar Singapur Konuları’nı müzakere etmeyi de reddetmişlerdi.

2004 yılı bitti ve Doha Kalkınma Turu tamamlanamadı. Hong Kong’da bir araya gelen bakanlar, 30 Nisan 2006’ya kadar bir taslak oluşturmayı ve 2006 sonuna kadar da tüm turu tamamlamayı kararlaştırdılar. Burada önemli bir tarih daha var. ABD’de Kongre’nin Başkan George Bush’a vermiş olduğu ticaret anlaşmalarını müzakere etme yetkisi Temmuz 2007’de sona eriyor. Bu arada Başkan Bush’un ticaret konusundaki bir takım politikaları ABD’deki büyük sanayi ve lobi grupları tarafından tepki topluyor. Bu nedenle Bush’a verilen yetkinin süresinin uzatılması zor görünüyor. Başka bir deyişle 2007 ortasına kadar Doha turu tamamlanmazsa, ABD işleri iyice zorlaştıracak.

Hong Kong’da kalkınma adına ne yapıldı?

Tarım, Hong Kong’da gündemin öncelikli maddesiydi. Tarım müzakerelerinin temelinde üç konu var. Bunlardan birincisi pazara giriş (tarifelerin indirilmesi ve kotaların artırılması yoluyla), ikincisi ihracat sübvansiyonları (sübvansiyonların kaldırılarak eşit rekabet ortamı sağlanması, ihracat kredileri, gıda yardımları ve diğer gizli sübvansiyonların da kaldırılması) ve üçüncüsü de iç pazar destekleri (aşırı üretime yol açan ve fiyatların suni olarak oynamasına sebep olan desteklerin azaltılması.)

Zirvede alınan kararlardan en çok ses getireni, 2013 yılına kadar tarım ürünlerine uygulanmakta olan tüm ihracat sübvansiyonlarının kaldırılması kararı oldu. Bu gerçekten iyi bir haber mi? Görünüşte öyle. Ancak biraz incelendiğinde ‘tarihi bir adım’ olmadığı anlaşılıyor. Gelişmiş ülkelerin uyguladıkları sübvansiyonların, ekonomileri büyük ölçüde tarıma dayalı olan gelişmeye yakın ülkeleri sıkıntıya soktuğu, haksız bir rekabet yaratarak ihracat imkanlarını kısıtladığı biliniyor. Şu anda Avrupa Birliği, başta süt ürünleri ve şeker olmak üzere tarım ihracatına yılda toplam 2.8 milyar euro’luk sübvansiyon veriyor ve çiftçilerinin dünya piyasalarında fiyat avantajı elde etmelerini sağlıyor. Bunların kaldırılması, küresel ‘kalkınma’ amacına uygun. Ancak, AB zaten Ortak Tarım Politikası çerçevesinde 2013 yılına kadar bu sübvansiyonların çoğunu kaldırmış olacak. Hong Kong’da bu durumu dile getiren AB Tarım Komisyoneri Mariann Fischer Boel, DTÖ çerçevesinde tarım konusunda daha fazla reform talep edilmesi durumunda bunu reddedeceklerini belirtti. Başka bir deyişle, AB zaten yapacağını yapıyor, fazlasına ise yanaşmıyor.

Diğer yandan ABD, tarıma yılda 20 milyar doların üzerinde destek sağlıyor. Ancak bunun büyük bir kısmını gıda yardımı ve ihracat kredisi şeklinde gerçekleştiriyor. Bu yüzden Hong Kong’da alınan kararın ABD’yi nasıl etkileyeceği meçhul. Bu arada Dünya Bankası’nın bir çalışması, tarımda tam anlamıyla serbest ticarete geçilmesi durumunda elde edilecek toplam kazancın sadece yüzde 2’sinin sübvansiyonların kaldırılmasından kaynaklanacağını ortaya koyuyor. Bu teorik bir çalışma olsa da, sübvansiyonların aslında ikincil öneme sahip olduğunu gösteriyor. Peki, asıl önemli olan tarım tarifelerinde, yani pazara girişte durum nedir’ ABD, AB ve G20’ler bu konuda tamamen ayrı düşüncelere sahipler ve ortak bir paydada buluşmaları zor görünüyor. Hong Kong toplantısının sonuç metninin tarım bölümünde yer alan 7. madde şu ifadelerle başlıyor: ‘Pazara giriş konusunda, ad valorem değerleri hususunda gelişme kaydedilmiştir. Tarife indirimlerinin yapılandırılması için dört bant kabul edilmiştir ve şu anda uygun aralıkların üzerinde mutabık kalınması ihtiyacı duyulmaktadır.’ Metnin, tarımla ilgili ek bölümünde ise şu ifadeler var: ‘Artık mevcut farklılıkların boyutunu azaltmamız gerekmektedir.’ Bu ne zaman ve nasıl olacak, hiçbir işaret yok.

Pamuk sübvansiyonları kalkıyor

Hong Kong’da tarım kapsamında ele alınan, üreticilerin yanısıra başlıca tüketici olan tekstil sektörünü de yakından ilgilendiren pamuk konusunda daha büyük bir adım atıldı. Buna göre gelişmiş ülkeler, pamuk için uygulamakta oldukları ihracat sübvansiyonlarını 2006 itibariyle tamamen kaldıracaklar ve ‘az gelişmiş’ statüsündeki ülkelerden (milli geliri en düşük olan 32 ülke) yapılan pamuk ithalatına tarife ve kota sınırlaması uygulamayacaklar. Bu durum en çok Batı Afrika’daki pamuk üreticisi ülkelerin işine yarayacak. Bu arada ABD, Bangladeş ve Kamboçya’dan yapmakta olduğu tekstil ve hazır giyim ithalatına uygulamakta olduğu tarifeleri kaldırmayı, bu ülkelerin fazlasıyla ‘rekabetçi’ olmaları gerekçesiyle reddetti.

Hong Kong toplantısının belki de en kayda değer tarafı, ‘az gelişmiş’ statüsündeki ülkelere sağlanan destek oldu. Gelişmiş ülkeler, 2008 yılı itibariyle bu ülkelerin ürünlerinin yüzde 97’sine pazarlarını tamamen açma taahhütünde bulundular. Ancak bu noktada, ABD’nin tekstil ürünlerini bu yüzde 97’nin içine dahil etmediğini belirtmek gerekiyor. Diğer yandan ‘ticaret için yardım’ kapsamında Japonya bu ülkelere 10 milyar dolarlık ek bir yardım sağlamayı, ABD, yıllık katkısını 2010 yılına kadar ikiye katlayarak 2.7 milyara çıkartmayı kabul etti. AB de bu alanda bir artırıma gidecek ama bu paraların nasıl ve ne için kullanılacağı hususunda da bir belirsizlik söz konusu.

Sanayi ürünleri ve hizmet ticaretinde gelişme yok

Doha Kalkınma Gündemi’nin bir parçası olan Hong Kong’da ‘kalkınma’ adına sadece bunlar yapıldı. Diğer yandan tarım tarifelerinde olduğu gibi gelişmeye yakın ülkeler için büyük önem taşıyan sanayi ürünleri tarifeleri ve hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi konularında hiçbir gelişme kaydedilemedi; sadece niyet belirtildi. Gelişmiş ülkeler, tarım konusunu koz olarak kullanarak özellikle ‘tarım-dışı piyasalara giriş’ konusunda gelişmeye yakın ülkelerden taviz koparmak ve bu şekilde bu ülkelerin piyasalarına daha rahat girmek istiyorlar. Örneğin, ABD’nin önerisi, sanayi ürünlerinde tarifelerin tüm dünyada 2010 yılına kadar ortalama yüzde 5-7 seviyesine kadar indirilmesi şeklinde. Başını G20’lerin çektiği gelişmeye yakın ülkeler ise henüz yeterince güçlenmemiş olan sanayilerini ithal malların baskısına maruz bırakmak istemiyorlar, korumacılığa devam ediyorlar ve tarım konusunda ciddi adımlar atılmadıkça da bu konuda taviz vermeye yanaşmıyorlar. DTÖ, ‘konsensus’ yöntemiyle çalışıyor, yani her üyenin bir kararı veto etme hakkı var ve herkes ‘tamam’ demeden hiçbir karar geçemiyor.

Hong Kong toplantısının sonuç metni sanayi ürünleri ve hizmet ticareti konusunda hiçbir gelişme kaydedilemediğini açıkça ortaya koyuyor. 23. madde (tarım-dışı piyasalara giriş): ‘Müzakereleri sonuçlandırmak için daha yapılması gereken çok iş olduğunu kabul ediyor ve bu nedenle, Doha hedeflerine ulaşılabilmesi için çalışmaları hızlandırmayı kabul ediyoruz.’ 26. madde (hizmet müzakereleri): ‘Tüm üye ülkeleri hizmet ticaretinde kademeli olarak daha fazla serbestleşme sağlanabilmesi ve gelişmeye yakın ülkelere uygun bir şekilde esneklik tanınması için müzakerelere aktif bir şekilde katılmaya davet ediyoruz.’

Sonuç olarak, Hong Kong toplantısı, Seattle ve Cancun gibi bir başarısızlıkla sonuçlanmadı. Ancak günü kurtarmanın da fazlaca ötesine gidemedi. DTÖ Genel Direktörü Pascal Lamy’ye göre, Doha turunun yüzde 60’ı tamamlandı, gerisi de önümüzdeki yıl tamamlanacak. Lamy, Hong Kong toplantısının DTÖ gündemini fakir ülkelerin lehine olacak şekilde dengelediğini ve gelecek yılki çalışmalar için gerekli olan siyasi enerjiyi sağladığını düşünüyor.

Küresel ticaretin geleceği

Doha Kalkınma Gündemi, zamanında tamamlanabilecek ve gerçekten kalkınmayı sağlayabilecek mi’ Bu soruya iki tanınmış ekonomistin ağzından cevap arayalım. ‘Küreselleşme: Büyük Hayal Kırıklığı’ adlı kitabın yazarı ve 2001 Nobel Ekonomi Ödülü sahibi Joseph Stiglitz, ‘Doha turunun fakir ülkelere hiçbir fayda sağlamayacağını’ öne sürüyor ve ekliyor: ‘ABD, sadece gelişmeye yakın ülkeler için hiçbir yararı olmayan girişimlerde bulunduğunu açıkça gösterdi.’ Stiglitz’e göre Çin ve Hindistan, ticaret müzakerelerinde daha etkin olabilirler, ancak bunu DTÖ dışında yapmak kaydıyla. Karşıt görüşteki, ‘Küreselleşmenin Savunması’ kitabının yazarı ve 2005 Nobel Ekonomi Ödülü adayı Jagdish Bhagwati ise ‘Başarabiliriz’ diyor ve doğru politikaların uygulanması halinde Doha turunun zamanında ve başarıyla tamamlanabileceğini iddia ediyor. Bhagwati’ye göre tarım konusundaki görüş ayrılıkları kapanamayacak büyüklükte değil ve tarım ile sanayi ürünleri arasında bir denge kurulması, hizmet ticaretinde gelişme sağlanması ve fakir ülkelere serbest ticarete uyum sağlayabilmeleri için kurumsal destek verilmesi halinde Doha turu olumlu sonuçlanabilir.

‘Kalkınma için ticaret’ diyoruz. Doha müzakere turu bunu amaçlıyor. Ancak olaya bir de ‘kalkınmakta olanların’ gözünden bakmak gerekiyor. Tarım sübvansiyonlarından bahsediyoruz, ancak Avrupa’da bir inek için devlet günde 2.20 dolarlık ödeme yaparken, dünyada 1.2 milyar insanın bundan daha az bir gelirle hayatta kalmaya çalıştığını unutabiliyoruz. Serbest ticaretin kalkınmayı sağlayacağını umarken, öncelikle bahis konusu ülkelerin ticaretini yapabilecekleri, rekabet avantajına sahip ürünler üretmesi gerektiğini hatırlamak gerekiyor. Ticaret istediği kadar serbest olsun, satacak birşeyi olmayan bir adam nasıl para kazanabilir ki’ Uganda’da yayınlanan New Vision gazetesinde Samuel Mugasi imzalı bir yazı bu durumu ortaya koyuyor: “Diyelim ki, zengin ülkeler pazarlarını bugün sonuna kadar açtılar. Afrika ülkelerinin ihraç edecek neyi var ki? Tarımda ciddi bir potansiyelimiz ve mukayeseli avantajımız var, ancak kaç tane çiftçimiz dünya standartlarına uyan, pazarlanabilir, ihtiyaç fazlası üretim yapabiliyor ki? Uganda’da tarım hayatta kalmak için yapılıyor ve birçok aile kendisine yetecek kadar yiyecek bile bulamıyor.”

Hong Kong’daki toplantı salonunda ilginç bir bir konuk vardı. 2 yaşındaki küçük kız Maria-Gloria, Lüksemburg delegesi olan annesi Christiane Daleiden-Distefano’nun kucağında geldiği DTÖ toplantısında tüm katılımcıların sevgilisi oldu. Umarız ki, 2006’da, 2007’de olmasa da en azından Maria-Gloria büyüyüp bir genç kız olduğunda dünya adil ve sadece egemen güçlerin değil, tüm ülkelerin ve tüm insanların ihtiyacına karşılık veren bir ticaret sistemine sahip olur.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi, Uluslararası İlişkiler kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.