Kanuni Devrinde Çin?de Osmanlı Tüfeği ve Osmanlılar

Türk-Çin ilişkilerinin tarihsel boyutuna yönelik olarak bugüne kadar birçok değerli çalışma yapıldı. Gerek hocalarımızın, gerekse genç akademisyen arkadaşlarımızın Türk ve Çin kaynaklarından faydalanarak, iki ülkedeki arşivleri kullanarak, titizlikle yaptıkları çalışmalar çoğumuz için ?Çin Seddi?ni Türklere karşı yapmışlar? klişesinin ötesine gitmeyen Türk-Çin ilişkileri tarihine bakış açısının derinleşmesini ve zenginleşmesini sağladı. Bununla birlikte bu çalışmaların büyük ölçüde iki tarihsel dönem üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Bunlardan birincisi İslamiyet öncesi dönem ve bu kapsamda Hunlar ve Göktürkler?in Çin hanedanları ile olan etkileşimleri üzerinde yapılan çalışmalar, ikincisi ise modernleşme süreci ve bu çerçevede 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başları her ikisi de artık son demlerini yaşamakta olan iki imparatorluk arasındaki ilişkilere dair çalışmalar.

Bozok Üniversitesi öğretim üyesi Giray Fidan?ın yeni çıkan kitabı, Türk-Çin ilişkileri açısından fazlaca araştırma konusu olmamış bir döneme, 16. yüzyıla, Osmanlı?da Kanuni?nin, Çin?de ise Ming hanedanının hüküm sürdüğü yıllara götürüyor bizleri. Bu dönemde iki imparatorluk arasında yoğun bir diplomasi trafiği olduğunu görüyoruz. Ming dönemi kayıtlarını inceleyen Fidan, İstanbul?dan Ming Çin?ine ilki 1423, sonuncusu ise 1627 yılında olmak üzere toplam 19 heyet gittiğini anlatıyor.

Fidan?ın anlatısının merkezinde Osmanlı?dan Çin?e elçi olarak giden, Çin imparatorunun talebi üzerine kardeşi ile birlikte Pekin?e yerleşen ve yaklaşık kırk yıl boyunca burada kalarak imparatorun Yakın Muhafız ve İstihbarat Örgütü?nde görev yapan bir Osmanlı elçisi yer alıyor. Çin kaynaklarında bu Osmanlı elçisinin adı ?Duo Si Ma?, kardeşi ise ?Ba Bu Li? olarak geçiyor. Fidan, bu iki Osmanlının asıl isimlerinin kaynaklarda zikredilmediğine dikkat çekiyor; ancak ses benzerliği ilkesinden yola çıkarak Duo Si Ma?nın Osman, Desim, Tursun ya da Dursun; Ba Bu Li?nin ise babür olabileceğini bildiriyor.

Fidan?ın kitabından Kanuni döneminde Osmanlı?dan Çin?e bir teknoloji transferi yapıldığını da öğreniyoruz. Buna göre Çinli devlet adamları Duo Si Ma?dan bir Osmanlı tüfeği istiyorlar, Duo Si Ma da bilgilerini Çinliler ile paylaşıyor ve Çin?de Osmanlı tipi tüfeklerin üretilmesini sağlıyor. Buna bir teknoloji transferi diyebileceğimiz gibi, Çinlilerin daha o zamanlardan dünyanın dört bir yanından teknoloji alarak kopyadıkları şeklinde bir yorumda da bulunabiliriz. Bu arada Fidan?ın verdiği, o dönemde Duo Si Ma dışında hiçbir yabancının imparatorun gizli servisinde çalışmasına izin verilmediği bilgisi de oldukça önemli.

Kitapta orijinal metni ve Türkçe çevirisi birlikte verilen, 1598 yılında saray sekreteri Zhao Shi Zhen tarafından imparatora sunulmak üzere hazırlanan ?Olağanüstü Silahlar Kılavuzu?nda (shén qì p?), Osmanlı tüfeklerinin yapısı, nasıl kullandıldıkları ve atış stilleri detaylı olarak anlatılıyor.

Osmanlı tarihini ne yazık ki ortaokul ve lise yıllarında bizlere nasıl gösterildiyse öyle, yani sadece savaşlar üzerinden okumak gibi bir alışkanlığımız var. Kanuni dönemine de bu açıdan bakıyor ve Osmanlı?nın dış dünya ile olan ilişkisini büyük ölçüde Batı?ya yapılan seferlerle kısıtlayarak düşünüyoruz. Bununla birlikte bu kitap gibi çalışmalar, Osmanlı?nın o dönemde gerçek bir küresel vizyona sahip olduğunu ortaya koyuyor. Yazımızı kitabın sonuç kısmından bir alıntıyla noktalayalım:

Bu çalışma coğrafi olarak birbirlerinden ne kadar uzak olursa olsun, Osmanlı?nın Çin?e ilgi duyduğunu; Çin ile ilişkiye girdiğini ve Çin?e teknoloji transferi gerçekleştirdiğini göstermektedir. Osmanlı-Çin ilişkilerinin çok yönlü araştırılmasının gerekliliği bu çalışmadan sonra ortaya çıkmaktadır. Bu iki büyük güç birbirlerini çok iyi tanımasalar bile birbirlerinden tamamen habersiz değillerdir.

“Kanuni Devrinde Çin?de Osmanlı Tüfeği ve Osmanlılar”, Giray Fidan, Yeditepe Yayınevi, 2011, 208 sayfa.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Kitap, Tarih, Türkiye ve Asya kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.