İmparator’u Kurtarmak

İkinci Dünya Savaşı’nın sonu. Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra Japonya teslim olmuş durumda. Ülke galip güçler tarafından işgal ediliyor ve General Douglas MacArthur komutasındaki Amerikan birlikleri ülkede geçici bir işgal yönetimi kuruyorlar. Bu yönetimin öncelikli görevi ise “savaş suçlularını” yani mağlup tarafın yönetici ve komutanlarını mahkeme karşısına çıkartmak.

EMPEROR (Coming Soon)posterBugün izlediğim, yönetmenliğini Peter Webber’in yaptığı, başrollerini ise Tommy Lee Jones ile Matthew Fox’un paylaşdığı “Emperor” (İmparator) filmi, bu döneme odaklanıyor. Washington, MacArthur’a önemli bir görev veriyor: Japon İmparatoru Hirohito’nun savaştaki sorumluluğunu tespit etmek ve buna göre cezalandırılıp cezalandırılmayacağına karar vermek. MacArthur, sağ kolu General Bonner Fellers’i bu konuda araştırma yapmakla görevlendiriyor. Film boyunca Fellers’in çalışmalarını izliyoruz. Japon komutanların ve siyasetçilerin ifadelerini alıyor, Hirohito ile MacArthur arasında bir görüşme yapılmasını sağlıyor ve tüm bunların sonucunda Hirohito’nun Japonya’nın savaşa girmesindeki rolünün hiçbir zaman anlaşılamayacağına, bununla birlikte savaşın sona erdirilmesinde önemli rol oynadığına karar veriliyor. İmparatoru cezalandırmanın Japonya’yı karışıklığa, hatta iç savaşa sürükleyeceğini düşünen MacArthur ve adamları, ABD’nin savaş sonrası dönemde Sovyetler’in komünist tehdidine karşı Pasifik’in Batı yakasında istikrarlı ve kendi çzigisinde bir Japonya’ya ihtiyaç duyması sebebiyle Hirohito’ya dokunmuyorlar. Başka bir deyişle İmparator kurtarılıyor.

Film, bu tarihi süreci net bir şekilde ortaya koyuyor. Konunun derinliklerine inilmese de o dönemde ne olup bittiğini, Hirohito’nun nasıl tahtını koruyup, 1989’daki ölümüne kadar Japonya’nın sembolik lideri olarak kaldığını anlıyoruz. Filmin tarihsel gerçeklikten uzaklaştığı alan ise kahramanların özel hayatı ile ilgili. General Fellers ile 1930’ların başında ABD’de tanıştığı, sonra peşinden Japonya’ya gittiği Japon bir kız arasındaki aşk hikayesi filmin içerisine serpiştirilmiş. Kimilerinin hoşuna gidebilir, sonuçta bu bir belgesel değil, kimi için ise gereksiz olabilir. Ama şu bir gerçek ki, tarihte böyle bir hikaye yok. Fellers, 1925’te Amerikalı bir hanımla evlenmiş, işgal sırasında Japonya’da bulunduğu ve Japon kızı aradığı dönemde aslında gerçek hayatta ABD’de bir eşi ve 15 yaşında bir kızı var. Filmin bu konuda tarihsel gerçeklikten ciddi bir şekilde sapmış olması nedeniyle, Fellers’in ailesi gerçek hikayeyi anlatan bir web sitesini yayına sokmuş.

Film savaş sonrası Hirohito’nun durumunu derinlemesine bir analiz yapmasa da ana hatları ile anlatıyor. Bununla birlikte tarihi anlatmak adına filmde iki önemli nokta dikkatimi çekti. Bir sahnede Fellers’in sorguya çektiği eski Başbakan Fumimaro Konoe şöyle diyor:

Her ikimiz de suçluyuz… Evet, Çin’i işgal ettik. Ama bizden önce İngiltere ve hatta Portekiz de aynısını yapmadı mı? Evet, Singapur’u ve Malaya’yı aldık. Ama bunları İngilizler’den aldık. Filipinler’i Filipinlilerden değil Amerikalılardan aldık, onlar da İspanyollardan almıştı. Güç kullanarak toprak almak uluslararası bir suçsa eğer, İngiliz, Fransız, Hollandalı ve Amerikalı liderleri kim bunun için yargıladı? Kimse. Peki, Japonya’yı farklı kılan nedir? Hiçbir şey. Görüyorsunuz ya general, biz sadece sizden gördüğümüzü uyguluyoruz.

Mesele tabii ki Japonya’yı haklı çıkarmak değil. Ama bu sözler bize şunu hatırlatıyor: Savaşların sonunda kazanan ve kaybedenler olur. Ama bu kazananın suçsuz ve haklı, kaybedenin suçlu ve haksız olduğu anlamına gelmez. Aralarındaki tek fark birinin gücünün diğerine üstün gelmiş olmasıdır.

Filmde ilgimi çeken diğer bir husus ise bombalanmış Tokyo’yu ön plana çıkartması oldu. Hiroşima ve Nagazaki’ye ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Ancak Tokyo’nun Amerikan bombardıman uçakları tarafından aylar boyunca nasıl bombalanarak tam anlamıyla dümdüz edildiğini, bu bombardıman sonucunda Tokyo’da Hiroşima ve Nagazaki’ye nazaran çok daha fazla sayıda insanın öldüğünü, sakat ve evsiz kaldığını pek bilmiyoruz. Filmdeki şehir görüntüleri bu gerçeğe dikkatimizi çekiyor. Bence bu açıdan en çarpıcı sahne ise DVD versiyonunda bulabileceğiniz, çıkartılmış sahneler içerisinde yer alan bir görüntü: Evlerin enkazı üzerinde oynayan çocuklar ve paramparça olmuş bir piyanonun tuşlarına basarak piyano çalıyormuş gibi yapan bir küçük kız çocuğu. En az Isao Takahata’nın savaşın acılarını anlatan “Hotaru No Haka” (Ateşböceklerinin Mezarı) isimli çizgi filmi kadar insanın yüreğini burkan bir sahne.

IMG_0608

“Emperor” filmini beğendim. Filmin fragmanını buradan izleyebilirsiniz.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Kültür, Tarih kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.