Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri Raporu

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) İstanbul Ekonomi Araştırmaları koordinatörü, değerli dostum, Sadık Ünay ile birlikte kaleme aldığımız “Küreselleşme Sürecinde Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri” başlıklı raporun tanıtımını SETA İstanbul’da düzenlenen bir panel ile gerçekleştirdik. Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Mustafa Koca ile Çin Halk Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu ticaret ataşesi Mao Jingsong’un da katıldığı panelde raporla ilgili bilgiler verilirken, Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkiler farklı açılardan ele alındı.

SETA İstanbul'da “Küreselleşme Sürecinde Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri”  paneli

SETA İstanbul’da “Küreselleşme Sürecinde Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri” paneli

Panelde yaptığım sunum:

Raporun tanıtım yazısı:

Son yıllarda dünyanın en büyük ikinci ekonomisi haline gelen ve giderek yüksek teknolojili ve katma değerli üretim alanlarına yoğunlaşan Çin Halk Cumhuriyeti ile yeni diplomatik ve ekonomik ilişkiler geliştirme iradesi taşıyan Türkiye arasındaki ilişkiler hızla yoğunlaşmaktadır. Dünya ekonomisinin başlıca büyüme motoru olarak görülen ve hem önde gelen bir üretici, hem de genişleyen bir pazar kimliğiyle küresel yönetişim platformlarında ağırlığını arttıran Çin ile proaktif dış politikası ve ekonomik açılımları ile bölgesel bir çekim merkezi olarak dikkat çeken Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin her yönüyle detaylı olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır. Zira özellikle büyük çaplı kamu altyapı ve enerji yatırımları üzerinden Çin’in Türkiye’deki ekonomik mevcudiyeti hızla güçlenmekte; karşılıklı ticarette Türkiye’nin verdiği açığın yönetilebilmesi için yeni stratejiler geliştirilmesi gerekmektedir.

SETA İstanbul’dan Doç. Dr. Sadık Ünay ve Boğaziçi Üniversitesi Asya Araştırmaları Merkezi’nden Dr. Altay Atlı tarafından kaleme alınan “Küreselleşme Sürecinde Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri” başlıklı analiz; başta karşılıklı ticaret dengesi, doğrudan dış yatırımlar, teknoloji transferi gibi kritik konular olmak üzere pek çok açıdan Türkiye-Çin ilişkilerini masaya yatırmaktadır.

Raporu indirmek için kapak görseline tıklayınız.

Panel ile ilgili olarak Anadolu Ajansı’nın haberinden:

SETA İstanbul’da gerçekleştirilen “Küreselleşme Sürecinde Türkiye-Çin İlişkileri” konulu panelde, karşılıklı ticaret dengesi, doğrudan dış yatırımlar ve teknoloji transferi gibi konular olmak üzere Türkiye-Çin ekonomik ilişkileri ele alındı.

SETA İstanbul Ekonomi Araştırmaları Koordinatörü Sadık Ünay, moderatörlüğünü yaptığı panelde, Çin’in dünya ekonomisinde işgal ettiği yerin hem büyüklük hem de nitelik açısından önemli olduğunu belirterek, alım gücü paritesi üzerinden hesaplanmış milli gelir rakamları esas alındığında 12,3 trilyon dolar çapındaki ekonomisiyle Çin’in ABD’nin ardından dünyanın ikinci en büyük ekonomisi olduğunu söyledi.

Çin’in 2 trilyon dolar ihracat hacmiyle dünyanın en fazla ihracat yapan ülkesi olduğuna işaret eden Ünay, “Çin ayrıca dünyanın en fazla döviz rezervine sahip ülkesi ve dünyada ABD’den sonra en fazla doğrudan yatırım çeken ikinci ülke” dedi.

Ünay, dünya sistemi içinde kendi özgül ağırlığını artırmaya çalışan Çin’in dış politikasında yeni bölgelere açılma politikası ve ekonomisindeki teknolojik altyapıyı geliştirme isteğiyle Türkiye’ye benzediğini de ifade etti.

Anadolu Aslanları İşadamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Mustafa Koca, Çin ile Türkiye ilişkilerinde ilk dikkati çeken konunun dış ticaret açısından Türkiye’nin yüksek eksi bakiyede bulunduğu gerçeği olduğunu belirterek, “Çin’le 30 milyar dolara ilerleyen dış ticaret hacminde bizim ihracat payımıza düşen miktar 4 milyar doları bulmuyor” dedi.

Kamu yönetimi nezdinde son dönemde gerçekleştirilen farklı anlaşmaların Çin’le ihracat yollarını açtığına değinen Koca, “Özellikle gıda konusu büyük bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Sanayi alanları da bizler için bir fırsat taşıyor. İthalatın kaynağı gibi gözüken Çin aslında bizim gibi bir çok ülke için ihracatın da kaynağı olmaya devam ediyor” diye konuştu.

Koca, Çin’in vize konusunda daha rahat davranması gerektiğini vurgulayarak, “Çin 30 yıldır içinde bulunduğu konjonktürü doğru takip etmek suretiyle hakkı olduğu yere geldi. Biz de portakaldan, fındıktan nükleer projeleri konuşacak seviyelere geldik. Bunlar artık Türkiye ve Çin olarak bizi bir kaliteye zorluyor” ifadelerini kullandı.

Çinli firmaların Türkiye’deki yatırımlarına kültürel yatırımların da eklenmesi gerektiğini dile getiren Koca, karşılıklı tanıma ve iyi niyet olsa da prosedürel olarak Türkiye ile Çin arasında katedilmesi gereken çok yol olduğunu söyledi.

Boğaziçi Üniversitesi Asya Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Koordinatörü Altay Atlı ise Sadık Ünay ile birlikte hazırladıkları “Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri” başlıklı analize dair bir sunum gerçekleştirdi.

Çin ekonomisinin, küresel ekonomik kriz sonrasında görece hız kesmiş olsa da yüzde 7,7’lik bir büyüme gerçekleştirdiğine işaret eden Atlı, Çin’in sahip olduğu sermaye birikimiyle yurt dışında da yatırımcı haline geldiğini, Afrika, Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve hatta Avrupa’da Çin şirketlerinin yatırım yaptıklarını söyledi.

Çin ekonomisinin şu anda bir yapısal dönüşüm içerisinde olduğunu anlatan Atlı, küresel ekonominin başat aktörlerinden biri olan Çin’deki her değişikliğin diğer bütün ülkeler için önemli olduğuna dile getirdi.

Atlı, 2013 yılı itibariyle Türkiye’nin Çin’e ihracatı 3,6 milyar dolar iken, Çin’den ithalatının 24,7 milyar dolar olduğuna dikkati çekerek, “Türkiye Çin’e sattığı her bir dolarlık mal karşılığında bu ülkeden yaklaşık 7 dolarlık mal satın alıyor. Çin mallarının Türk pazarını işgal ettiği, Türk üreticisinin zarar gördüğü raporları vardı. Düşük standartlı, sağlık açısından tehlikeli ithalata tabii ki karşı olmak lazım. Ama Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalattan sağladığı faydalar da var. Çin’den yapılan ithalat tüketicinin alım gücünü artırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin Çin ile ticaretinde ihracatın ithalatı karşılama oranının 2013 yılında yüzde 14,6 olarak gerçekleştiğini belirten Atlı, bu oranın mevcut eğilimler bağlamında devam etmesi durumunda iki ülkenin hükümetleri tarafından 2020 yılı için belirlenen 100 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılmasının beraberinde Türkiye açısından yaklaşık 75 milyar dolarlık bir açık getireceğine işaret etti.

Türkiye’de toplam 406 milyon dolarlık Çin sermayesi bulunduğunu aktaran Atlı, bu rakam doğrudan yabancı yatırım tanımına girmeyen büyük ölçekli proje, altyapı ve diğer taahhüt hizmetleriyle birlikte alındığında Çin’in Türkiye’deki ekonomik varlığının önemli bir seviyeye ulaştığını kaydetti. Atlı, Çin’deki Türk sermaye stokunun ise 111,4 milyon dolar seviyesinde olduğunun bilgisini verdi.

Çin’in Ticari Ateşesi Mao Jingsong ise 2010 yılında Çin ile Türkiye arasında gerçekleştirilen stratejik ortaklığın birçok projeyi gündeme getirdiğini ifade etti.

Çin’in dışa açılma ve reform politikalarından sonra çok sayıda yabancı firma çektiğini anlatan Jingsong, Türkiye’den bir firma için de Çin’de iş yapmanın kolay bir zemini bulunduğunu söyledi.

 

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Akademik, Ekonomi, Türkiye ve Asya kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.