Kuzey Kore Nasıl Ayakta Duruyor?

360_noko_economy_0617

Kuzey Kore dendiği zaman aklımıza dünyaya tamamen kapalı, Stalinist bir totaliter rejimle yönetilen, insanları açlıktan kırıldığı halde sürdürdüğü nükleer silahlanma programı ile sadece Asya’yı değil tüm dünyayı tehdit eden bir ülke aklımıza geliyor. Bu ülkeyi haklı olarak 21. yüzyılın küresel dünyasında bir anomali, Soğuk Savaş’ın arkaik bir kalıntısı olarak görüyoruz. Ancak Kuzey Kore hakkında edinebildiğimiz bilgiler, büyük ölçüde bu ülkenin gerçekleştirdiği füze denemeleri ve liderleri Kim Jong Un’un yönetimdeki kadroları tasfiyeye yönelik uygulamaları ile kısıtlı kalıyor ve bu nedenle önemli bir soruya cevap bulamıyoruz: Bu durumdaki bir ülke hala nasıl ayakta duruyor? Çin yönetiminin yıllardır en büyük korkusu, Kuzey Kore’de ekonominin tamamen çöküp bir sosyal patlamaya yol açması, milyonlarca insanın artık kaybedecek bir şeyleri olmadığı için tüm tehlikeyi göze alarak sınırı aşması ve Çin’e geçmesidir. Bu neden gerçekleşmiyor?

Kuzey Kore, dünyanın en zayıf ekonomilerinden birisine sahip. Birleşmiş Milletler verilerine göre ülkede kişi başına düşen gayrısafi milli hasıla 621 dolar. Bir kıyaslama yapılacak olursa bu rakam Güney Kore’de 26,482 dolar seviyesinde. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana neredeyse hiç yatırım almayan sanayi iyice çağdışı kalmış durumda, tarım ise verimsiz bir şekilde ve iklim koşulları müsaade ettiği ölçüde sürdürülebiliyor. Pyongyang yönetimi ülkenin mevcut kaynaklarını nükleer programlara yönlendirirken, uluslararası ambargolar da ülke dışından kaynakların gelmesini engelliyor.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Kuzey Kore ekonomisinin ayakta kalmasını sağlayan bir takım etkenler var. Son dönemlerde Kuzey Kore ekonomisinin büyüme sürecine girmesi, 2010 yılında yüzde 0,5 oranında küçülmüşken, ilerleyen yıllarda pozitif oranlara geçilmesi ve 2013 yılında da yüzde 1,1’lik bir büyüme kaydedilmesi, Kuzey Kore’nin bu anlamda halen kısıtlı ve kırılgan olsa da bir aşama kaydettiğini gösteriyor.

Kuzey Kore’nin ihracatı artıyor

Dış ticaret, Kuzey Kore’ye ekonomisini ayakta tutan etkenlerin başında geliyor. Kuzey Kore’nin çok büyük bir ticaret hacmi yok ve olduğu kadarıyla da açık veriyor: 2014 yılında yapılan 3,33 milyar dolarlık ihracata karşılık 4,02 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirilmiş. Ancak son dönemlerde uluslararası ambargoya rağmen ihracatın ithalattan hızlı artması dikkat çekiyor. On yıl önce, 2004’te, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 55,5 iken bu oran 2014 itibariyle yüzde 82,7’e yükselmiş durumda.

Kuzey Kore, ihracatının büyük bir kısmını, 2014 yılı rakamlarına göre yüzde 86,1’ini, Çin’e yapıyor. Son beş yıldır Kuzey Kore’nin ihracatındaki genel artış yılda yüzde 12 ortalaması ile gerçekleşirken Çin’e yapılan ihracat için bu oranın yüzde 21 seviyesinde olması, Çin pazarının Kuzey Kore için öneminin giderek artacağını gösteriyor. Bu arada Kuzey Kore, ithalatının da yüzde 87,5’ini Çin’den yapıyor.

Kuzey Kore ile Çin arasındaki ticaret güçlü bir karşılıklı fayda temeli üzerine inşa edilmiş durumda. Kuzey Kore, başta kömür, manyezit, bakır, demir, çinko, altın ve nadir toprak metalleri olmak üzere zengin yer altı kaynaklarına sahip bir ülke. Güney Kore kurumları tarafından yapılan hesaplamalara göre Kuzey Kore’nin yer altı kaynaklarının toplam değerinin 6 trilyon doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Çin için Kuzey Kore yakıt ve ham madde ihtiyaçlarını yüksek hacim ve başka hiçbir yerde bulamayacağı kadar düşük maliyetle karşılayabileceği bir kaynak; Kuzey Kore için ise Çin ambargolara ve lojistik engellerine takılmadan satış yapabileceği bir pazar konumunda.

İşçi dövizleri

Yer altı kaynaklarından sonra Kuzey Kore’nin en büyük ihracat kalemini tekstil ürünleri oluşturuyor ve burada da yine Çin en büyük alıcı olarak ön plana çıkıyor. Tekstil ticareti, Çin-Kuzey Kore sınır boyunca farklı ekonomik bütünleşme şekillerinin de oluşmasına yol açtı. Sınırın iki tarafında kurulan fabrikalarda hammadde Çin’den, işgücü Kuzey Kore’den gelecek şekilde üretim yapılıyor. Yaklaşık 20 bin kadar Kuzey Koreli vatandaşının Çin tarafındaki fabrikalarda çalıştığı biliniyor. Son derece düşük maliyetle yabancı markalar için fason olarak üretilen ürünler “Made in China” etiketiyle tüm dünyaya ihraç ediliyor ve Kuzey Kore bu kanaldan ciddi bir gelir sağlıyor. Washington Post gazetesinde yer alan bir habere göre bu şekilde çalışan Kuzey Koreli bir tekstil işçisi günde 13 saat, ayda 28-29 gün emek sarf ediyor, eline aylık 300 dolar geçiyor, bu paranın üçte biri kendisine kalıyor, geri kalanı Kuzey Kore devletine gidiyor.

Çin, Kuzey Kore’nin işçi gönderdiği tek ülke değil. Tüm dünya genelinde çalışan Kuzey Korelilerin sayısının 80 bin bulduğu tahmin ediliyor. Bu işçilerin ülkelerine gönderdikleri dövizler, Kuzey Kore ekonomisi için önemli bir kaynak sağlıyor. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nün hesaplamalarına göre Çin dahil tüm dünyadaki Kuzey Koreli işçilerin ülkelerine sağladıkları kaynağın toplam tutarı yılda 90 milyon doları buluyor. Kuzey Kore’nin dış ticareti dendiği zaman şüphesiz ki tablonun içerisinde silah ve nükleer teknoloji satışları da var. Bu kalemler resmi rakamlarda gözükmese de, Pyongyang’ın bu alanda yılda 1,5 milyar dolara yakın bir gelir sağladığı tahmin ediliyor.

Kuzey Kore ekonomisi açısından önemli bir gelişme, devletin ekonomideki ağırlığının devam etmesine rağmen özel sektöre de bir yaşama alanı ayırılması ve bu alanın giderek büyümesi. Ülkede yaklaşık yirmi yıldır bir özelleştirme ve piyasa dinamiklerine ağırlık verme söylemi olsa da somut sonuçlar ancak son birkaç yıldır hayata geçirilen uygulamalarla alınmaya başladı. Halen ülkedeki özel girişim bireysel teşebbüslerden ya da küçük ölçekli işletmelerden oluşuyor; orta ve büyük ölçekli şirketler ise devletin tekelinde. Ancak bireye kendi girişimiyle refah seviyesini artırabilmesi için bir imkan tanınmış olunması, Kuzey Kore açısından önemli bir gelişme.

Deneme mahiyetinde piyasa reformları

Kuzey Kore’de ekonomik reform denemeleri de yapılıyor. Tarım sektöründe devlet eskiden üretiminin tamamına el koyup çiftçilere sabit bir miktar bırakırken, 2012’de alınan bir kararla çiftçilerin yaptıkları üretimin daha büyük bir kısmını ellerinde tutma ve bunları ülke genelinde hayata geçirilen çiftçi pazarlarında satma imkanı tanındı. Bu uygulama tarım dışı alanlarda da yaygınlaştırılıyor. Kamu iktisadi teşekküllerine yaptıkları üretimin bir kısmını piyasa fiyatlarında satma ve ihracata yönlendirme özgürlüğü getirildi. Diğer yandan Kuzey Kore genelinde faaliyete geçirilen yirminin üzerindeki özel ekonomik bölgede, her ne kadar ciddi yatırım açıkları ve altyapı yetersizlikleri söz konusuysa da, yeni girişimlerin desteklenmesi için uygun bir ortam sağlanması amaçlanıyor.

Tüm bu gelişmeler Kuzey Kore ekonomisinin en azından şimdilik ayakta durmasını sağlıyor. Uzun vadede ise Kuzey Kore’nin sürdürülebilir bir ekonomik büyüme modeline geçmesi gerekiyor. Bu modelin olmazsa olmazı, yabancı yatırım. Çin, ihtiyaçlarını karşıladığı müddetçe Pyongyang’ın yanında. Boru hatlarını Kuzey Kore’den geçirerek Güney Kore’ye ulaştırmayı amaçlayan ve bu nedenle Kuzey Kore’nin borçlarını silerek bu ülkeye yatırımlar getiren Rusya da keza öyle. Kuzey Kore, sahip olduğu ucuz işgücü ve bol yer altı kaynaklarıyla, yabancı yatırım için cazip bir ülke olabilir ve Çin’in 1970’lerin sonunda başladığı büyüme sürecinde olduğu gibi yabancı sermayenin kazandıracağı ivme ile büyümesini gerçekleştirebilir. Ancak bunun için öncelikle Kuzey Kore’nin “normal bir ülke” olması lazım. Normalleşme için ön koşul ambargoların kalkması; bunun mümkün olması için de Pyongyang’ın nükleer silahlanmadan vazgeçmesi gerekiyor.

Kuzey Kore’deki rejim kendi devamlılığını sağlayabilmesi için insanlara daha fazla ekonomik refah sağlaması gerektiğinin bilincinde. Mevcut uygulamalar ülkenin ayakta durmasını sağlıyor, ancak uzun vadede bir taahhütte bulunamıyor. Rejimin kendi isteğiyle devreden çıkması söz konusu değil; zorla yerinden edilmeye çalışılması ise nükleer silahların kullanıldığı bir savaşa ve dolayısıyla telafisi olmayan sonuçlara yol açacağından gerçekçi bir seçenek olarak görünmüyor. Kuzey Kore için en olumlu ve akılcı seçenek, kademeli olarak nükleer programını sona erdirmesi, bu sayede serbest kalan kaynakları reel ekonomiye aktarması, ambargoların kalkması sayesinde yabancı sermayeyi de çekerek ekonomik büyümesini sürdürülebilir bir zemin üzerine oturtması ve bu süreçlere paralel olarak ülke içerisindeki sistemin de totaliter bir yapıdan Çin tarzı bir parti-devlet sistemine evrilmesi olarak ortaya çıkıyor. Ancak ne yazık ki, en azından şimdilik, Kuzey Kore yönetimi bu konuda uluslararası toplumun iyimser olmasını sağlayacak sinyalleri vermiyor.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.