Çin’in İran Anlaşmasından Kazanımları

singh_chinairaniantango_xi

İran ile P5+1 ülkeleri arasında varılan anlaşma gerek Türkiye gerekse uluslararası kamuoyunda büyük ölçüde söz konusu ülkenin “Batı ile uzlaşma sağlaması” olarak değerlendirildi ve anlaşma ile birlikte İran ile Batı arasındaki ilişkilerin daha yapıcı bir şekilde şekilleneceği yönünde yorumlar yapıldı. Bu değerlendirmelerde doğruluk payı olmakla beraber, müzakerelerde katkısı olan ve anlaşmadan fayda sağlayacağı düşünülen ülkelerden birisinin Batı’da değil Doğu’da yer aldığı görülüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak P5+1 tarafında müzakere sürecine katılan ve nihai anlaşmaya imza koyan Çin’in İran’a yönelik bir takım ekonomik ve stratejik hedefleri var. İran’ın “normalleşmesi” bir yandan Çin’in bu hedeflere ulaşmasındaki engelleri ortadan kaldırarak Pekin açısından olumlu bir etki yaratacak, ancak diğer yandan da ambargoların kalkmasıyla özellikle ekonomi alanında hızla büyümesi beklenen pastadan dilim almak isteyen aktörlerin sayısının artmasına yol açarak Çin’in karşı karşıya olduğu rekabeti güçlendirecek. Artan rekabet ortamı içerisinde Çin, İran ile ambargolar boyunca devam ettiği ekonomik ve güvenlik işbirliği ile kendisini “karagün dostu” olarak konumlandırabilmesi, bu ülkede halihazırda büyük ölçekte yatırımlara sahip olması ve Ortadoğu’ya yönelik politikalarını Batılı ülkelerin aksine tarihsel bir bagaj olmadan sürdürebilmesi sayesinde önemli bir avantaja sahip.

İran petrolü Çin için önemli

Çin için İran öncelikle enerji güvenliği açısından önem taşıyor. 2014 yılında Çin toplam 520,3 milyon ton petrol tüketti ve bu tüketimin ancak 211,4 milyon tonluk kısmını kendi üretimiyle karşıladı. Başka bir deyişle, Çin petrol ihtiyacının yüzde 60’ını ithalat yoluyla karşılamak mecburiyetinde. Bu amaç doğrultusunda halen tüm dünyadan günde 6,1 milyon varil petrol ithal eden ve dış alımlara bağımlılığı giderek artan Çin için İran önemli bir kaynak teşkil ediyor. Çin bugün toplam petrol ithalatının yüzde 12’sini İran’dan yapıyor ve Ortadoğu’da ve dünyanın petrol üreten diğer bölgelerindeki artan jeopolitik riskler yüzünden nispeten istikrarlı olarak gördüğü ve karşılıklı güvene dayalı bir ortaklık ilişkisi kurmayı başardığı İran’ın ithalattaki payını artırmak istiyor.

Ambargoların kalkması, Çin’in bu hedefine ulaşması için bir avantaj sağlıyor. Pekin her ne kadar Batı’nın uyguladığı ambargoların doğrudan bir parçası olmamışsa da, dolaylı olarak etkilenmiş ve İran’dan petrol alımını azaltmak zorunda kalmıştı. Ambargo öncesinde günlük 2,6 milyon varil petrol üretim kapasitesi olan İran’ın üretimi 2014 itibariyle günde 1,4 milyon varile kadar düştü, ancak bu süreçte Çin İran’ın bir numaralı alıcısı olarak pozisyonunu korudu. Ambargolar sonrasında İran’ın üretimini eski seviyesine çıkartmasıyla Çin de ithalatını artırabilecek. Bununla birlikte İran’da üretimin artmasının küresel piyasalarda halihazırda düşük seviyelerde seyreden fiyatları daha da aşağıya çekeceğini ve bu durumun dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin açısından son derece olumlu bir etki yaratacağını da not etmek gerekiyor.

Ambargolardan Çin’in İran’daki petrol üretim ve taşımacılık altyapısına yönelik yatırımları da olumsuz yönde etkilenmişti. Çin petrol firmaları CNPC ve Sinopec’in İran’ın Yadavaran ve Azadegan yataklarında her biri 2 milyar dolar tutarına yaklaşan yatırımları var. Çinli firmalar İran’dan çekilmedilerse de Batılı firmaların pazardan çıkmaları dolaylı olarak olumsuz bir etki yarattı. Batılı firmalardan temin edilecek olan teknoloji, ekipman ve know-how’un kesintiye uğraması nedeniyle Çin’in İran’daki projeleri de hız kaybetti, hatta rafa kaldırıldı. Yeni dönemde bu projeler ivme kazanacak.

Çin’in İran’da halen 25 milyar dolarlık yatırımı var ve ambargoların kaldırılmasıyla birlikte bu rakamın 52 milyar dolara kadar yükseltileceği Çinli yetkililer tarafından açıklanmış durumda. Enerji alanındaki projeler bu rakam içerisinde aslan payını alacak olsalar da Çin’in İran’daki yatırımları petrol ve doğal gaz ile sınırlı değil. Ulaştırma altyapısı (örneğin hızlı tren projeleri, karayolları ve limanlar), telekomünikasyon ve imalat sanayii alanında Çin’in İran’da büyük ölçekli yatırımları var. Ambargoların kalkması Çin’in İran’daki yatırım portföyünü derinleştirmesini de sağlayacak. Diğer yandan ambargolara rağmen artmaya devam eden ve 2014 yılında 50 milyar dolar seviyesine ulaşan karşılıklı ticaret hacminin yeni dönemde daha da hız kazanması muhtemel görülüyor.

İlişkilerin stratejik boyutu

Pekin yönetimi, İran ile ekonomik ilişkilerini ikili boyutunun ötesinde daha büyük stratejik bir tablo içerisine oturtuyor. İran, Çin’in Yeni İpek Yolu projesinde kritik bir konuma sahip. Çin’i Orta Asya üzerinden Avrupa’ya bağlayacak olan hatlar İran’dan geçtiği gibi, İran Çin’in karadaki projeye paralel olarak sürdürdüğü Deniz İpek Yolu projesinde de limanlarıyla birlikte önemli bir yer teşkil ediyor. Bununla birlikte İran, yine Çin öncülüğünde hayata geçirilen Asya Kalkınma Yatırım Bankası’nda da kurucu üye konumunda. Tüm bunlara ek olarak son dönemlerde iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğinin artması, 2014 yılında Çin ile İran donanmalarının ortak bir tatbikat gerçekleştirmesi, Çin’in İran’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyeliğini desteklemesi Pekin-Tahran hattında ilişkilerin ana eksen enerji üzerinden şekillenmekle birlikte esasen çok boyutlu olarak gelişmekte olduğunu gösteriyor.

Ambargo sonrası dönemde Çin, İran ile halihazırda güçlü olan ilişkilerini daha da kuvvetlendirebilir. Ancak Pekin açısından iki önemli risk söz konusu. Birincisi, İran’da artacak olan rekabet ile ilgili. Çin, ambargo sürecinde Batılı ülkelerin yokluğundan fayda sağlayarak İran pazarında konumunu kuvvetlendirdi. Batılı ülkelerin ve Batı kökenli çok uluslu şirketlerin tekrar İran’da aktif olmalarıyla birlikte ise Çin açısından daha zorlu rekabet şartları oluşacak. İran ile Batı ülkeleri arasında olmayan güven unsuru, İran ile Çin arasında büyük ölçüde mevcut ve bu da Pekin açısından bir avantaj sağlıyor. Ancak ekonomik rekabetin özellikle enerji alanında ulaşacağı boyut Çin’in İran’a yönelik hedeflerini revize etmesine yol açabilir. İkinci olarak ise, Ortadoğu siyasetinin akışkanlığı ve bölgede dengelerin her an hızla değişebiliyor olması jeopolitik bir risk yaratıyor. Ambargoları geride bırakmış olan Tahran’ın Ortadoğu sahnesinde kendisini nasıl konumlandıracağı, Suriye konusundaki tutumunun nasıl şekilleneceği, Suudi Arabistan ile olan hegemonik mücadelesinin ne yöne evrileceği, nükleer anlaşmanın Batı bloğu ile siyasi anlamda da bir yakınlaşmaya yol açıp açmayacağı büyük önem taşıyan ancak henüz belirsizlik ihtiva eden parametreler. Bu alandaki gelişmelerin ve İran’ın izleyeceği politikaların Çin’in Ortadoğu’daki çıkarlarıyla çatışma ihtimaline iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceği ile ilgili yapılan değerlendirmelerde mutlaka dikkat edilmesi gerekiyor.

Son olarak şunu belirtelim: İran, anlaşmayı Batı’yla değil Batı+Çin ile yaptı. Bundan sonraki süreç de bu eksen üzerinden şekillenecek.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Uluslararası İlişkiler kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.