Hiroşima ve Nagazaki’nin Yetmişinci Yıldönümünde

Yetmiş yıl önce bugün ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı bir uçaktan Japonya’nın Hiroşima kentine atom bombası atıldı. Üç gün sonra ise diğer bir Japon kenti olan Nagazaki atom bombasının hedefi oldu. Her iki kentte on binlerce sivil hayatını kaybetti, çok daha fazlası sakat kaldı, radyasyonun etkisi yıllar boyunca sürdü ve insanlara zarar verdi. Tarih kitaplarında bu atom bombalarından sonra Japonya’nın teslim olduğunu ve İkinci Dünya Savaşı’nın sona erdiğini okuduk hep. Ancak bu trajedilerin yetmişinci yıldönümünde bir kez daha sorguluyoruz: Japonya’ya atom bombalarının atılması gerekli miydi? Savaş bu bombalar olmadan da sona erdirilemez miydi?

H21ABD’de atom bombasının gerekliliğini savunanlar yetmiş yıldır aynı tezi öne sürüyorlar. Atom bombaları atılmasa, savaş daha uzayacak, Almanya’nın olduğu gibi Japonya’nın da işgali gerekecek ve Japonlar kanlarının son damlasına kadar fanatikçe mücadele edecekleri için insan kaybı çok daha fazla olacaktı. Bu teze göre atom bombaları nedeniyle birçok Japon sivil öldü, ama daha fazla sivil ve askerin, özellikle de ABD askerlerinin ölmesi engellenmiş oldu. Bu tez iki açıdan sorunlu. İlk olarak atom bombası sadece atıldığı gün değil, radyasyon yüzünden yıllar boyunca ölümlere ve sakatlıklara yol açtı. Atom bombası atarak ABD’nin verdiği zarar, savaş devam etmiş olsa yaşanacak olan kayıplardan kesinlikle çok daha fazla oldu. Tabii ABD açısından şöyle bir durum var: her ne kadar çok daha fazla insan öldüyse de, ABD askerlerine hiç zarar gelmemiş oldu. Bu tabii ki hiç insancıl bir yaklaşım değil, ancak bombanın atılması kararını veren Truman yönetiminin düşünce tarzını bir ölçüde olsa açıklıyor: Amaç hem savaşı en kısa zamanda bitirmek hem de insan kaybını ABD askerlerinin değil Japon sivillerin üzerine yıkmaktı.

Atom bombası sayesinde savaşın daha kısa sürede sona erdirildiği ve böylece daha fazla can kaybının önüne geçilmiş olduğu tezi, 1945 yazına gelindiğinde Pasifik’teki savaşın sona ermesi için atom bombası ya da Japonya’nın ABD güçleri tarafından savaşarak ele geçirilmesinden başka bir yol olmadığı varsayımına dayanıyor, ki bu varsayım da sorunlu. Belki biraz daha uzun vakit alacak ancak insan kaybını azaltacak stratejiler de denenebilirdi. İlk akla gelen Japonya’nın topyekun ambargo altına alınarak teslim olmaya mecbur edilmesi oluyor. Bu yol tercih edilse belki savaş 1946’nın ortalarına kadar devam edecekti, ancak atom bombalarının yarattığı trajedi yaşanmayacak ve kayıp sayısı Japon siviller açısından ama özellikle de ABD askerleri açısından çok daha kısıtlı seviyede kalacaktı.

O halde ABD bombaları neden attı? ABD bombayı icat etmişti ve neye sahip olduğunu, başka bir deyişle neye muktedir olduğunu göstermek istiyordu denebilir. Bu bağlamda ileri sürülen ve bombayı atma kararını savaşın ortasından, yaklaşık 1943’ten itibaren belirginleşmeye başlayan ABD-SSCB rekabeti ile ilişkilendiren tezler var. Birinci teze göre savaşın mümkün olduğunca çabuk bitirilmesi gerekiyordu, aksi taktirde Batı’da Nazi belasından kurtulan SSCB, Japonya’ya savaş ilan edecek ve coğrafi yakınlığından faydalanarak Japonya’yı işgale başlayacaktı. Bu da savaş sonrasında ABD için sıkıntılı bir durum oluşturacak, hatta Kore yarımadasında yaşanan bölünmenin bir benzerinin Japonya’da da meydana gelmesine sebep olacaktı. İkinci teze göre, atom bombası savaş sonrası SSCB ile yaşanacak olan rekabette bu ülkeye daha en baştan bir gözdağı verilmesi, başka bir deyişle Soğuk Savaş’a bir adım önde başlamak için atıldı. Her iki tez de yeterince dayanağa sahip değil. SSCB, Japonya’ya 8 Ağustos 1945’te, yani Hiroşima’dan iki gün sonra, Nagazaki’den bir gün önce savaş ilan etti. Ancak bu karar çok daha önceden müttefiklerle birlikte alınmıştı ve savaş ilanı karşılığında SSCB, Kuril Adaları’nı aldı. SSCB, bombaya rağmen Japonya’yı işgal edebilir, ABD ile bir paylaşım mücadelesine girebilirdi. Ancak bunu, yeni bir sıcak savaşı kaldıracak gücü kalmamıştı. Bomba atılsa da atılmasa da, SSCB Japonya’yı işgal etmeyecekti. Diğer yandan bombayla SSCB’ye gözdağı verilmesi gibi bir tez de yeterli dayanağa sahip değil, çünkü SSCB, ABD’nin atom bombasına sahip olduğundan çoktan haberdardı ve kendisi de nükleer silah kapasitesine sahip olmak için çalışmalara başlamıştı.

Uzun lafın kısası, atom bombasını meşruiyet kazandırmak için öne sürülen tezler zayıf kalıyor. Neden tek bir tane değil de arka arkaya iki bomba atıldığı, Hiroşima’dan sonra Nagazaki’ye de atom bombasının neden atıldığı konusunda ise ortada bir meşruiyet kazandırma çabası bile yok. Hiroşima güç bela da olsa açıklanmaya çalışılırken, Nagazaki’yi hiçbir şekilde açıklamak mümkün değil. ABD, savaştaki amaçlarına atom bombası kullanmadan da ulaşabilirdi. Hele hele iki bombanın arka arkaya atılmasının tek bir izahatı bile yok.

Yetmiş yıl sonra bugün Hiroşima ve Nagazaki’den ne öğrendiğimize bakınca çok da bir mesafe alamadığımızı görüyoruz. Dünya tarihinde nükleer silahların tek kullanıldığı yer Hiroşima ve Nagazaki, sonrasında bu silahlar sivil ya da askeri hedeflere karşı hiç kullanılmadı. Ancak dünya üzerinde 2015 yılı itibariyle halen 15,850 parça nükleer silah var, ve bunların büyük çoğunluğu ABD ile Rusya’nın elinde. Bu silahların 4,300’ü kullanıma hazır durumda tutuluyor. Nükleer silahların kullanılmak için olmadığı, varlıklarıyla karşı taraf üzerinde caydırıcılık yarattığı düşüncesi ise çok basit bir soruya cevap veremiyor: karşılıklı olarak nükleer silahlara sahip olup diğer tarafı caydırmayı amaçlamaktansa dünya üzerinde hiç bir nükleer silah olmasa dünya daha barışçıl bir yer olmaz mı? Elbette olur, ancak karşılıklı güvensizlik nükleer silahların tamamen kaldırılmasını engelliyor. İşin kötü tarafı 1970’den beri yürürlükte olan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, bu güvensizliğin ortadan kaldırılmasını sağlamak bir yana devam etmesine yol açıyor. Anlaşmaya göre nükleer silahları olmayan ülkeler silahlanmayacak, nükleer silah sahibi ülkeler ise nükleer enerjinin barışçıl kullanımı konusunda diğer ülkelerle işbirliği yapacak, nükleer silahlarının azaltılması konusunda ise elinden geleni yapacak. Anlaşma beş ülkeyi (ABD, Fransa, İngiltere, Çin, Rusya) nükleer güç olarak tanıyor. Kuzey Kore anlaşmadan çekildi, Hindistan, Pakistan ve İsrail ise hiç imzalamadı. 27 Nisan-22 Mayıs 2015 tarihlerinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması Gözden Geçirme Konferansı yapıldı, taraflar son beş yıldaki gelişimi değerlendirdiler, ancak nükleer silahların tamamen elimine edilmesi konusunda bir karar taslağı üzerinde uzlaşmayı başaramadılar.

Hiroşima’da yapılan gerçekleştirilen anma törenlerinde Japonya Başbakanı Shinzo Abe ülkesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi nezdinde nükleer silahların tamamen yasaklanması için bir öneri sunacaklarını açıkladı. Ancak Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nın meşrulaştırdığı ikiyüzlülük, başka bir deyişle bir yandan ülkelere “nükleer silah yapamazsın” derken diğer yandan bazı güçlerin nükleer silah bulundurmalarına müsaade edilmesi sürdükçe bu tür önerilerin sonuç getirmesi zor gözüküyor. Hiroşima ve Nagazaki’nin ardından yetmiş yıl geçtikten sonra da insanoğlu gereken dersleri alabilmiş değil, umalım ki yüzüncü yıl geldiğinde durum farklı olsun.

PPP96846573

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Tarih kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.