Asya Ekonomilerinde 2015’in Bilançosu

resim.aspGeride bıraktığımız 2015 yılı, Asya ekonomilerinin genelinde büyümenin hız kestiği, ancak bununla birlikte yapısal reform ve yeniden yapılandırma çabalarının sürdüğü, ortaya yeni tehdit ve fırsatların çıktığı, çok taraflı platformlarda büyük çaplı entegrasyon projeleri üzerinden somut adımların atıldığı bir yıl oldu. Çin ekonomisi bölgenin itici gücü olmaya devam etmesine rağmen giderek tehlike sinyalleri vermeye başladı. Asya’nın başarı hikayesi olarak gözler daha çok Hindistan’a çevrilmeye başladı. Japonya ise büyümesini sürdürülebilir bir zemine oturtmasını bekleyenleri yine hayal kırıklığına uğrattı. Japonya haricinde kalkınmakta olan Asya 2014 yılında ortalama yüzde 6,2’lik bir büyüme sergilemişti. Asya Kalkınma Bankası’nın (ADB) projeksiyonlarına göre bu oranın 2015 için yüzde 5,8’e inmesi öngörülüyor.

Çin, ihracata ve ağır sanayi ile altyapı yatırımlarına dayalı bir büyüme modelinden iç tüketime, yüksek katma değerli, teknoloji içerikli üretime ağırlık veren bir modele doğru yapısal bir değişim geçiriyor, bunu yaparken de ekonomide devlet müdahalesinden ziyade piyasa dinamiklerini etkin kılmayı hedefliyor. Bu süreç içerisinde beklendiği gibi büyümenin hızı da düşüyor. Son olarak açıklanan rakamlara göre 2015’in üçüncü çeyreğinde Çin ekonomisi yıllık bazda yüzde 6,8 oranında büyüdü. Bu rakam Çin’in yaklaşık otuz yıl boyunca sürdürdüğü çit haneli rakamlardan uzak olsa da Çin halen Asya ortalamasının üzerinde büyüyor.

Çin’de değişimin sıkıntıları

Çin ile ilgili esas soru, büyüme hızının hangi seviyeye kadar düştüğü ya da düşeceği değil, ekonomik reformların ve liberalizasyon sürecinin ne ölçüde başarıyla sürdürülebildiği şeklinde ortaya çıkıyor. Bu anlamda 2015 yılı Çin açısından çok parlak geçmedi. Şanghay Borsası’nın Haziran ayı ortasından itibaren günlük bazda büyük ölçekli değer kayıpları yaşaması, bu çöküşün ekonominin bütününe yayılacağı ve Çin’in büyümesinde sert bir inişe yol açacağı yönünde endişelere yol açtığı gibi, Pekin yönetiminin borsadaki çöküşü keskin bir devlet müdahalesiyle önlemeye çalışması, bu çerçevede bazı hisse senetlerinin işleme kapatılarak, yeni halka arzların durdurulması ve kamunun sağladığı finansmanla piyasada büyük ölçekli hisse alımları yapılarak bir denge sağlanmaya çalışılması, Çin’in gerçek anlamda bir piyasa ekonomisine geçiş çabaları konusunda derin soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Borsadaki gelişmelerin ardından Merkez Bankası’nın devalüasyona gitmesi ise Çin’in zayıflayan ihracatına tekrar ivme kazandırmak için başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirildi. Tüm bu gelişmelerin üzerine Eylül ayında açıklanan Çin ekonomisinin yumuşak karnı kamu iktisadi teşekküllerine yönelik reform paketinin de sadece yüzeysel değişiklikler içermesi ve bu alandaki sorunları temeline inememesi, Çin’in yapısal dönüşümü ile ilgili yeni bir hayal kırkılığı oldu.

Çin, 2016 yılıyla birlikte 13. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı uygulamaya başlayacak. Planın metni henüz açıklanmadıysa da Çin’in yapısal dönüşümünü ön plana çıkartan, bu anlamda hedefleri ortaya koyan bir metin olduğu biliniyor. Ancak 2015 yılı sorunun teoride değil pratikte olduğunu gösterdi. 2016 ile başlayacak yeni dönemde Çin hükümetinin uygulamada daha etkin olması gerekiyor.

Yeni başarı hikayesi Hindistan

Asya’nın yeni başarı hikâyesi olarak ise Hindistan ön plana çıkıyor. 2015 yılının üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 7,4’lük bir büyüme sergileyen Hindistan, Asya’nın büyük ekonomileri arasında 2015’te bir önceki yıla göre büyüme oranını artırması öngörülen tek ülke olduğu gibi büyüme hızı açısından Çin’i geçmiş olası da dikkat çekiyor. Hindistan ekonomisi büyük ölçüde gelişmiş bir hizmet sektörüne ve yüz milyonlarca insanın geçimini sağlayan devasa ancak iklim koşullarından etkilenen bir tarım sektörüne sahip. 2014 yılındaki seçimlerle iş başına gelen Narendra Modi hükümeti, bu yapı içerisinde eksik olan imalat sektörünü de geliştirmek için girişimlerde bulunmuş, ülkenin artan nüfusunun sağladığı esnek işgücü ve düşük maliyet avantajından sağlanarak bu sektörü geliştirmeyi hedeflemişti. Bu alanda 2015’in Hindistan için başarılı bir yıl olduğu görülüyor. Yılın üçüncü çeyreğinde imalat sektörünün yüzde 9,3 büyüyerek genel ekonomik büyümenin itici gücü olması bu duruma işaret ediyor. Bu olumlu gidişatın sürdürülebilmesi için Modi’nin iş ortamında iyileştirmeler yapmaya devam etmesi, bürokrasiyi azaltması ve bu şekilde yabancı sermayeyi ülkeye daha fazla çekmesi gerekiyor.

Japonya’dan 2015 yılı boyunca gelen ekonomik haberler pek de olumlu olmadı. Yılın ikinci çeyreğinde yüzde 0,5 oranında küçülen Japon ekonomisinin üçüncü çeyrekte ise yüzde 0,8 oranına küçüldüğü açıklandıysa da bu rakam daha sonra hükümet tarafından yüzde 1’lik bir artış şeklinde revize edildi. 2012 yılı sonunda göreve gelen Shinzo Abe hükümeti, genişlemeci bir para politikasıyla piyasa likidite sağlayıp bir yandan deflasyondan mustarip ekonomiyi ılımlı, yaklaşık yüzde 2’lik bir enflasyon seviyesine çekmeyi, yen’in değerini düşürerek ihracatta güç kazanmayı, mali teşvik paketleriyle ekonomiye yeni bir dinamizm kazandırmayı ve son olarak da yapısal reformlarla Japon ekonomisini daha üretken ve daha canlı bir hale getirerek sürdürülebilir bir büyüme trendine ulaşmayı amaçladı. 2015 yılının sonu itibariyle Japonya hâlâ bu hedeflerden uzak durumda. Ekim 2015 verilerine göre enflasyon ancak yüzde 0,3 seviyesinde. Enflasyon artırılamayınca şirket kârları artmıyor, bu da yeni yatırımların ve istihdam artışının önünü kesiyor. Üretkenlik seviyesindeki düşüklük ve genel olarak küresel ekonomideki talep daralması, yen’in değerindeki düşüşün ihracata olumlu bir etki sağlamasını engelliyor. Tüm bunların üzerine yapısal reformlarda da gerekli ivme oluşamayınca, Japon ekonomisinin 2015 yılında olduğu gibi büyük ölçüde yerinde saydığını görüyoruz. Çin ekonomisindeki yavaşlamanın da Japonya’dan ithal edilen ürünlere talebin ciddi bir şekilde azalmasına yol açtığını ve bunun da Japon üreticileri üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğunu da eklemek gerekiyor.

Tayland ve Vietnam çıkışta

ADB’nin hesaplamalarına göre Asya’da 2015 yılını Hindistan ile birlikte sadece Tayland ve Vietnam büyümelerine bir önceki yıla göre hız kazandırarak kapattılar. Tayland’da 2014 yılında gerçekleşen askeri darbenin sonrasında 2015’te istikrarın nispeten de olsa yeniden tesis edilmesi ve buna paralel olarak kamu yatırım harcamalarına büyük kaynak ayrılması büyümenin hız kazanmasında önemli bir etken oldu. Vietnam’da ise 2015 yılında ekonomideki liberalleşme girişimlerinin ve Batı piyasalarıyla yakınlaşmanın arttığı gözlemlendi.

Son olarak 2015 yılının çok taraflı ekonomik platformlarda aktivizmin arttığı bir yıl olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD’nin öncülüğünü yaptığı, Pasifik Okyanusu’nun iki tarafını bir araya getiren ve Çin’i içermese de küresel ekonomini yüzde 40’ına karşılık gelen Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ticaret anlaşması Ekim ayında 12 üye ülke tarafından imzalandı. Anlaşmanın işlerlik kazanması için üye ülkelerin parlamentoları tarafından onaylanması gerekiyor, ancak bu anlaşmanın sonunda imzalanmış olması bile Asya ekonomileri ve küresel ekonominin bütünü için önemli bir adım. Diğer yandan Çin’in öncülüğündeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) projesi de Haziran 2015’te imzalanan anlaşmayla hayata geçirildi. 2016 yılında bir yandan Asya ekonomilerinin büyümelerine istikrar kazandırma çabalarını ve bu çabaların ne kadar etkin bir şekilde sürdürülebileceğini, diğer yandan da TPP ve AIIB gibi oluşumların kuruluş süreçlerini ne ölçüde tamamlayıp Asya ekonomilerine kadar katma değer sağlayabileceklerini gözlemleyeceğiz.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.