Çin ile Japonya’nın İran Yarışı

abeiranUluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İran’ın nükleer anlaşmaya uygun gerekli koşulları yerine getirdiğini açıklamasının sonucu olarak Tahran yönetimi ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ile birlikte Almanya’yı içeren P5+1 grubunun Temmuz ayında üzerinde anlaşmış oldukları Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) uygulamaya konulmuş oldu. Bu gelişme İran ile uluslararası toplum arasındaki ilişkilerin normalleşmesi sürecinde önemli bir dönüm noktasına işaret ettiği gibi, bundan sonra ambargolar sonrası İran’da oluşacak olan ekonomik pastadan da (ki bu pastayı sadece petrol ve doğalgaz anlaşmaları değil, ülkenin büyük tüketici piyasası, altyapı projeleri, yüksek meblağlı kamu ihaleleri oluşturuyor) pay alma yarışının hızlanacağını gösteriyor.

Çin, bu yarışa küresel ekonominin diğer başat aktörlerine ve diğer P5+1 ülkelerine göre birkaç adım önden başlıyor. Çin ambargolara rağmen İran ile ticari ilişkilerini kuvvetli bir şekilde sürdürmüş, petrol ve doğalgaz alanında bu ülkenin başlıca müşterisi olmuş ve aynı zamanda ambargolar yüzünden diğer büyük ekonomilerin giremediği İran pazarında liman, havaalanı ve karayolu gibi büyük altyapı projelerine imza atmıştı. KOEP’in uygulamaya konulmasıyla birlikte Çin bir yandan İran’la ilişkilerini geliştirmek için daha uygun bir ortam bulacak, ancak diğer yandan da artan bir rekabet ile karşı karşıya kalacak.

20150930112806_5713_sÇin Devlet Başkanı Xi Jinping’in geçtiğimiz haftalarda İran’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret de tam olarak bu rekabete hazır olmak ve sahip oldukları avantajı korumak amacını taşıyordu. Ziyaret sırasında iki ülke arasındaki ilişkilerin stratejik işbirliği seviyesine yükseltildiği açıklandı. Aynı zamanda 2014 yılında 51,8 milyar dolar olan karşılıklı ticaret hacminin önümüzdeki on yıl içerisinde 600 milyar dolara çıkartılması gibi iddialı bir hedef ortaya konuldu. Xi’nin ziyaretinin bitiminde taraflarca yayınlanan ortak deklarasyonda enerji arzı, petrokimya ürünleri ve yenilenebilir enerji kaynaklarına özel bir vurgu yapılmakla birlikte, ulaştırma, demiryolları, limanlar ve hizmet ticareti ortak yatırımlarda öncelik verilecek alanlar olarak belirtildi. İran, gerek petrol ve doğalgaz kaynağı olması, gerekse Yeni İpek Yolu olarak da adlandırılan “Bir Kuşak Bir Yol” projesi üzerindeki anahtar konumu nedeniyle Çin için büyük önem taşıyor. Çin yaklaşık bir yıl önce İran’a o zamana değin yapmış olduğu toplam 25 milyar dolarlık altyapı yatırımını 52 milyar dolara çıkartacağını açıklamıştı. KOEP ile başlayan yeni dönemde bu rakamın daha da yukarılara çıkması beklenebilir.

27 Ocak tarihinde İran’ın Basra Körfezi’ndeki Hark Adası’nda yer alan petrol terminalinden iki tanker dolu olarak yola çıktı. Ambargoların kalkmasından sonra İran’dan ilk petrol nakliyatını yapan bu tankerlerden birisi Çin’e, diğer ise Japonya’ya doğru yol alıyor. Çin, ambargolar sonrası İran’da önemli bir avantaja sahip, ancak hızla artan bir rekabetle karşı karşıya olacak ve bu rekabet sadece Batı ülkelerinden değil, Japonya’dan gelecek. Japonya, sadece petrol ithalatını hızlı bir şekilde sürdürmesiyle değil, son haftalardaki diğer girişimleriyle de İran yarışında güçlü bir şekilde yer alacağını gösterdi. Bu anlamda 5 ޞubat’ta Japonya ile İran arasında imzalanan yatırım anlaşmasının Japon firmalarının İran pazarında ciddi anlamda önlerini açacağını tahmin etmek güç değil.

Çin’in aksine Japonya, ABD ile olan ittifakı gereğince uluslararası ambargolara büyük ölçüde bağlı kalmıştı. Bu durumu ticaret rakamlarında da görebiliyoruz. 2014’ün verilerine göre Çin ile İran arasındaki ticaret hacmi 51,8 milyar dolar iken Japonya ile İran arasındaki ticaret hacmi 6,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Çin, İran’a aynı yıl 24,3 milyar dolarlık mal sattı ve bunun içerisinde makineler, nükleer reaktörler, elektrikli ve elektronik eşyalar, taşıma araçları önemli bir yer tuttu. Bunun karşılığında Çin, İran’dan 27,5 milyar dolarlık alım yaptı; bu tutarın 21,2 milyar dolarını ise petrol ve diğer enerji ürünleri oluşturdu. Ambargolara uyan Japonya’nın ise İran’a ihracatı sadece 251 milyon dolar. Buna karşılık Japonya, İran’dan 6,177 milyar dolarlık ithalat yaptı, bunun neredeyse tamamını, 6,129 milyar dolarını petrol ve diğer enerji ürünleri oluşturuyor.

Çin, İran yarışına Batı’ya karşı olduğu gibi Japonya’ya karşı da bir hatta birkaç adım önde başlıyor. Her iki ülkenin Batı’ya karşı avantajları İran’a tarihsel bir bagajın ağırlığını ve ambargoların sorumluluğunu taşımadan yaklaşmaları. Ancak Japonya’nın da Çin’e karşı bir avantajı var. Barışçıl nükleer enerji kullanımı konusunda geniş tecrübesi ve deneyimi olan Japonya, İran’a nükleer anlaşmaya uyum sağlaması konusunda destek vermeyi taahhüt ediyor. Özellikle nükleer güvenlik ile depreme karşı hazırlık ve korunma gibi konularda Japonya, İran açısından en uygun ortak konumunda yer alıyor. Bununla birlikte otomotiv ve yüksek hızlı tren gibi sektörler ile altyapı projelerinde de Japonya’nın güçlü firmalarıyla İran’da Çin’e rakip olmaya hazırlandığı gözlemleniyor.

İran’da yeni dönemde rekabet artacak, Çin ambargolara tam olarak uymamanın sağladığı avantajı sürdürmeye çalışırken Batı ülkeleri ve Japonya pastadan pay almaya çalışacaklar. Rekabet ne kadar artarsa İran’ın seçenekleri de o kadar çoğalacak ve Tahran’ın pazarlık gücü artacak. KOEP ile birlikte yeni dönemde İran ekonomisindeki gelişmeleri yakından takip etmekte, farklı aktörlerin kendilerini nasıl konumlandırıp bu konumlarını nasıl muhafaza etmeye çalıştıklarını yakından takip etmekte fayda var.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi, Uluslararası İlişkiler kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.