Dış Politikada Yönünü Arayan Endonezya

Endonezya, Asya-Pasifik coğrafyasında ve küresel düzen içerisinde önemli bir konuma sahip, ancak buna rağmen uluslararası ekonomi ve siyasetin gündeminde nadiren ön planda yer alan bir ülke. Dünyanın en büyük on altıncı ekonomisine sahip olan Endonezya, zengin doğal kaynakları ve Çin ile Avrupa arasındaki ticaret hatları üzerindeki stratejik konumu nedeniyle küresel ekonomi içerisinde anahtar bir konuma sahip. Endonezya’nın 2016 yılı verilerine göre 258 milyonluk bir nüfusu var; bu da ülkeyi Çin, Hindistan ve ABD’den sonra dünyanın en fazla nüfusa sahip dördüncü ülkesi yapıyor. Bu nüfusun yaklaşık yüzde 90’ının İslam dinine mensup olması nedeniyle Endonezya aynı zamanda dünyanın en fazla Müslüman nüfusa sahip ülkesi konumunda. Diğer yandan Endonezya, bir G20 üyesi ve Türkiye, Meksika, Güney Kore ve Avustralya gibi küresel sistemin başat orta güçte ülkelerini içine alan MIKTA grubunda da yer alıyor.

Bu ağırlıklı konumuna rağmen, Endonezya bugüne kadar bölgesel ve küresel tartışmaların ön planında yer almadı. Bunun sebebi de büyük ölçüde 1998 yılında Asya ekonomik krizinin tetiklediği sosyal çalkantılar sonucunda devlet başkanı Suharto’nun otoriter rejiminin sona ermesiyle birlikte başlayan demokratikleşme sürecinde ülkeyi yönetenlerin ekonomik faydayı ön planda tutarken aynı zamanda statükoyu korumaya yönelik, proaktif değil reaktif olarak nitelendirilebilecek bir dış politika anlayışını benimsemeleriydi. 2014’te seçimleri kazanarak devlet başkanlığı koltuğuna oturan Joko Widodo’nun döneminde ise Endonezya’nın daha iddialı bir dış politika arayışı içerisinde olduğu, yeni yönetimin ülkeyi bölgesel ve küresel düzen içerisinde yeniden konumlandırmak için çaba sarf ettiği gözlemleniyor. Endonezya ölçeğindeki bir ülkenin dış politikasındaki değişim, başta Asya-Pasifik coğrafyasında olmak üzere uluslararası dengelerin yeniden şekillendirilmesinde etkili olacak.

Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo

Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo

Endonezya’nın dış politikası bugüne değin ülkenin demokratikleşme ve ekonomik kalkınma süreçlerini destekleyen, bunu diğer aktörlerle uyum içerisinde ve Birleşmiş Milletler ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü (ASEAN) gibi çok taraflı kurumlar üzerinden gerçekleştirmeyi hedefleyen bir yaklaşım üzerine inşa edilmişti. Joko Widodo’nun (ya da uluslararası kamuoyunda yaygın olarak tanındığı şekilde Jokowi’nin) selefi Susilo Bambang Yudhoyono’nun 2009 yılında öne sürmüş olduğu “Seribu sahabat tanpa musuh” (Bin dost, sıfır düşman) politikası bu dönemin anlayışını ortaya koyar nitelikte. Buna göre Endonezya bölgesel bir lider olmak için çaba gösterecek, ancak bunu ASEAN içerisinde, diğer ülkelerle çatışarak değil işbirliğine yönelik ilişkiler kurarak ve özellikle de karşılıklı ekonomik fayda prensibini gözeterek gerçekleştirecekti. Bununla birlikte Asya-Pasifik’in iki büyük gücü Çin ve ABD ile ilişkiler de mesafeli ancak yapıcı olarak sürdürülecekti. Bu dönemde Endonezya çatışmalardan uzak kaldı, ASEAN içerisinde merkezi konumunu sürdürdü, ve Bali Demokrasi Forumu gibi inisiyatiflerle ülkeler arasında diyaloğun kuvvetlendirilmesine katkıda bulundu.

Çok taraflı işbirliğinden önce ulusal çıkarlar

Jokowi ile birlikte Endonezya’nın ulusal çıkarlarını çok taraflı işbirliğinin önünde tutan, ülkenin faydasına olacak durumlarda karşılıklı ilişkilerdeki uyum ve çatışmasızlıktan ödün vermeye ve risk almaya hazır bir dış politika anlayışının oluşmaya başladığı görülüyor.

Jokowi’nin göreve geldikten sonra ilk icraatlarından birisi uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş ve içlerinde başta Avustralya olmak üzere yabancı ülke vatandaşlarının da bulunduğu mahkûmların idam cezasını onaylamak oldu. İdamlar tüm dünyanın tepkisini çekerken, Jokowi bu konuda taviz verilmeyeceğini ifade etti. Ülke çıkarları söz konusu olduğunda dış baskılara boyun eğilmeyeceğine ve gerekirse çatışma ortamına da girilebileceğine yapılan vurgu, son dönemlerde esas olarak Güney Çin Denizi’nde şiddetlenen paylaşım mücadeleleri üzerinden güç kazanıyor. Söz konusu denizde adalar ve kaya parçaları üzerinde karşılıklı hak iddiaları, bu iddialar üzerinden yapılandırılan karasuyu ve münhasır ekonomik bölge bildirimleri ve diğer ülkelerin de hak iddia ettiği suların doğrudan savaş gemileri ile olmasa da balıkçı tekneleri ve diğer sivil araçlarla ihlal edilmesi gibi olaylar giderek artıyor. Endonezya’nın da durum karşısında tutumu giderek sertleşirken mevcut politikası gereği Endonezya sularına giren yabancı gemilere el konuluyor, mürettebatlar gözaltına alınıyor ve dahası tekneler imha ediliyor. Jokowi başa geçtiğinden bu yana toplam 170 yabancı bandıralı gemi imha edildi. Resmi makamların bildirdiğine göre ise her gün neredeyse 5,000 yabancı balıkçı teknesi Endonezya sularında yasadışı bir şekilde avlanıyor ve bu durum Endonezya’nın ekonomisine ciddi bir darbe vuruyor.

Endonezya’nın kurucularından olduğu ASEAN, ülkenin dış politikasında merkezi bir konuma sahipken, Jokowi’nin ulusal çıkarları çok taraflı işbirliğinden önce tutan dış politika söylemi, bu kurumun da Endonezya açısından farklı bir konuma gelmesine yol açıyor. Endonezya, ASEAN bağlamındaki ekonomik entegrasyona ve özellikle Güney Çin Denizi konusunda ASEAN’ın diğer ülkeleriyle işbirliğine muhtaç durumda. Ancak son dönemlerde ASEAN’ın Endonezya açısından bir amaçken, araç haline geldiğini, ASEAN’ın artık ancak ülkenin ulusal çıkarlarına hizmet ettiği müddetçe bir değeri olduğunu söylemek mümkün.

Endonezya, bölgesinde ve dünyada iddia taşıyan, çıkarları doğrultusunda gerektiği ölçüde risk alan ve diğer aktörlerle çatışmaya girmekten çekinmeyen ve Yudhoyono’nun “bin dost, sıfır düşman” sloganından Jokowi’nin bir konuşmasında dile getirdiği “bize sadece dezavantaj getirecekse çok sayıda dosta sahip olmanın ne anlamı var ki?” anlayışına evrilen bir dış politika paradigması geliştirme sürecine girmiş durumda. Bu süreç içerisinde diğer bölge ülkeleriyle ilişkilerin ne yönde gelişeceği, ASEAN’ın Endonezya dış politikası açısından konumunun ne olacağı büyük önem taşıyor. Ancak Jokowi ve ekibinin önündeki en büyük görev, Endonezya dış politikasının bel kemiğini oluşturacak bir Çin politikası geliştirmek olacak.

Çin’e karşı tutum

Endonezya bugüne kadar Çin’e mesafeli durdu; karşılıklı ekonomik ilişkileri ön planda tutarak çatışmaya girmemeye, aynı zamanda tamamen Çin’in önceliklerine hizmet eden bir aktör konumunda da yer almamaya çalıştı. Bugün halen bu tutum sürüyor. Sularına giren Vietnam ve Malezya bandıralı balıkçı tekenlerie el koyan ve bunları imha eden Endonezya, aynı ihllalleri yapan Çin teknelerine karşı daha temkinli davranıyor.

Geçtiğimiz aylarda Endonezya karasularında yer alan Natuna adaları civarında gerçeklesen bir olay, Çin’e karşı tutumun sorgulanmasına yol açtı. Endonezya’nın tam egemenliğinin söz konusu olduğu karasularına giren bir Çinli balıkçı teknesi, Endonezya güvenlik güçleri tarafından önce uyarıldı sonra mürettebatı gözaltına alınarak kıyıya çekilmeye başlandı. Bu esnada olay mahalline intikal eden bir Çin sahil güvenlik gemisi şiddet kullanarak balıkçı teknesinin serbest kalmasını sağladı. Söz konusu sularda Çin’in hiçbir hakkı olmasa da Çinli yetkililer eylemi buraların Çinliler için “geleneksel avlanma alanı” olduğu gibi zayıf ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan bir sav ile gerekçelendiriyorlar.

Natuna krizi atlatıldıysa da, bir yenisinin patlak vermesi an meselesi. Endonezya bundan sonra ya Çin’in taleplerine boy eğecek, balıkçı teknelerine göz yumacak ve Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki hak iddialarını kabul etmiş olacak; ya da kendi çıkarlarını ödün vermeden savunmaya devam edecek. Birinci seçenekte Jokowi yönetimi kendi politikasıyla çelişkiye düşmüş olur ve güvenirliliğini yitirir; ikinci seçenek ise Endonezya’nın tek başına gücünün yetemeyebileceği, ASEAN’dan uzaklaşmayı değil tam tersine ASEAN’la daha fazla kenetlenmeyi gerektirecek, hatta ABD ile de daha yakın ilişkiler kurulmasını şart kılacak bir seçenek. Dolayısıyla Jokowi’nin önünde zor bir Çin sınavı var.

Endonezya, Asya’nın uyuyan deviydi, şimdi uyanıyor. Ancak bu uyanış, iyi yönetilmesi gereken, bir yandan Endonezya’yı daha iddialı bir hale getirirken diğer yandan da bazı dengelerini korunmasını gerektirecek bir süreç.

Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Ekonomi, Uluslararası İlişkiler kategorisine gönderilmiş ve , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.