Bilahari Kausikan ile Doğu Asya Jeopolitiği Üzerine

Bugün Global İlişkiler Forumu’nun düzenlendiği bir etkinlikte Singapurlu eski diplomat ve düşünür Bilahari Kausikan’la tanışma ve kendisinin Doğu Asya jeopolitiği ile görüşlerini dinleme fırsatını elde ettim. Kausikan’ın etkileyici bir özgeçmişi var. Kendisi bir kariyer diplomatı ve geçtiğimiz aylarda emekli olana kadar Singapur’un Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilciliği, Moskova büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı müsteşarlığı dahil olmak üzere farklı görevlerde bulunmuş. Şu anda da kendisi Singapur Ulusal Üniversitesi bünyesinde faaliyetlerini sürdüren Ortadoğu Enstitüsü’nün başkanlığını yürütüyor. Kausikan’ın konuşmasından aldığım bazı notlar şöyle:

  • Günümüzde küresel jeopolitiği birbirini dışlayan ikili tercihler, “birşey ya A’dır, A değilse de B’dir” gibi sıfır-toplamlı denklemler üzerinden düşünmek yanlış. Doğu Asya’da da “ya ABD kazanır Çin kaybeder, ya da Çin kazanır ABD kaybeder” gibi çıkarımlar gerçeği yansıtmıyor. ABD-Çin ilişkileri, Doğu Asya’daki jeopolitik denklemin an eksenini oluşturuyor. Ama bu ülkeler ne doğal ortak konumundalar, ne de kaçınılmaz bir şekilde birbirlerine düşmanlar. Ayrıca Doğu Asya denkleminde bu iki ülkeden başka başka aktörler de var. Çin ve ABD birbirlerine güvenmiyorlar, ama bir yandan da birbirlerine bağımlı durumdalar. Rekabetleri, sıfır toplamlı bir oyun değil.
  • Donald Trump ile birlikte küresel sistemde birçok belirsizlik oluştu. Trump’ın Amerika’sının küresel sistemin liderliğinden çekildiği, bu durumun da liberal uluslararası düzeni zedelediği ve Çin için bir avantaj sağladığı söyleniyor. Ancak, Trump yönetimini gereğinden fazla sorumluluk yüklemek de bir hata.
    -Soğuk Savaş sonrası uluslararası düzeni en çok zedeleyen gelişme ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi oldu. Takip eden dönemde devam eden savaşlarla Amerikalılar yıprandı, Amerikan siyaseti güvenilirliğini yitirdi, ve tüm bu gelişmeler Trump’ın seçilmesi için uygun bir zemin hazırladı. Liberal uluslararası düzenin üzerindeki baskılar Trump’dan önce oluşmaya başlamıştı.
  • Doğu Asya’daki bir düzen için üç farklı vizyon var:
    1. ABD, egemenlerin eşitliği prensibi üzerinden kendi ittifaklar sistemini sürdürmek istiyor. Bu hedef günümüzde “özgür ve açık bir İndo-Pasifik” olarak dile getiriliyor.
    2. Çin kazanmış olduğu yeni statünün kabul görmesini istiyor. Ancak Çin’in tercihi, egemen devletlerin eşit oldukları bir düzenden ziyade, Çin’in en üstte olduğu bir hiyerarşik düzen.
    3. ASEAN’ın merkezde olduğu bir düzen. Ancak büyük güçlerin rekabet ettiği bir düzende ASEAN’ın ne kadar merkezde olabileceği konudan konuya farklılık gösterebilir.
  • Güney Çin Denizi, şu anda bu farklı vizyonların karşı karşıya geldiği bir rekabet alanını oluşturuyor. Çin’in burada geri adım atmaya niyeti yok. Ancak Çin, burada ABD ve müttefiklerinin de faal olmalarına engelleyebilecek bir durumda da değil. Mevcut durumda ASEAN’ın merkeziliğinden söz edilemez, ancak ASEAN ülkeleri de iddialarından vazgeçmek ya da herhangi bir gücün güdümü altına girmek durumunda değiller.
  •  Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in Komünist Parti 19. Kongresi’nde yaptığı konuşma ile ilgili yorumlar daha çok Çin’in küresel hedeflerine odaklandı. Ancak bu konuşma esas olarak Çin’in içerideki durumu ile ilgiliydi. Xi, “temel bir çelişki”den bahsetti: Bir tarafta Çin’in “dengesiz ve yetersiz kalkınması” diğer tarafta da “insanların daha iyi bir yaşam için giderek artan ihtiyaçları” arasındaki çelişki. Bu çelişkiyi giderebilmek için Çin, kapsamlı birer ekonomik, sosyal ve siyasi program uygulamak durumunda.
  • Kuşak ve Yol Projesi de aslında küresel bir strateji olduğu kadar bu çelişkinin giderilmesi ile de ilgili. Kuşak ve Yol Projesi, kamu şirketlerinin altyapı yatırımlarına ağırlık veren bir büyüme modelinin Çin dışına uyarlanmış hali. Ancak söz konusu model Çin içinde sürdürülebilirliğini yitirdi. Yeni bir model ise yapısal değişimleri ve bu değişimlerin partiye zarar verebilecek bir iç istikrarsızlığa yol açmadan hayata geçirilmesini gerektiriyor. Çin aslında eski modeli ihraç ederek içerideki bu değim için zaman kazanıyor.
  • Çin modelini diğer ülkelerde uygulamak hem Çin hem de ilgili ülke için bir takım sorunlar yaratabilir. Kuşak ve Yol Projesi, Çin’in kaynakları üzerinde bir baskı yaratacak bu da hem Çin hem de diğer ülkeler için zor durumlara yol açacak. Kuşak ve Yol dahilindeki bazı projeler diğerlerine göre daha başarılı olacak, bazıları ise geride kalacak.
  • Trump ile ortaya çıkan riskler özellikle ticaret alanında belirginleşiyor. Trump’ın “adil olmadığını” düşündüğü ticarete yönelik girişimlerde bulunması başta Çin olmak üzere tüm Doğu Asya ülkeleri için riskler yaratıyor. Çin, ABD’nin öncülüğünü yaptığı serbest ticaret düzenden en fazla fayda sağlayan ülkeydi, dolayısıyla bu alanda belirsizliğin artması da yine en fazla Çin’i etkileyecek.
  • Çin’in mevcut uluslararası düzeni kendi tercih ettiği bir düzenle değiştirmesinden çok, mevcut düzenin günümüzün şartlarını yansıtacak şekilde modifiye edilmesi ve Çin’in de bu düzen içerisinde daha büyük bir rol oynaması daha gerçekçi bir beklenti.
  • Kuzey Kore’nin nükleer silah edinmesini önlemek için artık çok geç. Kim Jong-un ile Donald Trump, 12 Haziran’da Singapur’da buluşsalar bile buradan çıkan sonuç Kore’nin nükleer silahlardan arındırılması olmayacak. Çok uzun bir sürecin henüz başındayız. Kore meselesine bir çözüm getirilebilmesi için tek yol Kuzey Kore’de bir rejim değişikliği. Ancak savaş, bu anlamda bir seçenek değil.
  • Doğu Asya’da karşılıklı garantili imha prensibi üzerinden bir denge oluşabilir. Bu da mevcut durumdan daha az istikrarlı bir seçenek olmayacaktır.
Print Friendly, PDF & Email
Bu yazı Güvenlik, Uluslararası İlişkiler kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.