"Akademik" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

ejder-ve-hilal_final_page_01Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde faaliyet gösteren Türk-Çin İş Konseyi için kaleme aldığım “Asya Yüzyılında Ejder ve Hilal: Türkiye-Çin Ekonomik İlişkilerinin Geliştirilmesi İçin Bir Yol Haritası” başlıklı raporu, Wyndham Grand Hotel’de yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna tanıttık. DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ile Türk-Çin İş Konseyi Başkanı Murat Kolbaşı’nın da katıldığı toplantıya basının ve iş dünyasının ilgisi sevindirici düzeydeydi. Raporun tam metnini DEİK’in web sitesinden indirmek mümkün. Yönetici özetini ise aşağıda bulabilirsiniz. 

Yönetici Özeti

Mevcut Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti ticari ve ekonomik ilişkilerinde Türkiye açısından dengesiz bir durum söz konusudur.

Türkiye, Çin’e ihraç ettiği her bir dolarlık mal karşılığı bu ülkeden on doların üzerinde mal ithal etmektedir.

İki ülke arasındaki mevcut ticaret açığı her geçen yıl büyümektedir.

Karşılıklı yatırım ve hizmet ticareti ilişkilerinde ise son dönemlerde nispeten bir canlanma olsa da henüz iş hacimleri düşük seviyelerdedir.

Çin ile olan ticaret açığını kapatmak kısa ve orta vadede olası görünmemekle birlikte ikili ekonomik ilişkileri daha dengeli ve sürdürülebilir bir düzleme oturtmak mümkündür.

Bu raporda Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik gelişimleri ve küresel ekonomik eğilimler dikkate alınarak ikili ekonomik ilişkilerinin dengeli ve sürdürülebilir bir düzleme oturtulması için aşağıda maddeler halinde belirtilen yol haritası önerilmektedir.

Altay Atlı, Ömer Cihad Vardan, Murat Kolbaşı

Altay Atlı, Ömer Cihad Vardan, Murat Kolbaşı

1.1 Türkiye’nin Çin’e ihracatında artış potansiyeli taşıyan ürünlere odaklanarak bu ürünlerde pazar paylarının artırılmasına yönelik çalışmalar yapılması.

Raporda Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlarında (GTİP) dört haneye inilerek 1,200 ürün pozisyonu için değerlendirme yapılmış ve Türkiye’nin Çin’e ihracat potansiyeli taşıyan ürünler belirlenmiştir. Bu ürünlerin özet listesi beş ana grup altında, her grubun özellikleri ve o ürün grubu için önerilen eylem planı ile birlikte aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

Bu ürünlere yönelik olarak ilgili kamu kuruluşları ve özel sektör temsilci kuruluşlarının ortak çalışmaları sonucunda Çin pazarında kalıcılık sağlanabilir.

Çin yavaşlayan ekonomik büyümesine rağmen, ülke ekonomisi düşük maliyetli ihracata dayalı büyüme modelinden daha çok iç pazardaki tüketime ağırlık veren bir modele doğru geçiş yapmaktadır.

Çin’deki iç tüketim artışının sağlayacağı imkânlardan etkili bir şekilde faydalanabilmek için Türkiye’nin ihracatında hedefleri net olarak belirlemesi ve çalışmalarını bu hedeflere yönelik olarak yoğunlaştırması önem kazanmaktadır.

1.2 Türkiye’nin Çin’den ithalatında Türk ekonomisine yüksek katma değer sağlayan kalemlerin belirlenerek ithalatın Türk ekonomisine en fazla getiriyi sağlayacak şekilde planlanması.

Rapor sunumu

Rapor sunumu

Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat ekonomi üzerinde cari açığı arttırıcı bir yük oluştururken, üreticilerin daha uygun fiyatlarla ara mamullere ulaşmasını sağlayarak imalat sanayisinin rekabet gücüne katkıda bulunmakta ve aynı zamanda tüketicinin de alım gücünü artırmaktadır.

Dolayısıyla ticaret açığını önlemek için korumacı önlemler almaktansa, ithalatın mümkün olduğunca Türkiye ekonomisine yüksek katma değer sağlayacak, ekonominin ihtiyaçlarına karşılık verecek şekilde yapılmasını temin etmek önem kazanmaktadır.

Türkiye’nin Çin’den ithalatında esas olarak ara mamul ithalatı üzerine odaklanılması ve buradan alınan verimin yükseltilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Türkiye, teknoloji kapasitesini yükseltmek için çaba göstermekte olan bir ülkedir.

Bu amaç doğrultusunda ülke içerisinde eğitim, araştırma geliştirme ve inovasyona yönelik çalışmaların yanı sıra, yurtdışından teknoloji ve yüksek teknoloji içeren ara mamullerin ithalatı önem kazanmaktadır. Çin, son dönemlerde düşük katma değer ve emek yoğun sektörlerden daha yüksek katma değerli, sermaye ve teknoloji yoğun sektörlere doğru bir geçiş yapmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin Çin’den ithalatında uzun vadeli bir vizyon oluşturarak, Çin’in teknoloji alanında atılım yaptığı sektörlere odaklanması ve buralardan ara mamul ithalatına ağırlık vermesi önem kazanmaktadır.

Çin’in bu bağlamda öncelikli olarak belirlediği sektörler, Çin’deki imalat kalite ve kapasitesini artırmayı, imalat sürecinin her kademesinde teknolojiyi ön plana çıkartmayı hedefleyen “Made in China 2025” programı çerçevesinde ortaya konulmuştur.

Söz konusu program kapsamında yer alan sektörlerdeki gelişim, ülkemiz için kaliteli, teknoloji içerikli ve düşük maliyetli ara mamul ithalatı için cazip kaynaklar oluşturacaktır.

1.3 Ticaret açığının telafi edilmesi ve Türk ekonomisine katma değer sağlanması için Türkiye’nin Çin’den daha fazla yatırım çekmesi; bu bağlamda yüksek potansiyel sunan sektörlere odaklanılarak bu alanlarda karşılıklı fayda prensibi temelinde yatırım ilişkileri oluşturulması.

Türkiye, Çin sermayesinin son dönemlerde ilgi gösterdiği ülkeler arasında yer alsa da, halen Çin’in Türkiye’deki yatırımları, bu ülkenin tüm dünyadaki yatırımları arasında küçük bir yer tutmaktadır.

Türkiye’deki Çin sermayeli firmaların büyük bir çoğunluğu toptan ve perakende ticaret alanında faaliyet göstermektedir.

Bu firmaların tamamına yakını tüketici ürünlerinin Çin’den Türkiye’ye ithal edilmesi ve Türkiye pazarındaki dağıtımına yönelik çalışmaktadır.

Ancak Türkiye için önemli olan Çin’den daha yüksek katma değere sahip, Türkiye’nin sürdürülebilir ve yenilikçi üretime dayalı kalkınmasına katkı sağlayacak yatırımları çekmektir.

Çin ekonomisi emek yoğun ve düşük teknolojili üretimden sermaye yoğun ve yüksek teknoloji odaklı bir yapıya doğru dönüşüm geçirmekte, Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını desteklemektedir.

2015 yılında Ar-Ge faaliyetlerine 350 milyar ABD Dolarının üzerinde yatırım yapmış olan Çin dünyada bu alanda en fazla yatırım yapan ülkelerden birisi olduğu gibi yakın geçmişte ABD’yi geçerek en fazla patentin alındığı ülke haline de gelmiştir.

Çin’in artan teknolojik kapasitesinden faydalanabilmek için teknoloji transferi ve ortak üretim imkânlarını içeren, güçlü Ar- Ge potansiyeli olan yatırım projelerinin Türkiye’ye çekilmesi teşvik edilmelidir.

Bu durum, Türkiye açısından faydalı olacağı gibi, Türkiye pazarında daha büyük pay sahibi olmak isteyen ve Türkiye’nin merkezinde olduğu Yeni İpek Yolu projesini geliştirmek için çaba gösteren Çin açısından da fayda sağlayacaktır.

Oluşan bu karşılıklı fayda yatırım ilişkilerinin uzun vadede sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.

Bu çerçevede çalışmaların Çin’in yurt dışına açılımında öncelikli olarak belirlediği demiryolu, elektrik, telekomünikasyon, makine imalat, otomotiv, uçak imalat ve elektronik sektörlerinde yoğunlaştırılması fayda sağlayacaktır.

1.4 Çin’deki Türk yatırımlarının, bu ülkedeki yatırım teşvik rejimine yönelik yeni uygulamalardan istifade ederek, rekabetin daha düşük ve teşviklerin daha fazla olduğu bölgeleri hedef alarak ve hizmet sektöründeki imkânlardan faydalanarak, artırılması.

Türkiye’nin Çin’deki yatırımları henüz oldukça düşük seviyede olduğu gibi Türk firmaları açısından Çin’deki genel yatırım ortamı da giderek zorlaşmaktadır.

Çin pazarındaki rekabetin yüksekliği, ticarette olduğu gibi Türk firmalarının yatırım yoluyla da Çin’e girişlerini güçleştiren bir etkendir.

Diğer yandan uzun yıllardır Çin’i yabancı yatırımcılar için cazip bir pazar haline getiren düşük maliyet avantajı giderek ortadan kalkmakta ve yatırımcıların kullandıkları tüm girdilerin maliyeti

yükselmektedir.

Ancak Çin’in ülkeye daha yüksek katma değerli yabancı yatırım çekmek için yeni uygulamaları hayata geçirmesi Türk firmaları açısından yeni olanakların oluşmasını sağlamaktadır.

Emek yoğun Türk yatırımları için lokasyon tercihi olarak maliyetlerin çok yükseldiği ülkenin kalkınmış doğu bölgeleri yerine daha uygun koşullar sağlayan Çin’in orta bölgelerine odaklanılması faydalı olacaktır.

Ülkenin batısında da Sincan Uygur Özerk Bölgesi de özel konumu ve Türkiye ile kültürel bağları nedeniyle Türk yatırımcılar için önemli bir potansiyel sunmaktadır.

Çin ekonomik büyüme sürecinde özellikle düşük maliyet avantajına sahip imalat sektöründe yabancı yatırım almışsa da son dönemlerde yabancı sermaye daha çok hizmet sektörüne yönelmektedir.

Başta eğitim, finansal hizmetler, turizm ve sağlık sektörü olmak üzere farklı alanlarda Çin içerisinde oluşan talebe karşılık verecek şekilde konumlanan yabancı firmalar pazarda yerini almış durumdadır.

Bu sektörlerde uluslararası tecrübeye sahip olan Türk şirketleri için Çin’in büyük bir pazar olmasının yanında Çin hükümetinin hizmet sektörüne yönelik uygulamaları ve mevzuattaki iyileştirmeleri sayesinde olumlu bir yatırım ortamı sunulmaktadır.

1.5 Türkiye’nin Çin ile hizmet ticaretinin artırılması ve bu kapsamda turizm ilişkilerine ağırlık verilmesi.

Çin’de hızla büyüyen orta sınıfın artan harcanabilir gelirleriyle hizmet sektörüne dönük artan talepleri, Türkiye’den Çin’e hizmet ihracatı potansiyelini arttırmaktadır.

Türkiye’nin, mal ticaretinin aksine hizmet ticaretinde ticaret fazlası bulunmaktadır.

Türkiye’nin en güçlü olduğu hizmet sektörü turizmdir ve bu sektörü sırasıyla taşımacılık ve inşaat takip etmektedir.

Çin ise Türkiye’den farklı olarak hizmet sektöründe dış ticaret açığı veren bir ülkedir ve Çin’in en fazla hizmet alımı açık arayla turizm sektöründe olmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin Çin’e hizmet ihracatında en büyük potansiyel turizm sektöründe görülmektedir.

Çin’den yurtdışına turizm amaçlı olarak 2015 yılında 120 milyon çıkış yapılmıştır ve önümüzdeki beş yıl içerisinde bu rakamın 155 milyona ulaşması beklenmektedir.

Çin’den daha fazla turist çekilebilmesi için çalışmalar yapılması ve bu kapsamda Türkiye’nin genel turizm promosyon çalışmalarının yanı sıra Çin’e ve Çinli turiste yönelik çalışmaların hayata geçirilmesi önem kazanmaktadır.

1.6 Çin ile iş yapmaya yönelik kalifiye iş gücünün geliştirilmesi ve etkin bir şekilde istihdam edilmesi.

Çin ile iş yapacak her Türk firmasının Çince bilen, Çin’i ve Çin insanını iyi tanıyan, Çinlilerin düşünce tarzını ve iş yapma anlayışını iyi bilen personel istihdam etmesi faydalı olacaktır.

Mevcut durumda Türk firmaları tarafından ya mevcut personel Çin’e gönderilerek yetiştirilmekte ya da Uygur Türkü kökenli çalışanlar Çince bilgileri nedeniyle tercih edilmektedirler.

Ancak bu şekilde bir insan gücü oluşturma yaklaşımı, Türkiye’nin Çin ile artan ekonomik ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda yetersiz kalmaktadır.

Buna karşılık Çin’de üniversite eğitimi almış, yüksek lisans ve doktora yapan Türk öğrencileri, hedeflenen kalifiye işgücü için önemli bir kaynak oluşturmaktadır.

Bu kaynak sistemli bir şekilde değerlendirilmeli ve istihdamı sağlanmalıdır.

1.7 Türkiye’nin ülke markasının ve Türk malı imajının Çin toplumu nezdinde güçlendirilmesi

Çinli tüketici nezdinde bir Türkiye imajı henüz oluşmamıştır.

Bu yüzden, Türkiye’nin ülke markasının oluşturulmasına yönelik projelerin yanı sıra, Çin pazarına ve Çinli tüketiciye yönelik bir olumlu algı oluşturma çalışması yürütülmesi önem kazanmaktadır.

1.8 Ticaret ve yatırım ilişkilerimi destekleyen finansman imkânlarının artırılması.

Çin ile kurulacak ticaret ve yatırım ilişkileri için sağlıklı bir finansman altyapısı sağlanması da gerekmektedir.

İki ülke bankalarının karşılıklı olarak diğer ülkede faaliyet göstermesi ve bankacılık hizmetleri sunması bu açıdan önemlidir.

Çin bankalarının Türkiye’de faaliyet göstermesine ilaveten Çin’de temsilcilik ofisi seviyesinde faal olan Türk bankalarının da bankacılık hizmetleri vermeye başlaması ilişkilerin finansman altyapısının tamamlanması açısından gereklidir.

1.9 Türkiye’nin Çin ile ekonomik ilişkilerinde tüm paydaşları kurumsal bir yapı içerisinde bir araya getirerek koordinasyonu ve güç birliğini sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulması.

Çin’e yönelik ekonomik ilişkilerle ilgili kamu, özel sektör ve sivil topluma ait tüm paydaşlar arasında yapılandırılmış, kurumsallaştırılmış ve kesintisiz bir eşgüdüm mekanizmasının oluşturulması, bu raporda ortaya konan yol haritasının da daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesine katkı sağlayacaktır.

Bu amaç doğrultusunda bir kamu ve özel sektör, sivil toplum ve akademik kuruluşlarının katılımıyla “Çin ile Ekonomik İlişkiler Koordinasyon Kurulu’nun hayata geçirilmesi faydalı olacaktır.

Yukarıda belirtilen adımların etkili bir şekilde atılması ve bu yol haritasının uygulanması konusunda devamlı bir süreç oluşturulması halinde, Türkiye’nin Çin ile ekonomik ilişkilerinde daha sürdürülebilir, daha dengeli ve ülke ekonomisine daha yüksek katma değer sağlayan bir yapıya ulaşması mümkün olacaktır.

Son dönemlerde iki ülke arasında artan karşılıklı diyalog, istişare ve iletişim, ekonomik işbirliğinin daha üst seviyelere taşınabilmesi için uygun ortamı sağlamaktadır.

Küresel ekonomideki Asyalaşma ve ekonomik gücün Batı’dan Doğu’ya kayışı sürecinde Çin dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olarak yaptığı atılımlarla küreselleşme sürecinin öncü aktörlerinden birisi haline gelmektedir.

Dolayısıyla Türkiye için de Çin ile daha yüksek hacimli, daha kaliteli ve daha yüksek katma değerli ekonomik işbirliklerini sürdürülebilir ve dengeli bir düzlemde tesis etmek, bir tercihten öte bir mecburiyet olarak ortaya çıkmaktadır.

Print Friendly

İslam Konferansı Teşkilatı (OIC) bünyesindeki İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ile Çin Sosyal Bilimler Akademisi (CASS) tarafından düzenlenen “Çin ve İslam Dünyası” konferansı İstanbul’da Yıldız Sarayı’nda gerçekleştirildi. Çin’in İslam Dünyası ile olan ilişkilerinin tarih, kültür, din, ekonomi, sanat, eğitim ve uluslararası ilişkiler boyutuyla değerlendirildiği konferansta yapılan sunumlar şöyle:

Çin ile İslam Dünyası arasında ekonomik ilişkiler paneli

Çin ile İslam Dünyası arasında ekonomik ilişkiler paneli

Li Jinxiu (CASS) Tang Hanedanı Döneminde Batı Bölgelerinde Vergilendirme
Ahmet Taşağıl (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Talas Savaşı’nın Stratejik Sonuçları
Anwar Majed Eshki (MeSc Suudi Arabistan) Çin ile İslam Arasındaki İlişkilerin Kökenleri
Merthan Dündar (Ankara Üniversitesi) Osmanlı İmparatorluğu’da Çin Hakkında Bilgi Oluşumu: Seyfi Çelebi’nin Seyahat Notlarına Göre 16. Yüzyılda Çin
Li Lin (CASS) İslam ve Hristiyanlık Çin Kültürüne Nasıl Uyum Sağladı? Kıyaslama, Sorunlar ve İmkanlar
Wang Xi (CASS) Doğa ve İlkenin Beş Klasik Bölümünün Tercümesi ve Yorumu
Li Weijian (CASS) Benzer Hikayeler, Farklı Miraslar: 18. ve 19. Yüzyıllarda Batı Afrika’da Cihat ile Kuzeybatı Çin’deki İsyanlar Arasında Kıyaslamalı Bir İnceleme
Giray Fidan (Gazi Üniversitesi) Çinli Müslüman Alim Ma De Xin’in Osmanlı İmparatorluğu’na Seyahati: Bir Hac Yolculuğunun Günlüğü
Rosey Ma (Fatih Üniversitesi) Çin Müslüman Sanatı: Cami Mimarisi ve Kaligrafi
Ayşe Erdoğdu (Topkapı Sarayı) Topkapı Sarayı’ndaki Çin Menşeli Porselen Eserler
Wang Yujie (Renmin Üniversitesi) Çin’deki Erken İslami Dönem Bölgeleri ile İlgili Düşünceler
İnci Erdoğdu (Ankara Üniversitesi) Çin’de Kadınların Camileri
Wang Xu (Pekin Üniversitesi) 2014 Sonrasında Afgainstan ve İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’na Etkileri
Ali Akkemik (Kadir Has Üniversitesi) Türkiye ve Çin Ekonomileri Arasında Bir Kıyaslama
Altay Atlı (Boğaziçi Üniversitesi) “Cina”dan “Tionghoa”ya: Çin Diasporasının Çin-Endonezya İlişkilerindeki Rolünün Ekonomi Politiği
Bi Jiankang (CASS) Çin Müslümanları ve İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın İnşası
Zan Tao (Pekin Üniversitesi) Batı’ya Alternatif Bir Ortak? Çin’in Türkiye ile Gelişen İlişkileri
Selçuk Çolakoğlu (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi) Çağdaş İpek Yolu ve Çin’in İslam Dünyası’na Açılımı
Wang Lincong (CASS) İpek Yolu’nun Günümüzdeki Değeri ve Çin-Türkiye İlişkilerinin İpek Yolu’nun Yeniden İnşası Açısından Önemi
Kadir Temiz (Boğaziçi Üniversitesi) Çin’in Ortadoğu’ya Yönelik Yeni Dış Politika Yapısı
Shi Zan (Çin Dış İlişkiler Üniversitesi) Çin ve İslam Dünyası: Rakipler mi, Yoksa Dünya Düzeninin Yaratıcı İnşacıları mı?
Ma Jing (CASS) Çinli Müslümanlar ile Mısırlılar Arasındaki Kültürel Etkileşimler: İmam Abdurrahman Ma Songting’in Mısır’a İlk Ziyareti Üzerine Bir Vaka Çalışması
Gürhan Kırilen (Ankara Üniversitesi) Wang Kuan: Müslüman Bir Reformcu ve Çin’deki Modern Eğitime Katkıları
Yan Qiongying (CASS) Çin ve Güney Asya’da İslami Modernizm: Aligarh Üniversitesi ve Chengdu Normal Okulu Arasında Bir Kıyaslama

Konferansta sunduğum “‘Cina’dan ‘Tionghoa’ya: Çin Diasporasının Çin-Endonezya İlişkilerindeki Rolünün Ekonomi Politiği” başlıklı tebliğin kısa bir özetini ve sunumumu aşağıda bulabilirsiniz.

2014’de Endonezya hükümeti Çin kökenli Endonezya vatandaşlarını tanımlamak için kullanılan “Cina” teriminin “Tionghoa” ile değiştirilmesi yönünde bir karar aldı. Bu karar, ülkenin en büyük azınlık gruplarından birisine karşı ırkçı, aşağılayıcı ve incitici olan bir uygulamanın sona erdirilmesi için atılmış önemli bir adım. Ancak bunu sadece hükümetin siyasi açıdan doğru olanı yapmış olmak için aldığı bir karar olarak görmemek gerekiyor, çünkü kararın arka planında bir süredir gelişmekte olan Çinli Endonezyalılara daha fazla haklar tanınması ve ayrımcılığın önlenmesine yönelik bir süreç var. Bu çalışmada söz konusu sürecin Endonezya ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ilişkilere de olumlu şekilde etki ettiği ileri sürülüyor. Çin kökenli Endonezyalılar ülkenin 250 milyonluk nüfusunun sadece yüzde 3-4’ünü oluştursa da özel sektörün yüzde 75’ini elinde tutuyorlar. Bu seviyede bir ekonomik güce sahip olan Çinli Endonezyalılar, giderek olumlu hale gelen çalışma ve yaşam koşulları sayesinde Çin Halk Cumhuriyeti ile de kuvvetli bağlar kurup sürdürüyorlar. Konuya ekonomi politik pencresinden yaklaşan çalışmada öncelikle 1998’deki şiddet olaylarından sonraki dönemdeki iyileşmelere odaklanılarak tarihi süreç ele alınıyor; Çin kökenli Endonezyalıların Çin Halk Cumhuriyeti ile kurduğu bağlar değerlendiriliyor ve büyük ölçüde iş ilişkileri ve ekonomik ilişki ağları üzerinden şekillenen bu bağların Endonezya ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkilere yansıması ve bu ülkelerin dış poltikaları üzerine etkisi ele alınıyor.

 

Print Friendly

Pekin Notları

Çin Sosyal Bilimler Akademisi (CASS) bünyesindeki Batı Asya ve Afrika Çalışmaları Enstitüsü ile T.C. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (SAM) ortaklaşa düzenlediği Çin-Türk İlişkileri Sempozyumu, “100. Yıl Vizyonu ve Çin-Türkiye Stratejik İşbirliği” başlığı adı altında Pekin’de gerçekleştirildi. Benim de bir sunum yaptığım sempozyumda katılımcılar, iki ülkenin 100. yıl (Türkiye 2023 Cumhuriyetin 100. yılı, Çin 2021 Komünist Parti’nin kurulmasının 100. yılı) vizyon hedeflerinin ve İpek Yolu Projesi’nin sunduğu işbirliği olanaklarının ışığında karşılıklı diplomasi perspektiflerini ve ilişkilerin geliştirilebilmesine yönelik fırsatları ele aldılar.

Pekin'de gerçekleştirilen Çin-Türkiye İlişkileri Sempozyumu

Pekin’de gerçekleştirilen Çin-Türkiye İlişkileri Sempozyumu

Sempozyumda yapılan sunumların başlıklarını şu şekilde sıralamak mümkün:

Ali Resul Usul (SAM) Türkiye’nin 2023 Strateji Vizyonu ve Türk Dış Politikasının Hedefleri
Yao Kuangyi (Çin’in eski Ankara Büyükelçisi) Çin ile Türkiye’nin İpek Yolu’nun Ortaklaşa İnşa Etmeleri İmkanı
Wang Lincong (CASS) “Yeni Türkiye” ve 2023 Vizyonu
Selçuk Çolakoğlu (Yıldırım Beyazıt Üniversitesi) Türkiye’nin Vizyonunda “İpek Yolu” ve “Doğuya Bakış”
Zan Tao (Pekin Üniversitesi) “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı”nın İnşası ve Çin-Türk İlişkileri
Jiang Mingxin (CASS) Erdoğan ve Türkiye’nin 100. Yıl Rüyası
Yin Gang (CASS) Yeni Soğuk Savaş Ortamında Türkiye’nin Diplomatik Fırsatları ve Karşılaştığı Meydan Okumalar
Lin Bingzhong (Shaanxi Normal Üniversitesi) Ortadoğu İsyanlarından Sonra Türkiye’nin Diplomatik Uygulamaları, Karşı Karşıya Olduğu Meydan Okuma ve Fırsatlar
Altay Atlı (Boğaziçi Üniversitesi) Türkiye’nin Arap Baharı Sonrası Dönemde Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Türkiye ile Çin Arasında Bölgesel İşbirliği İmkanları
Wang Nan (People’s Daily gazetesi) “Tek Yol Tek Kuşak” Üzerindeki Kilit Ülkeler: Çin, Pakistan, İran ve Türkiye
Tian Wenlin (Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüleri) “Tek Yol Tek Kuşak” Stratejisi ve Ortadoğu’nun Özgün Konumu
Tang Zhichao (CASS) Çin-Türkiye Stratejik İşbirliğini Güçlendirmek
Ekrem Tatoğlu (Bahçeşehir Üniversitesi) Türkiye-Çin Ekonomik İlişkilerinin Avrasya’da Barış ve Güvenliğin Sağlanması İçin Sunduğu Artan Potansiyel
Kadir Temiz (Boğaziçi Üniversitesi) Arap Olmayan Ülkeler ve Çin’in Ortadoğu Diplomasisi: İran’ın Nükleer Gücü
Li Yanzhi (Liaoning Üniversitesi) Türkiye’nin Kafkasya Politkası ve Kısıtlamaları: Adalet ve Kalkınma Partisi Dönemi
Wei Min (CASS) Türkiye’nin 2023 Turizm Stratejisi ve Çin-Türkiye Turizm İşbirliği
Zhang Bo (CASS) Çin’in Yurtdışı Demiryolları Stratejisi ve İpek Yolu Ekonomik Kuşağının İnşası

Benim gerçekleştimiş olduğum “Türkiye’nin Arap Baharı Sonrası Dönemde Türkiye’nin Ortadoğu Politikası ve Türkiye ile Çin Arasında Bölgesel İşbirliği İmkanları” başlıklı sunumun kısa bir özeti ise şu şekilde:

Arap Baharı sonrası dönemde Ortadoğu’nun hızla değişen siyasi ortamı ve bölgenin yaşamakta olduğu olan şiddetli çatışmalar Türkiye açısından ciddi bir dış politika tehdidi oluşturmaktadır. Tarihsel, coğrafi ve ekonomik açıdan söz konusu bölgenin bir parçası olan Türkiye politikalarını sahadaki yeni gerçekliklere adapte etmek ve bölgenin istikrarı ve ekonomik kalkınmasına katkıda bulunarak etkin bir bölgesel aktör olarak konumunu güçlendirmek için çaba göstermektedir. Bu çalışmanın ilk kısmında bir dizi Suriye’deki iç savaş ve insani kriz, Irak’taki düşük devlet kapasitesi, Mısır’daki rejim değişikliği ve İslam Devleti örgütünün yükselişi gibi bir dizi tehdit algıları doğrultusunda Türkiye’nin politikasını nasıl şekillendirdiği ele alınmaktadır. İkinci kısımda ise bir takım görüş ayrılıklarına rağmen Türkiye ile Çin’in Ortadoğu’daki gelişmelere karşı aldıkları konumun aslında tamamıyla uyumsuz olmadığı ve bu yüzden bölgesel konularda Türkiye ile Çin arasında işbirliği için bir zemin olduğu ve bu işbirliğinin daha istikrarlı ve daha barışçıl bir Ortadoğu’ya katkıda bulunacağı ileri sürülmektedir. İşbirliği konularını kısa, orta ve uzun vade olmak üzere üç zaman diliminde ele alan çalışmanın temel savı Türkiye ile Çin arasındaki ortak çabaların sadece bölgenin yeniden inşasına ve kalkınmasına değil, aynı zamanda iki ülke arsındaki ilişkilerin kuvvetlenmesine de katkıda bulunacağı yönündedir.

Pekin’de bulunduğumuz süre zarfında SAM heyeti olarak Çin Devlet Konseyi Kalkınma Araştırma Merkezi (DRC) ile bir görüşmede bulunduk; Pekin Üniversitesi Uluslararası Stratejik Araştırmalar Ensitüsü’nü de ziyaret ederek anılan merkezin çalışmaları hakkında bilgi aldık ve üniversite bünyesinde Türkçe öğrenmekte olan Çinli öğrencilerle tanışma olanağını bulduk.

Print Friendly

T.C. Dışişleri Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Stratejik Araştırmalar Merkezi (SAM) heyetiyle birlikte Çin akademik kuruluşlarıyla bir dizi görüşmeler ve yuvarlak masa toplantıları gerçekleştirmek üzere Şanghay’a gittim. Öncelikle SAM’dan kısaca bahsedelim. 1995’te kurulmuş olan bu merkez, web sitesinde de belirtildiği üzere “Türkiye’den ve dünyadan akademisyenler ile yurt dışındaki muadil kuruluşlar ve hükümetlere bağlı kurumlarla araştırmalar yapmakta ve organizasyonlar düzenliyor” ve “bir yandan bölgesel düşünce kuruluşları ağı kurarken aynı zamanda Dışişleri Bakanlığı birimlerine ve diğer devlet kurumlarına gerek duyuldukça danışmanlık hizmeti sağlıyor.” SAM’ın Türkiye’de uluslararası ilişkiler ve dış politka konuları üzerine çalışan kademisyenlerin bir yandan yurtdışındaki meslekdaşları, diğer yandan da–ve belki de en önemlisi–Ankara’daki karar alıcılar ile arasında bir iletişim kanalı oluşturması açısından önem taşıdığını düşünüyorum. SAM, gerek düzenlediği etkinlikler, gerekse yayınları ile geniş bir yelpaze içerisinde Türkiye’nin dış ilişkileri ile ilgili çalışmalara önemli katkılarda bulunuyor.

Şanghay ziyaretimizin ağırlık noktalarını Çin’in iki önemli düşünce kuruluşu, Şanghay Uluslararası Çalışmalar Üniversitesi (SISU) ve Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüleri (SIIS) ile yapılan yuvarlak masa toplantıları oluşturdu. SISU, 1949 yılında bir dil okulu olarak kurulan ve ilerleyen dönemlerde küresel çalışmalar alanında son derece etkili bir öğretim ve araştırma kurumu haline gelen bir üniversite. Heyetimizin görüştüğü üniversite bünyesindeki Orta Doğu Çalışmaları Enstitüsü de bu bölge ile ilgili çalışmalar yürütüyor. Enstitü tarafından Türk akademisyenler tarafından Türk dili ve edebiyatı dersleri veriliyor, bununla birlikte Türkiye’de öğrenim görmüş ve akıcı şekilde Türkçe konuşan bir profesör tarafından idare edilen Türkiye masası ülkemiz ile ilgili ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal alanlarda araştırmalar yürütüyor.

SISU Ortadoğu Çalışmaları Merkezi ile toplantı

SISU Ortadoğu Çalışmaları Merkezi ile toplantı

SIIS, Çin’in en büyük think-tank’lerinden birisi. 1960 yılında kurulmuş olan enstitü, bünyesinde farklı coğrafi alanlar ve konular üzerine odaklanan araştırma merkezlerini barındırıyor. 2007 yılında dünyanın ABD-dışı en etkili 10 think-tank’inen birisi olarak seçilen SIIS, aynı zamanda yüksek lisans ve doktora programları da sunuyor.

SIIS ile yaptığımız yuvarlak toplantısını iki oturum haline gerçekleştirdik. İlk oturumda Ortadoğu’daki siyasi durumun ve güvenlik koşullarının değerlendirilmesi yapıldı. Ben bu oturumda yaptığım sunumda, Türkiye’nin ana başlıklar üzerinden Türkiye’nin Ortadoğu politikasını anlattım ve Ortadoğu’ya istikrar ve refahın getirilebilmesi için kısa, orta ve uzun vadelerde Türkiye ile Çin’in nasıl işbirliği yapabileceği konusundaki düşüncelerimi katılımcılarla paylaştım. İkinci oturumda ise Avrasya konusu ele alındı ve bu çerçevede Çin’in Yeni İpek Yolu Projesi, bu projede Türkiye’nin nasıl yer alabileceği ve G-20 ile CICA gibi çok taraflı platformların etkinliği ve bu platformlarda iki ülkenin nasıl işbirliği yapabileceği konuları tartışıldı.

SIIS ile Ortadoğu ve Avrasya'daki gelişmeleri konuştuk

SIIS ile Ortadoğu ve Avrasya’daki gelişmeleri konuştuk

Çin’in dış politika ve uluslararası düzen ile ilgili önemli düşünürlerinden, SIIS’in eski başkanı Prof. Yang Jiemian ile yediğimiz yemek ve bu yemek esnasında küresel meseleler, Türkiye ve Çin ile ilgili konularda yaptığımız fikir alışverişi de ziyaretin en verimli etkinliklerinden birisi oldu.

Print Friendly

Torino’da dün başlayan “Stormy Waters, Bright Horizons? China and Europe’s Changing Roles in the Mediterranean Region” (Fırtınalı Sular, Parlak Ufuklar? Çin ve Avrupa’nın Akdeniz Bölgesi’ndeki Değişen Rolleri) başlıklı konferans bugün yapılan oturumlarla sona erdi. Torino Palazzo Civico’da gerçekleştirilen konferansın ikinci gününde söz alan konuşmacıları, konuşma başlıklarının Türkçe tercümelerini ve konuşmalarında vurguladıkları temel noktaları paylaşıyorum.

Açılış konuşması: Kairat Kelimbetov (Kazakistan Merkez Bankası Başkanı) “Çin’in ‘Dışa Açıl/Batı’ya Git’ Politikalarının Kıtasal Boyutu: Orta Asya’dan Göründüğü Şekliyle Yeni İpek Yolu”

  • Çin ekonomik faaliyetlerini giderek Asya’nın batısına doğru kaydırıyor.
  • Kazakistan, Çin için batıya açılan bir kapı olabilir. Çin’in Avrupa’ya giden en kısa ve en hızlı ticaret hattı Kazakistan’dan geçiyor.
  • Yeni İpek Yolu, 2030 yılına kadar AB-Çin ticaretinin yüzde 30’unu kaldıracak.
"AB ve İtalya’nın Akdeniz Bölgesindeki Değişen Rolleri" paneli

“AB ve İtalya’nın Akdeniz Bölgesindeki Değişen Rolleri” paneli


Panel 4: AB ve İtalya’nın Akdeniz Bölgesindeki Değişen Rolleri

Ruth Hanau Santini (Napoli Üniversitesi) “AB ve Ortadoğu/Kuzey Afrika: Temel Konular Nelerdir?”

  • 2011’de Arap coğrafyasında meydana gelen ayaklanmalar, AB’nin savunduğu demokrasi kavramının sorgulanmasına yol açtı. Seçimler gibi demokrasinin temel taşı sayılan bazı prosedürlerin beklenenden daha az önem taşıdığı görüldü.
  • Siyasal dönüşüm süreçlerinde dış aktörlerin rolü abartılmamalıdır.
  • Arap ülkelerinde oluşan beklentilere karşılık verebilmek için AB’nin ne gibi yollar izlemesi gerektiği tartışılıyor.

Enrico Granara (İtalya Dışişleri Bakanlığı) “İtalya’nın Akdeniz Politikaları”

  • Kriz sonrası dönemde İtalya bir dizi reformlar yaparak karşı karşıya olduğu yapısal dengesizlikleri gidermelidir.
  • İtalya gelişmiş işbirliği, ticaret ve diyalog yoluyla Akdeniz havzasında barış ve istikrarı amaçlıyor.
  • Akdeniz Birliği projesi bölgesel işbirliği projelerinin etkin bir şekilde hayata geçirilmesini sağlayabilir; aynı zamanda işbirliğinin Çin gibi bölge dışı aktörleri de kapsaması için bir araç olabilir.

Alexander Sceberas Trigona (Malta Başbakanlık) “Çin’in Yumuşak Gücü: Akdeniz’in Ortasından Bir Analiz”

  • Çin’in uyguladığı yumuşak gücün son kırk yıl içerisinde Malta üzerinde siyasi, ekonomik, güvenlik, kültürel açılardan çok fazla etkisi olmadı.
  • Soğuk Savaş sırasında Malta’da Çin, SSCB ile birlikte “Batı’ya karşı bir blok” olarak görüldü. Bu algı günümüzün çok kutuplu dünyasında nasıl değişecek, önemli bir soru.

Panel 5: Enerji Sektörü: Hidrokarbonlar Sonrası Dönemde AB, Çin ve Akdeniz Bölgesi

Xu Xiaojie (Çin Sosyal Bilimler Akademisi): “Çin’in Enerji Alanındaki Çıkarları ve Ortadoğu/Kuzey Afrika Bölgesi’ne Yaklaşımı”

  • Çin’in Ortadoğu/Kuzey Afrika Bölgesi’nde enerji alanında başarılı girişimleri oldu. Ancak Arap Baharı süreci risklerin ve belirsizliklerin artmasına yol açtı.
  • Çin bölgedeki diğer aktörlerle işbirliğini geliştirerek, Yeni İpek Yolu projesi kapsamında bölgede oluşan riskleri ve belirsizlikleri kontrol altında tutarak enerji alanındaki girişimlerini derinleştirmeli.

Paolo Farah (West Virginia Üniversitesi) “Levant’ta Yeni Açık Deniz Doğalgaz Kaynakları: Hukuki ve Jeopolitik Perspektif”

  • Doğu Akdeniz’de bulunan yeni doğal gaz rezervleri bir takım hukuki ve teknik konuların ortaya çıkmasına yol açtı.
  • Bölge ülkelerinin başta Rus doğalgazı olmak üzere dışarıdan aldıkları enerji kaynaklarına bağımlılıkları azalacak ve bu durumun jeopolitik etkileri olacak.
  • AB’nin bölge ülkeleriyle yapıcı bir diyalog içerisinde olması ve enerji güvenliği konusunun tüm aktörler tarafından birlikte ele alınması gerekiyor.
Print Friendly