"Kitap" kategorisindeki yazıları görüntülüyorsunuz

UnknownÇin Devlet Başkanı Xi Jinping’in göreve geldiği 2012 yılının sonundan 2014 yılına kadar yapmış olduğu konuşmalar ve verdiği röportajlar Çin Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi ve Çin Komünist Partisi Parti Literatürü Araştırma Ofisi tarafından “Xi Jinping: Çin’in Yönetimi” başlığı altında kitap haline getirildi. Çince’nin yanı sıra İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, Arapça, İspanyolca ve Portekizce’ye de çevirilen kitabın bir nüshasını Şanghay’da edindim. Kitabın içeriği, dünyanın yeni süper güç adayını 2023’e kadar yönetecek olan liderin kalkınma, Çin’in iç meseleleri ve dış politikası ile ilgili konularda düşüncelerini toplu bir şekilde ortaya koyması açısından önemli.

Print Friendly

Son dönemlerde Türkçe eserlerin Çince’ye kazandırılmasında konusunda önemli aşamalar kaydedildi. Arka arkaya gerçekleştirilen Türkiye’de Çin Kültür Yılı ve Çin’de Türk Kültür Yılı uygulamalarının da bunda etkili olduğunu söylemek mümkün. Türk yazarlarının eserleri Çince’ye çevirilip yayınlanırken bugüne değin daha çok edebiyat eserlerinin bu kapsam içerisine yer aldığını görüyorduk. Ancak görülen o ki Türkiye’ye yönelik sosyal bilimler alanında yapılan çalışmalar da Çin okuyucusunun ilgisini çekiyor ve bu alanda da tercümeler yapılıyor. Son olarak Prof. Dr. Erhan Afyoncu’nun “Sorularla Osmanlı İmparatorluğu” başlıklı değerli çalışması, Doç. Dr. Giray Fidan, Minghua Xing ve Yuan Can tarafından Çince’ye kazandırıldı. Kitap, Pekin Uluslararası Kitap Fuarı’nda okuyucuyla buluşacak.

10590700_10152442347333197_3233765848627421586_n

Print Friendly

"Japon Modernleşmesi ve Osmanlı"

Değerli hocam Prof. Dr. Selçuk Esenbel?in ?Japon Modernleşmesi ve Osmanlı: Japonya?nın Türk Dünyası ve İslam Politikaları? isimli eseri okuyucularla buluştu. Esenbel?in farklı dönemlerde kaleme almış olduğu makaleleri bir araya getiren bu eser, ülkemizde Japonya çalışmaları açısından önemli bir kilometre taşı olacağa benziyor. Bununla birlikte, çoğunun orijinali İngilizce olan makalelerin yayına hazırlanırken ciddi bir emek sarf edilirken belirli bir düzenin, makaleler arasında geçişlerin ve akıcılığın sağlanmış olması, kitabın sadece tarihçilere değil, Japonya ile ilişkilerimizin tarihi boyutunu merak eden tüm okuyuculara hitap etmesini sağlıyor. Kitabın arka kapağından:

“Japonya ve Türkiye genellikle modernleşme/kalkınma tartışmalarının iki kutbu olarak ele alınır. 1960?lardan günümüze uzanan bu kısır tartışmanın, genel geçer bakışların dışına çıkabildiğini söylemek çok zor. Selçuk Esenbel Japon Modernleşmesi ve Osmanlı?da, konuyu Japonya tarihi bağlamına yerleştirerek bambaşka bir perspektif sunuyor. Japonya tarihini Tokugawa ve Meiji dönemlerinin değişim dinamikleri çerçevesinde ele alıyor. Modernleşme ?ihtiyacının? uzun dönemlere yayılan nedenlerini, sorunlarını ve en önemlisi toplumsal reflekslerde nasıl yer bulduğunu tartışıyor. Japonya tarihini bir bütün olarak ele alırken, kopuşların ve sürekliliklerin topluma etkilerini hesaba katıyor. Direniş ve uyum noktalarına işaret ettiği kadar, ?modernlik? tartışmasının kısıtlarına da dikkat çekiyor. Japonya-Osmanlı/Türkiye tartışmasını ise, modernleşme karşısındaki en önemli sınavlarını 19. yüzyılda vermiş bu iki ülkenin, Orta Asya ve İslam dünyası üzerindeki diplomatik mücadeleleri alanında mercek altına alıyor. İki ülkenin milliyetçilik, imparatorluk, emperyal siyaset ve ?dünya gücü? olma arzularının kesişme ve çatışma noktalarına dikkat çekiyor. Japonya tarihi üzerine kapsamlı bir eser niteliği taşıyan Japon Modernleşmesi ve Osmanlı aynı zamanda istihbarat raporlarının ve anıların izinde, Orta Asya?da milliyetçiliğin etkisinde biçimlenen Japonya-Osmanlı çekişmesinin nabzını tutuyor.”

?Japon Modernleşmesi ve Osmanlı: Japonya?nın Türk Dünyası ve İslam Politikaları?, Selçuk Esenbel, İletişim Yayınları, 2012, 448 sayfa.

Print Friendly

Çin ile ilgili gelişmeleri büyük ölçüde Çin ve Amerikan kaynaklarından takip ediyoruz. Bu durum da bu ülkeyi algılayışımızın siyah-beyazdan oluşan bir tablo içerisinde boğulmasına, aradaki tonları kaçırmamıza ve iki uçtan birisine savrularak Çin?i kolayca iyi ya da kötü adam olarak ilan etmemize yol açıyor. Çinli yazarlar arasından kendi ülkelerine (daha doğrusu Çin hükümetine) karşı eleştirel bir ses duymak zor olduğu gibi Çin?i takip eden Amerikalı yazarlar arasında da ?yiğidi öldür ama hakkını ver? diyen, Çin?in olumsuzluklarının yanında samimi bir şekilde olumlu taraflarını ve küresel ekonomiye kazandırdıklarını anlatanlara rastlamak, imkansız değil, ama zor. Tabii ki bize düşen bilgilerimizi farklı kaynaklardan almaya ve kendi muhakememizi yaparak ve ezberden kaçınarak kendi sonuçlarımıza ulaşmaya çalışmak. Bununla birlikte Çin?i daha iyi anlamak isteyenler için naçizane bir önerim daha olacak: Avrupalı Çin uzmanlarının sesine kulak vermek.

"Maonomics"

Çin?i net bir tehdit ve süper güç yarışında iddialı bir rakip olarak algılayan paradigmanın şekillendirdiği bir ortam içerisinde çalışmalarını sürdüren Amerikalı yazarlara nazaran Avrupalıların Çin?e daha dengeli ve daha hakkaniyetli bir şekilde yaklaştıklarını görüyoruz. Bu Avrupalılardan birisi de İtalyan iktisatçı Loretta Napoleoni. İtalya?da geçirdiğim on gün içerisinde Napoleoni?nin ?Maonomics? isimli kitabını okuma fırsatını buldum. Her ne kadar kitabın son derece modaya uygun, pazarlamaya yönelik ismi içerik ile ilgili şüphelerimizin oluşmasına yol açsa da, daha ilk sayfalardan kitap argümanını ortaya koyuyor ve ilerleyen kısımlarda bu argüman zengin ve isabetli örneklerle işleniyor. Bu arada hemen şunu söyleyelim. Kitabın İtalyanca orijinali ve İngilizce tercümesi farklı alt başlıklara sahip. İtalyancasında ?L?amara medicina Cinese contro gli scandali della nostra economia? (Ekonomimizin skandallarına karşı acı Çin ilacı) şeklinde bir alt başlık kullanılırken, İngilizce tercümesinde ise ?Why Chinese communists make better capitalists than we do? (Neden Çinli komünistler bizden daha iyi kapitalist oluyorlar) denmiş. Genel olarak Avrupa?nın ve özel olarak da İtalya?nın mevcut durumu, yaşanan ekonomik kriz ve skandallar göz önünde bulundurulursa İtalyan okuyuculara Çin örneğinin bir reçete olarak sunulması oldukça anlamlı.

Napoleoni?nin temel tespiti Batı?nın derin bir ekonomik kriz sürecinden geçtiği, Ortadoğu?nun ise sosyal ve ekonomik adaletsizliklerin körüklediği bir patlama yaşadığı bir dönemde Asya?nın ve özellikle de Çin?in başarılı bir performans sergilediği yönünde. Bu tespiti yaptıktan sonra Napoleoni, iğneyi de çuvaldızı da Batı dünyasına, hem de Amerikalıların yapamadıkları kadar derine batırıyor. Yazar Batı dünyasına sadece ekonomik kriz üzerinden değil, Batı?nın demokrasiyi anlayışı ve Çin?i anlayamayışı üzerinden de eleştiri getiriyor ve sonra bir adım daha atarak Batı?nın yaşadığı sıkıntılara ilaç olarak Çin modelini tavsiye ediyor. Napoleoni?nin tespitlerine katılmakla beraber son önerisi ile ilgili bazı çekincelerim var, ancak o noktaya gelene kadar bakalım Napoleoni?nin ne dediğine.

1989?de Soğuk Savaş?tan mağlup çıktığı düşünülen güçlerden birisi bugün küresel ekonominin liderliğine aday durumdadır. Bu bir paradoks mu? Hayır. Daha ziyade komünist dünyada yaşanan gelen türlü rahatsızlığı kendi toplumsal modelinin kopyalamaya yönelik bir istek olarak görmeye alışmış olan Batı?nın siyasi dar görüşlülüğü ve kibirinden kaynaklanan bir yorumlama hatası bu. Yirmi yıl sonra artık düzeltilmesi gereken bir hata.

Napoleoni?ye katılmamak mümkün değil. Dünyaya Batı?nın gözlüklerinden baktığımız zaman ister istemez aynı yanılgıya düşüyoruz. Soğuk Savaş bittiği zaman komünist ülkelerin Batı tarzı serbest piyasa ekonomilere geçeceklerini, onun ötesinde Batı?nın liberal toplumsal düzenine doğru yöneleceklerini düşündük. Rusya bunu denedi, başarısız oldu. Çin ise kendi yolunu çizdi.

Çin ilerliyor ve her geçen gün gelişiyor. Ancak bizim kriterlerimize göre bu başarının hiç bir anlamı yok çünkü Çin demokratik değil. İşte bu noktada sorunun kökenine iniyoruz. Çin halkının siyasi özgürlüklere sahip olmadığı algısı yine bizim kavramsal yanlış anlamamızın bir sonucu. 1989 yılında Mao?nun dev posteri altında Tiananmen Meydanı?nı işgal eden Çinliler için demokrasi, ekonomik eşitlik ile eş anlamlıydı. Buna da son yirmi yıl içerisinde Çin nüfusunun büyük bir kesimi kavuştu.

Burada demokrasinin evrensel bir kavram olup olmadığı sorunsalına geliyoruz. Çin?de Batı tarzı bir demokrasinin olmadığına hemfikiriz. Ancak demokrasi bir amaç mıdır, yoksa araç mıdır sorusundan yola çıkıp, bu kavramı bir takım temel insani özgürlüklere giden yol olarak algılarsak, Çin eğer bu amacı bir kısmı Batı?nın uygulamalarıyla örtüşmeyen yollardan sağlıyorsa bunu en azından doğrudan reddetmeden iyice bir incelememiz gerekir. Napoleoni de, demokrasiyi iyi yönetişim olarak kabul eden Batı?dan farklı olarak Çin?in demokrasi anlayışının temelinde ekonomik eşitlik ve refah olduğunu belirtiyor. Bu durumda Çin?in hızla demokratikleşmekte olduğunu bile söylemek mümkün.

Bu tespitlerden sonra Napoleoni, Batı?nın sorunları için Çin ilacını öneriyor.

Eğer tükenmiş ekonomik ve siyasi modelimizle devam etmek konusunda ısrarcı olursak ciddi bir çöküş yaşamamız kaçınılmaz olacak. Ancak bunun için bir çare var ve bu çare Batı?yı etkileyen ekonomik ve psikolojik depresyon karşısında faydalı olabilir. İster adına Çin kapitalizmi deyim, ister Çin ilacı, yapmamız gereken bunu alıp kendi demokrasilerimizin fizyolojisine uyarlamaktır.

Napoleoni, Çin?den alınması gereken en önemli özelliğin pragmatizm olduğunu düşünüyor.

‘Made in China’ kapitalizmi işe yarayan her şeyi (serbest girişimden sermaye kontrollerine kadar) kullanır ve dolayısıyla Batı kapitalizmine göre daha esnek ve daha günceldir. Çin modeli kendisini küreselleşme gibi ani ve büyük ölçekli dönüşümlere adapte edebilecek kapasiteye sahiptir. Bu esneklik de Çin?in küresel köyün süper gücü olmasına ve modernitenin parametrelerini yeniden tanımlamasına yardımcı olmuştur.

Batı?nın Çin?den öğrenecek çok şeyi olduğuna ve Çin?e artık Batı merkezi bir anlayışla yaklaşmaktan vazgeçmemiz gerektiğine katılmakla birlikte, Napoleoni?nin Çin?i doğrudan Batı için bir model ileri sürmesi konusunda bir takım çekincelerim var. İlk olarak Çin?i Batı?nın değerleri ve modernite anlayışıyla tartmanın hatalı olduğunu belirten yazarın diğer taraftan Batı için Çin modelini önermesi, Batı?nın kalıplarını Çin?e taşımayalım derken Çin?in kalıplarını Batı?ya taşıması bir çelişki yaratıyor. Bu çelişki, özellikle şu cümlelerde oldukça sivri bir hale geliyor.

Batı?da bizlerin uzun süredir eleştirdiğimiz ve yanlış anladığımız, Doğu otoriterliği ile ekonomik özgürlüklerin kombinasyonu, tükenmiş Batı kalkınma modeli için cazip bir alternatif haline gelmektedir.

İtalyan iktisatçı Loretta Napoleoni

Batı?da ekonomik özgürlükler halihazırda, ancak mesele bunların kamu faydasına zarar vermeyecek şekilde devlet tarafından kontrol altında tutulmasını önermek başka bir şey, mucize formülün bir parçası olarak Asya ülkelerindeki otoriter rejimleri göstermek başka bir şey. Her ne kadar Napoleoni, Doğu?nun modellerini ?kendi demokrasilerimizin fizyolojisine uyarlamak?tan bahsetse de bunun nasıl yapılacağı konusunda pek ipucu vermiyor. O zaman da önerisi iplerin sıkı tutulduğu bir devlet kapitalizmi önerisinden öteye gitmiyor.

İkinci olarak ise Napoleoni?nin bu kitabı çok erken yazdığını düşünüyorum. Çin modelini gerçekten Batı için örnek olarak ileri sürebilmemiz için, Çin?in kendi sürecini tamamlaması ve karşı karşıya olduğu soru işaretlerini ortadan kaldırması lazım. Çin?in halkına büyük ekonomik özgürlükler sağladığı ortada. Ancak hikaye burada bitmiyor. Bu özgürlükler karşısında gelişen bir orta sınıf ve bu orta sınıfın artan siyasi özgürlükleri talebi var. Bir yandan ekonomik özgürlük sağlarken, diğer yandan siyasi ve sosyal hakları kısıtlamak sürdürülebilir bir durum değil ve şu anda en büyük soru da Çin?in bu durum karşısında nasıl bir yol izleyeceği. Daha bu soru cevaplanmamışken, Çin?i bir başarı modeli olarak önermek ne kadar doğru bilemiyorum.

Napoleoni?nin kitabı, Batı merkezi bakış açısına getirdiği eleştiri ve Çin?in farklılıklarını ortaya koyuşu açısından önemli bir eser. Ayrıca argümanlarını destekleyen örnekleri büyük ölçüde Avrupa ülkelerinin Çin ile olan ilişkilerinden seçmiş olması ve Çin ile Avrupa ülkeleri arasında kıyaslamalar yapması da bu kitabı farklı kılıyor.

“Maonomics: L?amara mecidicina Cinese contro gli scandali della nostra economia”, Loretta Napoleoni, Rizzoli, 2010, 373 sayfa.

“Maonomics: Why Chinese communists make better capitalists than we do”, Loretta Napoleoni, Seven Stories Press, 2011, 320 sayfa.

Print Friendly

Türk-Çin ilişkilerinin tarihsel boyutuna yönelik olarak bugüne kadar birçok değerli çalışma yapıldı. Gerek hocalarımızın, gerekse genç akademisyen arkadaşlarımızın Türk ve Çin kaynaklarından faydalanarak, iki ülkedeki arşivleri kullanarak, titizlikle yaptıkları çalışmalar çoğumuz için ?Çin Seddi?ni Türklere karşı yapmışlar? klişesinin ötesine gitmeyen Türk-Çin ilişkileri tarihine bakış açısının derinleşmesini ve zenginleşmesini sağladı. Bununla birlikte bu çalışmaların büyük ölçüde iki tarihsel dönem üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Bunlardan birincisi İslamiyet öncesi dönem ve bu kapsamda Hunlar ve Göktürkler?in Çin hanedanları ile olan etkileşimleri üzerinde yapılan çalışmalar, ikincisi ise modernleşme süreci ve bu çerçevede 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başları her ikisi de artık son demlerini yaşamakta olan iki imparatorluk arasındaki ilişkilere dair çalışmalar.

Bozok Üniversitesi öğretim üyesi Giray Fidan?ın yeni çıkan kitabı, Türk-Çin ilişkileri açısından fazlaca araştırma konusu olmamış bir döneme, 16. yüzyıla, Osmanlı?da Kanuni?nin, Çin?de ise Ming hanedanının hüküm sürdüğü yıllara götürüyor bizleri. Bu dönemde iki imparatorluk arasında yoğun bir diplomasi trafiği olduğunu görüyoruz. Ming dönemi kayıtlarını inceleyen Fidan, İstanbul?dan Ming Çin?ine ilki 1423, sonuncusu ise 1627 yılında olmak üzere toplam 19 heyet gittiğini anlatıyor.

Fidan?ın anlatısının merkezinde Osmanlı?dan Çin?e elçi olarak giden, Çin imparatorunun talebi üzerine kardeşi ile birlikte Pekin?e yerleşen ve yaklaşık kırk yıl boyunca burada kalarak imparatorun Yakın Muhafız ve İstihbarat Örgütü?nde görev yapan bir Osmanlı elçisi yer alıyor. Çin kaynaklarında bu Osmanlı elçisinin adı ?Duo Si Ma?, kardeşi ise ?Ba Bu Li? olarak geçiyor. Fidan, bu iki Osmanlının asıl isimlerinin kaynaklarda zikredilmediğine dikkat çekiyor; ancak ses benzerliği ilkesinden yola çıkarak Duo Si Ma?nın Osman, Desim, Tursun ya da Dursun; Ba Bu Li?nin ise babür olabileceğini bildiriyor.

Fidan?ın kitabından Kanuni döneminde Osmanlı?dan Çin?e bir teknoloji transferi yapıldığını da öğreniyoruz. Buna göre Çinli devlet adamları Duo Si Ma?dan bir Osmanlı tüfeği istiyorlar, Duo Si Ma da bilgilerini Çinliler ile paylaşıyor ve Çin?de Osmanlı tipi tüfeklerin üretilmesini sağlıyor. Buna bir teknoloji transferi diyebileceğimiz gibi, Çinlilerin daha o zamanlardan dünyanın dört bir yanından teknoloji alarak kopyadıkları şeklinde bir yorumda da bulunabiliriz. Bu arada Fidan?ın verdiği, o dönemde Duo Si Ma dışında hiçbir yabancının imparatorun gizli servisinde çalışmasına izin verilmediği bilgisi de oldukça önemli.

Kitapta orijinal metni ve Türkçe çevirisi birlikte verilen, 1598 yılında saray sekreteri Zhao Shi Zhen tarafından imparatora sunulmak üzere hazırlanan ?Olağanüstü Silahlar Kılavuzu?nda (shén qì p?), Osmanlı tüfeklerinin yapısı, nasıl kullandıldıkları ve atış stilleri detaylı olarak anlatılıyor.

Osmanlı tarihini ne yazık ki ortaokul ve lise yıllarında bizlere nasıl gösterildiyse öyle, yani sadece savaşlar üzerinden okumak gibi bir alışkanlığımız var. Kanuni dönemine de bu açıdan bakıyor ve Osmanlı?nın dış dünya ile olan ilişkisini büyük ölçüde Batı?ya yapılan seferlerle kısıtlayarak düşünüyoruz. Bununla birlikte bu kitap gibi çalışmalar, Osmanlı?nın o dönemde gerçek bir küresel vizyona sahip olduğunu ortaya koyuyor. Yazımızı kitabın sonuç kısmından bir alıntıyla noktalayalım:

Bu çalışma coğrafi olarak birbirlerinden ne kadar uzak olursa olsun, Osmanlı?nın Çin?e ilgi duyduğunu; Çin ile ilişkiye girdiğini ve Çin?e teknoloji transferi gerçekleştirdiğini göstermektedir. Osmanlı-Çin ilişkilerinin çok yönlü araştırılmasının gerekliliği bu çalışmadan sonra ortaya çıkmaktadır. Bu iki büyük güç birbirlerini çok iyi tanımasalar bile birbirlerinden tamamen habersiz değillerdir.

“Kanuni Devrinde Çin?de Osmanlı Tüfeği ve Osmanlılar”, Giray Fidan, Yeditepe Yayınevi, 2011, 208 sayfa.

Print Friendly