yuanÇin ekonomisinde son aylarda yaşanan gelişmeler dünya kamuoyu tarafından kaygıyla takip edildi. Şanghay Borsası’nın Haziran ayı ortasından itibaren günlük bazda büyük ölçekli değer kayıpları yaşaması, menkul kıymetler piyasasındaki bu çöküşün ekonominin bütününe sirayet edeceği ve Çin’in büyümesinde sert bir inişe yol açacağı yönünde endişelerle karşılandı. Borsadaki gelişmelerin ardından Çin Merkez Bankası’nın devalüasyona gitmesi ve yuan’in değerini düşürmesi ise Çin’in zayıflayan ihracatına tekrar ivme kazandırmak için başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirildi ve bu hamlenin bir domino etkisi yaratarak başta Asya’nın kalkınmakta olan ekonomileri olmak üzere bir çok ülkede Çin karşısında rekabet gücünü artırmaya yönelik devalüasyonlara ve onun ötesinde küresel ekonomide yeni “kur savaşlarına” yol açacağı yorumları yapıldı.

Çin’de son birkaç ay içerisinde yaşanan bu gelişmelerin esas olarak ekonominin içerisinde bulunduğu dönüşüm sürecinin sancıları olduğunu söylemek mümkün. Çin, dünyaya açılmaya başladığı 1970’lerin sonundan itibaren düşük maliyetli emek-yoğun imalat ürünlerinin ihracatı, altyapı ve ağır sanayide büyük ölçekli yatırımlar ve yüksek tasarruf oranlarına dayalı bir model uyguladı. Bu model otuz yıla yakın bir süre boyunca Çin’e çift haneli büyüme getirdiyse de zaman içerisinde sürdürülebilirliğini yitirdi. Çin ekonomisi, halen ihracatın yanı sıra iç tüketime, emek-yoğun üretimden sermaye-yoğun ve teknoloji-yoğun üretime, yatırımlarda ise nicelikten çok niteliğe ve yüksek katma değere ağırlık veren modele doğru yapısal bir dönüşüm geçiriyor. Bu dönüşümün en önemli unsuru ise Komünist Parti’nin Kasım 2013’te gerçekleştirdiği toplantıda aldığı karar uyarınca ekonominin işleyişinde devlet müdahalesinin azaltılarak piyasa dinamiklerine ağırlık verilmesi.

Son gelişmeler bu piyasa dinamiklerine geçiş sürecinin zayıflıklarını ortaya koyuyor. Öncelikle borsadaki duruma bakalım. Çin hükümeti, piyasaların derinlik kazanmasını sağlamak amacıyla bireysel yatırımcıların borsada yatırım yapmalarını teşvik etti. İnsanlar bir çılgınlık halinde, kimi zaman kendi birikimleriyle, ama çoğunlukla da borçlanarak borsaya girdiler. Her ay açılan yeni hesap sayısı 12 milyona ulaştı. 2014 yılının Haziran ayından 2015 yılı aynı aya kadar Şanghay bileşik endeki yaklaşık yüzde 250 oranında değer kazandı.

Borsa balonu patladı

Çin ekonomisindeki büyümenin hız kestiği, şirketlerin karlılığının düştüğü ve yatırımların azaldığı bir dönemde borsaya yapılan bu yatırımcı hücumu piyasada bir balon oluşmasına yol açtı ve balon Haziran 2015’te patladı. Bir ay içerisinde endeks yaklaşık yüzde 40 oranında değer kaybetti. Şanghay ve Shenzhen borsalarında işlem gören hisse senetlerindeki toplam değer kaybının bu süre içerisinde 3,9 trilyon dolar seviyesine ulaştığı bildiriliyor.

Devlet borsadaki kan kaybını durdurmak için müdahale etti. Bazı hisse senetleri işleme kapatıldı, yeni halka arzlar durduruldu, devlet eliyle 19 milyar dolarlık bir fon oluşturularak aracı kurumların borsada alım yapmaları sağlandı ve bu şekilde düşüşün önüne geçilmesi amaçlandı. Bu önlemler borsada suların bir ölçüde durulmasını sağladı. Ancak yine de kırılganlık sürüyor ve Şanghay Borsası’nda günlük bazda büyük çaplı değer kayıpları devam ediyor. 27 Temmuz ve 24 Ağustos’da bileşik endekste yaşanan yüzde 8,5’lik değer kayıpları, Çin’de menkul kıymetler piyasasının halen istikrara kavuşamamış olduğunu gösteriyor; Şanghay’daki borsanın Makau’daki kumarhanelerden farksız olduğu yönünde benzetmelere yol açıyor.

Borsanın sorunlu durumu esasında Çin’in devlet kapitalizmi anlayışındaki derin bir çelişkiyi net bir şekilde ortaya koyuyor. “Piyasa” derinleşsin diye bireysel yatırımcılar “devlet” tarafından teşvik edildi. Balon şişip patlayınca bu kez yine “devlet” tarafından “piyasa”nın kurtarılması için müdahale edildi. Çin, piyasa dinamiklerinin ağırlık kazanmasını amaçlıyor, ancak bu amaç sürecin her noktasında devletin müdahalesiyle gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Piyasa gelişsin diye devlet girişimde bulunuyor, piyasa sıkıntıya girince yine devlet müdahale ediyor, devlet eliyle yüksek montanlı alımlar yapılıyor, halka arzlar durduruluyor, devletin eli piyasaya her noktada dahil oluyor. Başka bir deyişle, devlet uzun vadede daha az müdahil olmasını gerektirecek bir yapının oluşturulması amacıyla kısa vadede piyasalara daha çok müdahale etmek durumunda kalıyor.

Devalüasyon kararı

Çin’deki devalüasyona da benzer bir açıdan yaklaşmakta fayda var. 10-14 Ağustos tarihleri arasında yuan, Merkez Bankası’nın uygulamaları sonucu toplam yüzde 4,4 oranında değer kaybetti. Devalüasyon kararının ardında Çin’in son dönemlerde zayıflanan ihracatına ivme kazandırma isteği olduğu düşünülebilir. Son olarak açıklanan rakamlara göre Temmuz 2015’te Çin’in ihracatı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,3 oranında azaldı. İmalat sanayi rakamları da olumlu bir görüntü arz etmiyor. Çin ekonomiyi canlandırmak için son on iki ay içerisinde dört kere faiz indirimine gitti. Çin için büyümenin sürdürülmesi hayati önem taşıyan bir öncelik ve ihracat da büyümenin temel taşlarından birisi. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Çin’de ihracatın azalmasının tek sebebi yuan’in güçlü olması değil, hatta bu başat bir sebep bile değil. Talep tarafından baktığımızda küresel piyasalardaki daralma önemli bir sorun. Arz tarafında ise Çin’in ihracattaki rekabet avantajını yitirmesinin başlıca sebepleri, ihracat ürünlerine yeterince katma değer kazandırılamaması, birçok sektörde atıl kapasite oluşması, başta işgücü olmak üzere maliyetlerin yükselmiş olması olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum karşısında Çin’in esas olarak yapısal bir dönüşüme, ekonomisini teknoloji, inovasyon ve genel olarak katma değer açısından üst seviyelere çıkartmaya ihtiyacı var. Bir yandan da tabii ki dış talepte bir iyileşme olması gerekiyor. Bunlar olmadan küçük çaplı devalüasyonlarla Çin’in ihracatı çok bir fayda sağlamayacak.

İşte tam olarak da bu yüzden Çin Merkez Bankası’nın aldığı kararı sadece ihracatı canlandırmak amacı üzerinden okumak yetersiz kalıyor. Menkul kıymetler piyasalarında olduğu gibi Çin burada da bir yandan yuan’in değerinin piyasa dinamikleri üzerinden belirlenmesini hedefliyor, ancak diğer yandan da gerekli gördüğü durumlarda müdahaleye devam ediyor. Merkez Bankası yetkilileri Ağustos ayında yuan’da yaşanan değer kaybının kurun belirlenmesinde piyasa dinamiklerinin belirleyici olmasına yönelik alınan kararın bir sonucu olduğunu, büyük çaplı bir devalüasyon beklenmemesi gerektiğini bildirdiler.

Son birkaç ay içerisinde yaşanan gelişmeler, Çin ekonomisinin yaklaşan çöküşüne işaret etmiyor, Çin’in piyasa sistemine geçiş sürecinin yan etkileri, bir anlamda yapısal bir dönüşümün sancıları olarak karşımıza çıkıyor. Çin’in ekonomik büyümesini sürdürülebilir bir şekilde devam ettirebilmesi için bu dönüşümü gerçekleştirmesi şart. Bu nedenle Şanghay Borsası veya yuan değerindeki gelişmeleri takip ederken, kısa vadedeki etkilerinin yanı sıra esas olarak alınan kararların orta ve uzun vadede ne gibi sonuçlara yol açabileceğini, Çin’in piyasaya geçiş sürecine ne ölçüde katkıda bulunduğunu değerlendirmekte fayda var.

Print Friendly