"Asyalı liderler" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

2015 yılını geride bırakmaya hazırlandığımız şu saatlerde Asya’da yıl içerisinde yaşanan önemli gelişmeleri hatırlamakta fayda var.

2016_11. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki suni adaları. Yıl boyunca Güney Çin Denizi’nde gerilim hiç eksik olmadı. Çin’in hak iddia sularda yer alan mercan resifleri üzerinde taşıma toprak ve kum ile denizi doldurup üzerine havaalanları ve sivil tesisler inşa etmesi meseleyi bambaşka bir boyuta taşıdı. Çin, söz konusu denizin toplam alanının yaklaşık yüzde 80’i üzerinde hak iddia ediyor ve bu nedenle denize kıyısı olan diğer ülkeler ile sorunlar yaşıyor. Sorunun temelinde ise esas olarak bir paylaşım mücadelesi var. Güney Çin Denizi büyük ekonomik değere sahip. Küresel denizcilik hatlarının önemli bir kısmı buradan geçiyor ve bu hatlar üzerinden yapılan ticaretin yıllık değeri beş trilyon doları buluyor. Ekim ayı sonunda ABD donanmasına ait savaş gemisi USS Lassen’in Güney Çin Denizi’nde Çin’in hak iddia ettiği sulara girmesi ve üzerinde üs inşa ederek etrafında 12 deniz miline kadar karasuları ilan ettiği bir mercan resifinin yakınından geçmesi iki ülke arasında gerginliğe yol açtı. Pekin, söz konusu eylemi kendi egemenliğine karşı provokatif bir saldırı olarak yorumlayıp protesto etti. Washington ise geminin geçişinin seyrüsefer özgürlüğü kapsamında olduğunu ve uluslararası hukukun belirlediği sınırların dışarısına çıkılmadığını savundu.

2016_22. Singapur’un kurucusu Lee Kuan Yew vefat etti. 1965 yılında bağımsızlığını ilan eden Singapur’un ellinci yıl kutlamalarını yaptığı bir dönemde ülkenin kurucusu Lee Kuan Yew, 91 yaşında hayata gözlerini yumdu. Lee’nin mirasına iki farklı perspektiften bakmak mümkün. Bir taraftan Lee döneminde Singapur, hiçbir doğal kaynağı olmayan, fakirliğin hüküm sürdüğü küçük bir ada ülkesiyken, Asya’nın ekonomik açıdan en gelişmiş ülkelerinden birisi, sadece kıtanın değil tüm dünyanın ticaret ve finans merkezi haline geldi. Ancak diğer bir açıdan baktığımızda da Lee’nin bu gelişimi otoriter bir kapitalizm anlayışı içerisinde hayata geçirdiğini, başka bir deyişle ekonomik büyüme adına bireysel özgürlüklerin arka plana atılmasının meşrulaştığı bir yapının ortaya konulduğunu görüyoruz. Ancak sonuçta Singapur’un elli yıl içerisinde ekonomik gelişmişlik ve insani kalkınma açısından gelmiş olduğu nokta son derede takdire şayan ve bu başarının mimarı olarak Lee Kuan Yew’in hakkını vermek gerekiyor.

2016_33. Nepal’de deprem. Yılın en acı haberi 25 Nisan’da Nepal’den geldi. Merkez üssü başkent Katmandu yakınlarındaki Lamjung vilayeti olmak üzere Richter ölçeğinde 7.8 şiddetinde gerçekleşen deprem sonucunda 9 bin kişi hayatını kaybetti, 23 binin üzerinde kişi ise yaralandı. Yüzbinlerce insan evsiz kalırken, Katmandu Vadisi’nde yer alan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan tarihi yapılar da deprem felaketinden büyük hasar gördüler. Felaketten sonra dünyanın bir çok ülkesinden kamu kurumları ve devlet dışı kurumlar Nepal’in yardımına koştular. Türkiye’den de Nepal’e AFAD aracılığıyla 96 kişilik bir yardım ve kurtartma ekibinin yanı sıra çadır, su, gıda, çocukların ihtiyaçlarına yönelik malzemeleri içeren toplam 16 tonluk yardım malzemesi gönderildi.

2016_44. Çin’de menkul kıymetler borsası sarsıldı. Çin ekonomisindeki büyümenin hız kestiği bir dönemde menkul kıymetler borsasında oluşan balon Haziran ayında patladı. Bir ay içerisinde endeks toplam yüzde 40 oranında değer kaybetti. Şanghay ve Shenzhen borsalarında işlem gören hisse senetlerindeki toplam değer kaybın bu süre içerisinde 3,9 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Pekin yönetimi, borsadaki kan kaybını durdurmak için müdahale etti. Bazı hisse senetleri işleme kapatıldı, yeni halka arzlar durduruldu, devlet eliyle 19 milyar dolarlık bir fon oluşturularak aracı kurumların borsada alım yapmaları sağlandı ve bu şekilde düşüşün önüne geçilmesi amaçlandı. Bu önlemler borsada suların bir ölçüde durulmasını sağladıysa da ilerleyen dönemlerde borsada günlük bazda değer kayıpları devam etti. Ağustos ayı içerisinde ise ulusal para birimi yuan, Merkez Bankası’nın uygulamaları sonucu toplam yüzde 4,4 oranında değer kaybetti. Yetkililer yuan’da yaşanan bu değer kaybının kurun belirlenmesinde piyasa dinamiklerinin belirleyici olmasına yönelik alınan kararın bir sonucu olduğunu, büyük çaplı bir devalüasyon beklenmemesi gerektiğini bildirdiler.

2016_55. Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) Anlaşması imzalandı. Pasifik Okyanusu’nun her iki kıyısında yer alan ve küresel ekonominin GSYİH büyüklüğü olarak yaklaşık yüzde 40’ına tekabül eden 12 ülkeyi (ABD, Avustralya, Kanada, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, Vietnam, Brunei, Şili, Yeni Zelanda, Singapur) kapsayan TPP Anlaşması yedi yıl süren müzakerelerden sonra Ekim ayında imzalandı. Bu anlaşma ile Asya-Pasifik’te ticaret engelleri azalacak, bu şekilde ticarete konu olan ürün ve hizmetlerin fiyatları düşecek, aynı zamanda çalışma koşulları ve çevre gibi konularda bir takım standartlar oluşturulacak. Ancak TPP’nin hayata geçirilebilmesi için öncelikle üye ülkelerin parlamentolarında onaylanması gerekiyor, bu da tabii ki kolay ve çabuk bir süreç olmayacak. Diğer yandan Çin’in bu anlaşmaya dahil olmaması da uygulamaya yönelik soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

2016_66. Myanmar’da seçimler. Kasım ayında Myanmar’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinde Aung San Suu Kyi’nin liderliğindeki Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) oyların yüzde 80’ini alarak iktidar partisini koltuğundan etti. İktidarı kaybeden Dayanışma Birliği ve Kalkınma Partisi’nin (USDP) ve bu partinin arkasında olan generallerin sonucu kabullenmesi ve güç kullanarak sonucu göz ardı etme girişiminde bulunmaması Myanmar’da demokrasi açısından önemli bir gelişme oldu. Ancak demokrasinin gelişimi için bundan sonra ne gibi açılımların ve reformların hayata geçirileceği önem kazanacak. Seçimlerde Arakan Müslümanları dahil yüz binlerce kişiye oy kullanma hakkı verilmedi ve ülkede farklı etnik gruplar arasında çatışmalar devam ediyor. Diğer yandan parlamentodaki sandalyelerin yüzde 25’i halen seçimle gelmeyen ordu temsilcilerine ayrılıyor. 2015 seçimleri Myanmar demokrasisi için önemli bir adım oldu, ancak bundan sonar çok da deneyimli olmayan NLD’nin yapması gereken önemli işler olacak.

2016_77. Çin-Tayvan görüşmesi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949 yılından bu yana ilk kez Çin ve Tayvan liderleri bir araya gelerek el sıkıştılar. Aralık ayında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan Devlet Başkanı Ma Ying-jeou’yu Singapur’da bir araya getiren görüşme her ne kadar çok fazla bir içerik taşımasa da güçlü bir sembolizm taşıyor. Son yıllarda Çin ile Tayvan arasındaki ilişkilerde gözle görülür oranda bir iyileşme var ve bunda da güçlenene ekonomi ve ticaret bağları büyük rol oynuyor. Xi-Ma görüşmesi özellikle her iki ülkenin kamuoyları nezdinde söz konusu olumlu süreci perçinleyen bir etki yarattı. Tayvan’da Ocak 2016’da yapılacak seçimlerin sonucu bu sürecin ne yöne doğru evrileceği konusunda belirleyici olacak.

2016_88. ASEAN Topluluğu hayata geçirildi. Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü’nü (ASEAN) oluşturan on ülke, Kasım ayında Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da gerçekleştirdikleri zirvede ASEAN Topluluğu’nu kurma kararını aldılar ve bu kurum 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle resmen hayata geçirilmiş oldu. ASEAN Topluluğu’nun Ekonomik Topluluk, Siyasi-Güvenlik Topluluğu ve Sosyo-Kültürel Topluluk olmak üzere üç temel üzerine inşa edilmesi öngörülüyor. ASEAN Topluluğu fikri söz konusu ülkeler arasında çok boyutlu entegrasyonun artırılması ve derinleştirilmesi için önem taşıyor, ancak bu fikrin ne kadar somut bir gerçekliğe dönüştürülebileceğini, bu yönde ne ölçüde adımlar atılabileceğini zaman gösterecek.

2016 yılının tüm dünyaya daha fazla barış, huzur ve refah getirmesi dileğiyle…

UnknownÇin Devlet Başkanı Xi Jinping’in göreve geldiği 2012 yılının sonundan 2014 yılına kadar yapmış olduğu konuşmalar ve verdiği röportajlar Çin Devlet Konseyi Enformasyon Ofisi ve Çin Komünist Partisi Parti Literatürü Araştırma Ofisi tarafından “Xi Jinping: Çin’in Yönetimi” başlığı altında kitap haline getirildi. Çince’nin yanı sıra İngilizce, Rusça, Almanca, Fransızca, Arapça, İspanyolca ve Portekizce’ye de çevirilen kitabın bir nüshasını Şanghay’da edindim. Kitabın içeriği, dünyanın yeni süper güç adayını 2023’e kadar yönetecek olan liderin kalkınma, Çin’in iç meseleleri ve dış politikası ile ilgili konularda düşüncelerini toplu bir şekilde ortaya koyması açısından önemli.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve First Lady Peng Liyuan, Hindistan Cumhurbaşkanı Pranab Mukherjee ve Başbakan Narendra Modi ile birlikte. Foto: The Hindu

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve First Lady Peng Liyuan, Hindistan Cumhurbaşkanı Pranab Mukherjee ve Başbakan Narendra Modi ile birlikte. Foto: The Hindu

Bu sabah TRT Radyo’nun “Gündem” programında Çin-Hindistan ilişkilerindeki son gelişmeleri değerlendirdik. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği, Hindistan ile birlikte Sri Lanka ve Maldivleri de kapsayan Güney Asya gezisinin ışığında, toplam dünya nüfusunun üçte birinden fazlasına ev sahipliği yapan Asya’nın bu iki devi arasındaki ilişkiler ile ilgili şu hususlara değindik:

1.) Yaklaşık son bir yıldır Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler olumlu anlamda ivme kazandı. Bu durumu Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Hindistan’ın yeni göreve gelen başbakanı Narendra Modi’nin demeçlerinde de net bir şekilde görüyoruz. Örneğin ziyaret öncesinde Xi’nin The Hindu gazetesinde yayınlanan makalesinde Çin ile Hindistan’ın birlikte çalışarak “Asya’nın yeniden doğuş ve refah yüzyılının beklenenden daha erken gelmesini sağlayacağından” bahsediliyor. Nodi ise Çin ile Hindistan’ın “iki vücut, tek ruh” olduklarını belirtiyor. Bunlar daha önce duymadığımız, oldukça kuvvetli ifadeler.

2.) Bu yakınlaşmanın temelinde tarafların ekonomik ve stratejik hedefleri var. Ekonomik bir reform sürecinden geçen Hindistan’ın Çin’den bu anlamda beklentileri var. Hindistan ekonomisi, büyük ölçüde gelişmiş bir hizmet sektörü ve büyük kitlelere istihdam sağlayan bir tarım sektörü üzerine kurulmuş durumda, imalat sektörü ise çok zayıf. Çin’in imalat konusundaki birikimi Hindistan için faydalı olabilir. Nitekim, Xi’nin ziyaretinde Hindistan’da bu alanda 20 milyar dolarlık Çin yatırımı yapılması için anlaşmalar imzalandı. Halen Hindistan’daki Çin yatırımı 400 milyon gibi düşük bir seviyede (bu oran Türkiye’deki Çin yatırımıyla aynı miktarda). Diğer taraftan, 2000 yılında 3 milyar dolar olan ikili ticaret hacmi 70 milyara kadar çıkmış durumda, ancak Hindistan için giderek artan bir açık söz konusu. Hindistan, Çin pazarlarına daha fazla erişim sağlamaya ihtiyaç duyuyor.

3.) Çin için ise Hindistan’ın stratejik önemi ağır basıyor. Çin’in öncülük ettiği kara ve denizden ayrı hatlar halinde geçerek Çin’i Avrupa’ya bağlayacak olan Yeni İpek Yolu projelerinde Hindistan stratejik bir konuma sahip. Hint Okyanusu’nda daha fazla etki sahibi olmak isteyen Çin için bu açıdan da Hindistan ile olan ilişkilerin seyri önem kazanıyor.

4.) Çin ile Hindistan arasında ilişkiler çok taraflı platformlarda da olumlu bir şekilde sürdürülüyor. İki ülke, BRICS oluşumunda ortak hareket ediyorlar. Hindistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üyelik istiyor ve bu konuda Çin tarafından destek buluyor. Bu iki ülke, Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü (ASEAN) üyesi 10 ülke ile birlikte Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni, Zelanda ve Hindistan’ı içeren Bölgesel Kapsamlı Ekonomik İşbirliği oluşumu müzakerelerinde de beraberler.

5.) Çin ile Hindistan arasındaki ilişkiler geliştirilmesi karşısındaki en büyük sorun 1962’de sona eren savaştan beri devam eden sınır anlaşmazlıkları. Hindistan’ın kuzeyindeki Kaşmir bölgesinde ve kuzeydoğusundaki Arunaçal Pradeş bölgesinde (Çin bu bölgeyi Güney Tibet olarak adlandırıyor) sınır belirsizlikleri ve ihtilafları var. Bu bölgelerde sıklıkla sınır ihlalleri yaşanıyor ve bu durum ilişkilerin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi duruyor. Bu alanda gelişme sağlanmadan, Çin ile Hindistan arasındaki ilişkilerin belirli bir seviyenin ötesine taşınması mümkün görünmüyor.

6.) Xi’nin Hindistan’da bulunduğu günlerde Himalayalar’ın eteklerinde ABD ve Hint orduları ortak tatbikat gerçekleştiriyordu. Hindistan’ın ABD ile olan ittifakı ve Çin’in de Pakistan ile olan yakınlığı, Çin-Hindistan ilişkilerinin geleceği üzerine belirleyici olarak değişkenler olarak karşımıza çıkıyor.

Endonezya’da 9 Temmuz’da gerçekleştirilen devlet başkanlığı seçimlerinin sonuçları açıklandı ve oyların yüzde 53,15’ini alan Cakarta Valisi Joko Widodo, ya da halk arasındaki adıyla Jokowi, ülkenin yeni devlet başkanı oldu. Jokowi’nin rakibi emekli general Prabowo Subianto ise yüzde 46,85’de kaldı.

INDONESIA-POLITICS-WIDODOJokowi, bundan önceki görevlerindeki icraatıyla beğeni kazanmış, mütevazi tavırlarıyla takdir edilen ve halktan birisi olarak görülen bir siyasetçi. Bugüne kadar Endonezya’da devlet başkanı koltuğunda oturan tüm isimler ya ülkenin siyasi elitleri sayılan ailelere mensuptular ya da silahlı kuvvetlerin üst kademelerinden geliyorlardı. Fakir bir ailenin çocuğu olan ve siyasete atılmadan önce marangozluk yapan Jokowi ile Endonezyalılar tarihlerinde ilk kez “kendilerinden birisinin” devlet başkanı olmasına tanık oluyorlar.

Bu Endonezya için çok önemli. Ülke 1998’de Suharto diktatörlüğünün sona ermesinden bu yana gerek demokratikleşme gerekse ekonomik kalkınma açısından önemli aşama kaydetti. Bir yandan otoriter bir rejimden hür ve adil seçimlerin yapıldığı bir ortama gelindi, diğer yandan yüzde altı ortalamasında istikrarlı bir büyüme sağlandı. Ancak gelinen noktada Endonezya’nın ileriye doğru yeni bir hamle yapması gerekiyor. Ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal sorunların üzerine gidilmesi, demokrasinin de 14 bin adadan oluşan bu büyük ülkenin her köşesinde benimsenmesi, kurumsallaşması ve bir hayat tarzı haline gelmesi için daha çok mesafe kat edilmesi gerekiyor. Her iki alanda da yapılması gereken reformlar var ve bu reformların yapılabilmesi için de ülkede siyasi istikrar gerekiyor. Jokowi, bu istikrarı sağlayabilecek, Endonezyalıları ortak hedefler doğrultusunda seferber edebilecek özelliklere sahip. Uzlaşmacı tavrı, ideolojilere ve siyasi manevralara takılmadan pragmatik ve rasyonel bir şekilde hedefe yol alan tarzı ile Jokowi, kendisine oy verenleri de vermeyenleri de ulusal çıkarlar ve ortak amaçlar doğrultusunda birleştirebilir.

Endonezya son on beş yıl içerisinde ekonomi ve demokratikleşme konularında büyük mesafe kaydetti. Bundan sonra da bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olma hedefine doğru ilerleyecek. Jokowi’den bu süreçte beklentiler büyük olacak.

Japonya Başbakanı Shinzo Abe, hayatlarını savaşlarda kaybetmiş olan Japon askerlerinin ve sivillerin anıldığı Yasukuni Tapınağı’nı ziyaret etti ve kıyamet koptu. Çin ve Güney Kore hükümetleri bu ziyarete son derece sert bir dille tepki gösterdiler ve Abe’nin savaş suçlularını anarak Japon militarizmini yücelttiğini ifade ettiler. Bu tepkiler bekleniyordu. 2001-2006 döneminde başbakanlık makamında bulunan Junichiro Koizumi de her yıl Yasukuni’yi ziyaret etmiş ve her seferinde de Çin ve Güney Kore tarafından eleştirilmişti. Abe’nin ziyaretinde beklenmedik olan ise ABD’nin açıklaması oldu. Tokyo’daki ABD Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada Japonya’nın değerli bir müttefik olduğu, ancak Japon hükümetinin komşu ülkelerle ilişkilerde gerginliği artıracak girişimlerde bulunmasının hayal kırıklığı yarattığı belirtildi.

Başbakan Shinzo Abe, Yasukuni Tapınağı'nda

Başbakan Shinzo Abe, Yasukuni Tapınağı’nda

Yasukuni’de 19. yüzyıldan beri savaşlarda hayatını yitiren yaklaşık 2.5 milyon Japon vatandaşının ismi var. Tapınağın uluslararası bir sorun haline gelmesinin sebebi ise bu isimler arasında İkinci Dünya Savaşı sonrasında yargılanmış ve A sınıfı savaş suçlusu ilan edilerek hüküm giymiş savaş döneminin başbakanı Hideki Tojo gibi isimlerin de bulunması. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş sırasında Japon militarizmi ve yayılmacılığından en fazla zarar görmüş olan ülkeler olan Çin ve Güney Kore, Yasukuni’ye yapılan ziyaretleri savaş suçlarının göz ardı edilmesi ve militarizmin onurlandırılması olarak görüyor ve tepki gösteriyorlar.

Çin ve Güney Kore anlaşılır ve haklı bir tutum içerisindeler. Ama şu soruyu da sormak gerekiyor: Bir Japon başbakanı savaşta hayatlarını kaybetmiş vatandaşlarını anamaz mı? Kaldı ki Abe, ziyareti sırasında amacının insanların artık geçmişten ders çıkartarak bir daha savaş felaketleri yaşamayacakları yeni bir çağa doğru adım atmalarını sağlamak olduğunu söyledi, Çin ve Kore halklarını incitmek gibi bir niyeti olmadığını belirtti.

Yasukuni, Tokyo’nun merkezinde yer alan ve her gün yüzlerce kişinin ziyaret ettiği bir tapınak. Her Japon vatandaşının olduğu gibi başbakanın da burayı ziyaret etmeye hakkı var. Esas amaç savaşı ve çekilen/çektirilen acıları yüceltmek değil, hayatını kaybeden masum insanları anmak ve bir daha aynı acıların yaşanmaması için ders çıkartmak ise Yasukuni’ye yapılan ziyaretlerde bir sorun görmüyorum. Ancak Abe’nin bu son ziyaretini tartışırken Yasukuni ile ilgili iki konu, kafamda şüphelerin oluşmasına yol açıyor.

Abe'nin ziyaretini destekleyen bir afiş

Abe’nin ziyaretini destekleyen bir afiş

Birinci konu tapınağın kendisi ile ilgili. Yasukuni bir Şinto tapınağı, ulvî tarafı ağır basan, insanların ibadet için geldikleri huzur dolu bir yer. Ancak aynı kompleksin içinde tapınağın hemen yanında bir savaş müzesi var ve burada sergilenen tüm tank, top, tüfek, uçaklarla derin bir militarizm vurgusu yapılıyor. Müzeyle ilgili olarak daha geniş bir şekilde yazacağım ancak şimdilik şunu söyleyelim müzedeki anlatılarda savaşı lanetleyen bir bakış açısından ziyade Japon militarizminin girişimlerini haklı göstermeye çalışan bir perspektif var. Müzenin hem konumu hem de savaşı anlatış şekli, Abe’nin tapınağı ziyaret amacına yönelik iddiasıyla çelişen, Çinlilerin ve Korelilerin eleştirilerini destekleyen bir durum teşkil ediyor.

İkinci konu ise Abe’nin ziyaretinin zamanlaması ile ilgili. 2012 yılında Doğu Çin Denizi’ndeki adacık krizleriyle gerilmeye başlayan Çin-Japonya ilişkilerinde bir yılı aşkın bir aşkın bir süredir bir rahatlama yaşanmadığı gibi son olarak Çin tarafının söz konusu deniz üzerinde bir hava savunma tanımlama bölgesi ilan etmesi ve bu bölgeden geçecek tüm uçakların kendilerini Çin makamlarına tanıtma zorunluluğu getirmesi gerilimin iyice artmasına yol açtı. Yasukuni’ye mutlaka bir ziyaret yapılacaksa, bu ziyaret ilişkilerin daha sakin olduğu bir dönemde yapılabilir ve bu şekilde ziyaretin amacının Japon militarizmini ya da savaş suçlularını yüceltmek değil, savaşı lanetlemek olduğu mesajının verilebilmesi için uygun bir ortam olurdu. Çin ile Japonya arasındaki ilişkilerin bu kadar sıkıntılı olduğu bir dönemde Abe’nin Yasukuni’yi ziyaret etmesi barut fıçısına ateşle yaklaşmaktan farksız oldu ve Japonya’nın müttefiki ABD’den bile tepki gördü.

Abe hükümeti bir yıldır iş başında ve durgunluk içerisindeki Japon ekonomisini canlandırmak için uyguladığı iddialı politikalarla bu süre içerisinde oldukça başarılı olarak halkın desteğini kazandı. Gelinen noktada Abe hükümeti, Japon ekonomisinde ihtiyaç duyulan zorlu yapısal reformlara gidebilmek için toplum nezdindeki desteği kuvvetlendirmeyi amaçlıyor ve bunun için de milliyetçi kartı oynuyor. Ancak bu tehlikeli bir girişim. Bir yanda Japon ekonomisi Çin pazarlarına ihtiyaç duyuyor ve Çin’in tepkisini bu derecede artırmak son derece riskli bir durum. Japonya’nın Çin’e ihtiyacı, Çin’in Japonya’ya ihtiyacından daha az. Diğer yandan ABD’nin de Abe’nin ziyaretine beklenmedik bir şekilde sert bir tepki göstermesi, Japon hükümeti için oynanan kartın önceden planlanmayan bazı sonuçları olabileceğini ortaya koyuyor. Askeri harcamaların süratle arttığı, ufak çaplı da olsa krizlerin daha sık şekilde yaşandığı , milliyetçilik damarlarının her ülkede giderek kabardığı bir Doğu Asya’da iyi niyetli gibi görülen ya da gösterilen girişimlerin son derece olumsuz sonuçları olabileceğini anlamak gerekiyor.

Yasukuni’ye gitmek her Japon’un hakkı, başbakan Abe de dahil olmak üzere. Ancak amaç gerçekten savaşı lanetlemek, hayatını kaybeden masumları anmak ise, öncelikle hemen yan tarafta düzinelerce top, tank, tüfek sergileniyorken bunun nasıl mümkün olabileceğini düşünmek gerekiyor; sonra da üst düzey ziyaretleri tüm tarafların hassasiyetini göz önünde bulunduracak şekilde ve uluslararası ilişkiler seviyesinde olumsuz gidişatı körükleyecek değil olumlu bir ortam oluştuğu zaman bu ortamı destekleyecek şekilde ve buna yönelik bir söylem içerisinde yapmak gerekiyor.

Yasukuni Tapınağı

Yasukuni Tapınağı