"doğal felaketler" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

2015 yılını geride bırakmaya hazırlandığımız şu saatlerde Asya’da yıl içerisinde yaşanan önemli gelişmeleri hatırlamakta fayda var.

2016_11. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki suni adaları. Yıl boyunca Güney Çin Denizi’nde gerilim hiç eksik olmadı. Çin’in hak iddia sularda yer alan mercan resifleri üzerinde taşıma toprak ve kum ile denizi doldurup üzerine havaalanları ve sivil tesisler inşa etmesi meseleyi bambaşka bir boyuta taşıdı. Çin, söz konusu denizin toplam alanının yaklaşık yüzde 80’i üzerinde hak iddia ediyor ve bu nedenle denize kıyısı olan diğer ülkeler ile sorunlar yaşıyor. Sorunun temelinde ise esas olarak bir paylaşım mücadelesi var. Güney Çin Denizi büyük ekonomik değere sahip. Küresel denizcilik hatlarının önemli bir kısmı buradan geçiyor ve bu hatlar üzerinden yapılan ticaretin yıllık değeri beş trilyon doları buluyor. Ekim ayı sonunda ABD donanmasına ait savaş gemisi USS Lassen’in Güney Çin Denizi’nde Çin’in hak iddia ettiği sulara girmesi ve üzerinde üs inşa ederek etrafında 12 deniz miline kadar karasuları ilan ettiği bir mercan resifinin yakınından geçmesi iki ülke arasında gerginliğe yol açtı. Pekin, söz konusu eylemi kendi egemenliğine karşı provokatif bir saldırı olarak yorumlayıp protesto etti. Washington ise geminin geçişinin seyrüsefer özgürlüğü kapsamında olduğunu ve uluslararası hukukun belirlediği sınırların dışarısına çıkılmadığını savundu.

2016_22. Singapur’un kurucusu Lee Kuan Yew vefat etti. 1965 yılında bağımsızlığını ilan eden Singapur’un ellinci yıl kutlamalarını yaptığı bir dönemde ülkenin kurucusu Lee Kuan Yew, 91 yaşında hayata gözlerini yumdu. Lee’nin mirasına iki farklı perspektiften bakmak mümkün. Bir taraftan Lee döneminde Singapur, hiçbir doğal kaynağı olmayan, fakirliğin hüküm sürdüğü küçük bir ada ülkesiyken, Asya’nın ekonomik açıdan en gelişmiş ülkelerinden birisi, sadece kıtanın değil tüm dünyanın ticaret ve finans merkezi haline geldi. Ancak diğer bir açıdan baktığımızda da Lee’nin bu gelişimi otoriter bir kapitalizm anlayışı içerisinde hayata geçirdiğini, başka bir deyişle ekonomik büyüme adına bireysel özgürlüklerin arka plana atılmasının meşrulaştığı bir yapının ortaya konulduğunu görüyoruz. Ancak sonuçta Singapur’un elli yıl içerisinde ekonomik gelişmişlik ve insani kalkınma açısından gelmiş olduğu nokta son derede takdire şayan ve bu başarının mimarı olarak Lee Kuan Yew’in hakkını vermek gerekiyor.

2016_33. Nepal’de deprem. Yılın en acı haberi 25 Nisan’da Nepal’den geldi. Merkez üssü başkent Katmandu yakınlarındaki Lamjung vilayeti olmak üzere Richter ölçeğinde 7.8 şiddetinde gerçekleşen deprem sonucunda 9 bin kişi hayatını kaybetti, 23 binin üzerinde kişi ise yaralandı. Yüzbinlerce insan evsiz kalırken, Katmandu Vadisi’nde yer alan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan tarihi yapılar da deprem felaketinden büyük hasar gördüler. Felaketten sonra dünyanın bir çok ülkesinden kamu kurumları ve devlet dışı kurumlar Nepal’in yardımına koştular. Türkiye’den de Nepal’e AFAD aracılığıyla 96 kişilik bir yardım ve kurtartma ekibinin yanı sıra çadır, su, gıda, çocukların ihtiyaçlarına yönelik malzemeleri içeren toplam 16 tonluk yardım malzemesi gönderildi.

2016_44. Çin’de menkul kıymetler borsası sarsıldı. Çin ekonomisindeki büyümenin hız kestiği bir dönemde menkul kıymetler borsasında oluşan balon Haziran ayında patladı. Bir ay içerisinde endeks toplam yüzde 40 oranında değer kaybetti. Şanghay ve Shenzhen borsalarında işlem gören hisse senetlerindeki toplam değer kaybın bu süre içerisinde 3,9 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Pekin yönetimi, borsadaki kan kaybını durdurmak için müdahale etti. Bazı hisse senetleri işleme kapatıldı, yeni halka arzlar durduruldu, devlet eliyle 19 milyar dolarlık bir fon oluşturularak aracı kurumların borsada alım yapmaları sağlandı ve bu şekilde düşüşün önüne geçilmesi amaçlandı. Bu önlemler borsada suların bir ölçüde durulmasını sağladıysa da ilerleyen dönemlerde borsada günlük bazda değer kayıpları devam etti. Ağustos ayı içerisinde ise ulusal para birimi yuan, Merkez Bankası’nın uygulamaları sonucu toplam yüzde 4,4 oranında değer kaybetti. Yetkililer yuan’da yaşanan bu değer kaybının kurun belirlenmesinde piyasa dinamiklerinin belirleyici olmasına yönelik alınan kararın bir sonucu olduğunu, büyük çaplı bir devalüasyon beklenmemesi gerektiğini bildirdiler.

2016_55. Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) Anlaşması imzalandı. Pasifik Okyanusu’nun her iki kıyısında yer alan ve küresel ekonominin GSYİH büyüklüğü olarak yaklaşık yüzde 40’ına tekabül eden 12 ülkeyi (ABD, Avustralya, Kanada, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, Vietnam, Brunei, Şili, Yeni Zelanda, Singapur) kapsayan TPP Anlaşması yedi yıl süren müzakerelerden sonra Ekim ayında imzalandı. Bu anlaşma ile Asya-Pasifik’te ticaret engelleri azalacak, bu şekilde ticarete konu olan ürün ve hizmetlerin fiyatları düşecek, aynı zamanda çalışma koşulları ve çevre gibi konularda bir takım standartlar oluşturulacak. Ancak TPP’nin hayata geçirilebilmesi için öncelikle üye ülkelerin parlamentolarında onaylanması gerekiyor, bu da tabii ki kolay ve çabuk bir süreç olmayacak. Diğer yandan Çin’in bu anlaşmaya dahil olmaması da uygulamaya yönelik soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

2016_66. Myanmar’da seçimler. Kasım ayında Myanmar’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinde Aung San Suu Kyi’nin liderliğindeki Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) oyların yüzde 80’ini alarak iktidar partisini koltuğundan etti. İktidarı kaybeden Dayanışma Birliği ve Kalkınma Partisi’nin (USDP) ve bu partinin arkasında olan generallerin sonucu kabullenmesi ve güç kullanarak sonucu göz ardı etme girişiminde bulunmaması Myanmar’da demokrasi açısından önemli bir gelişme oldu. Ancak demokrasinin gelişimi için bundan sonra ne gibi açılımların ve reformların hayata geçirileceği önem kazanacak. Seçimlerde Arakan Müslümanları dahil yüz binlerce kişiye oy kullanma hakkı verilmedi ve ülkede farklı etnik gruplar arasında çatışmalar devam ediyor. Diğer yandan parlamentodaki sandalyelerin yüzde 25’i halen seçimle gelmeyen ordu temsilcilerine ayrılıyor. 2015 seçimleri Myanmar demokrasisi için önemli bir adım oldu, ancak bundan sonar çok da deneyimli olmayan NLD’nin yapması gereken önemli işler olacak.

2016_77. Çin-Tayvan görüşmesi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949 yılından bu yana ilk kez Çin ve Tayvan liderleri bir araya gelerek el sıkıştılar. Aralık ayında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan Devlet Başkanı Ma Ying-jeou’yu Singapur’da bir araya getiren görüşme her ne kadar çok fazla bir içerik taşımasa da güçlü bir sembolizm taşıyor. Son yıllarda Çin ile Tayvan arasındaki ilişkilerde gözle görülür oranda bir iyileşme var ve bunda da güçlenene ekonomi ve ticaret bağları büyük rol oynuyor. Xi-Ma görüşmesi özellikle her iki ülkenin kamuoyları nezdinde söz konusu olumlu süreci perçinleyen bir etki yarattı. Tayvan’da Ocak 2016’da yapılacak seçimlerin sonucu bu sürecin ne yöne doğru evrileceği konusunda belirleyici olacak.

2016_88. ASEAN Topluluğu hayata geçirildi. Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü’nü (ASEAN) oluşturan on ülke, Kasım ayında Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da gerçekleştirdikleri zirvede ASEAN Topluluğu’nu kurma kararını aldılar ve bu kurum 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle resmen hayata geçirilmiş oldu. ASEAN Topluluğu’nun Ekonomik Topluluk, Siyasi-Güvenlik Topluluğu ve Sosyo-Kültürel Topluluk olmak üzere üç temel üzerine inşa edilmesi öngörülüyor. ASEAN Topluluğu fikri söz konusu ülkeler arasında çok boyutlu entegrasyonun artırılması ve derinleştirilmesi için önem taşıyor, ancak bu fikrin ne kadar somut bir gerçekliğe dönüştürülebileceğini, bu yönde ne ölçüde adımlar atılabileceğini zaman gösterecek.

2016 yılının tüm dünyaya daha fazla barış, huzur ve refah getirmesi dileğiyle…

2013, Türkiye için zorlu ve yorucu bir yıl oldu. Gezi olayları, operasyonlar, yolsuzluk soruşturmaları vs. derken içeride gündem hep yoğun, hep karmaşıktı. Buna bir de komşu coğrafyalardaki karışıklıklar ve trajediler eklenince 2013 Türkiye için bir türlü bitmek bilmeyen, sıkıntılı bir yıl oldu. 2014’ün daha aydınlık günler getireceğini ümit ediyor ve yılın bu son saatlerinde geride kalan on iki ay içerisinde Asya Pasifik bölgesinde gündemi belirleyen başlıca gelişmeleri kısaca hatırlatmak istiyorum.

2013-11.) Doğu Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Hatırlanacağı üzere 2012 yılın son aylarında Çin ve Japonya arasında bahsi geçen denizde yer alan adacıklar nedeniyle kriz çıkmış, her iki ülke de bu adalar (ve dolayısıyla adaların bulunduğu suların altında ulunan petrol ve doğal gaz yatakları) üzerinde hak iddia ederken, Pekin ile Tokyo arasındaki ilişkiler iyice gerilmişti. 2013 yılında bu gerilim devam ettiği gibi, Kasım ayında Çin’in Doğu Çin Denizi üzerinde bir “hava savunma tanımlama bölgesi” ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Çin tarafı bu bölge içerisinde seyreden tüm hava araçlarına kendilerini Çinli yetkililere tanıtma zorunluluğu getirmiş oldu. Ancak aynı bölgede Japon ve Güney Kore’nin de hava savunma tanımlama bölgelerinin olması ve bu üç bölgenin birbiriyle kesişmesi bir yandan sivil havacılık açısından komplike bir durumun oluşmasına, diğer yandan da ilişkilerin halihazırda gergin olduğu ve ülkelerin savunma harcamalarını hızla artırdıkları bir dönemde Kuzeydoğu Asya’da suların iyice ısınmasına yol açıyor.

2013-22.) Çin’de yeni bir dönem. 2012 yılının Kasım ayında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilen Xi Jinping, Mart 2013’te devlet başkanı olarak göreve başladı. Xi yönetimi ilk aylarında özellikle ekonomik reformlar konusunda önemli adımlar atmaya başladı. Kasım ayında gerçekleştirilen parti kongresinde ekonominin işleyişinde piyasa dinamiklerinin daha fazla ön plana çıkartılması, tek çocuk politikasının gevşetilmesi, bankacılık ve sosyal güvenlik sistemlerinde reformlar yapılmasına yönelik alınan kararlar olumlu karşılandı. Yıl içerisinde Çin’in yeni yönetimi yolsuzlukla mücadele konusunda da kararlı bir tutum içerisinde yer aldı.

2013-33.) Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler. Yılın son aylarında başkent Bangkok’un sokakları hükümeti hedef alan protestolara sahne oldu. Göstericiler, Başbakan Yingluck Shinawatra’yı 2006 yılında bir darbe ile görevden uzaklaştırılan, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2008 yılında ülkeyi terk ederek yurtdışına yerleşen ağabeyi eski Başbakan Thaksin Shinawatra’nın çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler ve istifasını istediler. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda can kayıpları yaşanırken yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Tayland’daki krize çözüm halen bulunamadı.

2013-44.) Doğal felaketler. Filipinler’i vuran, altı bin kişinin hayatını kaybetmesine, bir milyona yakın insansın ise evlerinden olmasına yol açan Haiyan Tayfunu, ülkede derin yaralar açtı. Dünya tarihinin en büyük dördüncü fırtınası olarak kayıtlara geçen Haiyan, zor bir dönemden geçmekte olan Filipinler ekonomisine ağır bir darbe oldu. Diğer yanda Endonezya’da çıkan yangınlar, geniş ölçekte ormanlık alanların kaybına yol açarken ortaya çıkan duman ve hava kirliliği, sadece Endonezya’yı değil rüzgarların etkisiyle ulaştığı Singapur ve Malezya’yı da olumsuz yönde etkiledi. Bangladeş’in başkenti Dakka ise doğal değil insan yapımı bir felakete sahne oldu. Tekstil atölyelerini içeren ve kaçak olduğu tespit edilen bir yapı çökünce enkaz altında kalan 1,100 kişi hayatını kaybetti.

2013-55.) Seçimler. Asya-Pasifik bölgesindeki bazı ülkeler için 2013 seçim yılıydı. Mayıs ayında Malezya’da yapılan seçimlerden iktidardaki Barisan Nasional koalisyonu bir önceki seçimlere göre oy kaybetmesine rağmen galip çıktı. Ülke genelinde seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla protestolar gerçekleştirildi. Kamboçya’da da benzer bir durum yaşandı ve seçimleri az bir farkla kazanan Kamboçya Halk Partisi’ne karşı muhalefet tarafından gösteriler düzenlendi. Pakistan’da Pakistan Müslümanlar Birliği’nin kazandığı seçimleri takiben Navaz Şerif başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu ve ülke tarihinde ilk kez sivil bir hükümet demokratik seçimler sonucu yerini başka bir sivil hükümete bırakmış oldu. Avustralya’da ise Tony Abbott liderliğindeki Liberal-Muhafazakar koalisyon seçimlerden galip çıkarak altı yıllık İşçi Partisi iktidarına son verdi.

2013-66.) Uzay yarışı. 14 Aralık’ta, aya en son insan ayağı değmesinden 41 yıl, aya en son başarılı bir şekilde uzay aracı indirilmesinden ise 37 yıl sonra, Çin Halk Cumhuriyeti uzay programı dahilinde bir insansız uzay aracın ay yüzeyine iniş yaptı. Hindistan ise Mars’a uzay aracı gönderen ilk Asya ülkesi oldu. 5 Kasım’da fırlatılan roketin taşıyacağı uzay aracı 300 gün sürecek bir yolculuktan sonra Eylül 2014’te Mars’ın yörüngesine girecek.

2013-77.) Olimpiyatlar. Tokyo, 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hak kazandı. İstanbul ile Madrid’in de aday olduğu süreçten galip çıkan Tokyo, 1964’ten sonra oyunlara ikinci kez ev sahipliği yapacak.

Tüm dünyada iyi ile kötüyü, acı ile tatlıyı, umut ile çaresizliği yoğun şekilde bir arada yaşadığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. 2011?de Asya ülkelerinde de önemli gelişmeler oldu. Yaşadıkları doğal felaketler karşısında Japon halkı dimdik duruşuyla tüm dünyaya örnek olurken, Ortadoğu?yu kasıp kavuran Arap Baharı?nın esintileri Asya?nın uzaklarına kadar ulaştı. Geride bıraktığımız yıl içerisinde Asya?da yaşanan bazı önemli gelişmeleri şu şekilde sıralamak mümkün:

1.) Fukuşima felaketi: Mart ayında Japonya, bir değil birkaç felaketi ardarda yaşadı. Ülkenin Pasifik sahilleri açığında gerçekleşen 9.0 şiddetindeki deprem, Japonya tarihinde yaşanan en şiddetli deprem olarak kayda geçerken, büyük bir yıkıma yol açtığı gibi yüksekliği 40 metreyi bulan tsunami dalgalarını da tetikledi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi tsunami de Fukuşima nükleer santralinde patlamalara ve radyoaktif sızıntıya yol açtı. 16 bin kişi hayatını kaybetti, 6 bin kişi yaralandı ve yaklaşık 125 bin bina kullanılamaz hale geldi. Japon hükümeti, bu felaket karşısında tam anlamıyla bekleneni veremedi. Geç kalındı, birçok yere yetişilemedi, çözümler yerine bahaneler getirildi. Ancak buna karşılık, Japon halkının afet karşısındaki onurlu duruşu, dayanışması, yardımlaşması ve özverisi kelimelerle anlatılamayacak kadar güçlüydü. Felaketin üzerinden dokuz ay geçti, hala yaralar tam olarak sarılmadı, ancak Japonlar tüm dünyaya insan olmanın ne olduğunu gösterdiler. Ekim ayında bu sefer Van şiddetli bir depremle sallanırken, ilk yardıma koşanlardan biri de yine Japonlar oldu. Yardım için geldiği ülkemizde artçı bir sarsıntıda hayatını kaybeden Japon doktor Atsushi Miyazaki?nin ismi ise kalplerimize kazındı.

2.) Burma?da demokratik açılım: Yıllardır askeri cuntanın demir yumruğuyla yönetilen Burma?da, Kasım 2010?da muhalif lider ve Nobel Barış Ödülü sahibi Aung San Suu Kyi?nin ev hapsine son verilmesiyle başlayan değişim rüzgarları, 2011?de yüzlerce siyasi tutuklunun tahliye edilmesiyle devam etti. Devlet Başkanı Thein Sein, gerek Aung San Suu Kyi, gerekse dış dünya ile daha yapıcı bir diyalog için ilk adımları atmaya başladı. Halkın karşı çıktığı bir baraj inşaatı projesi durdurulurken, işçilere grev hakı tanıyan bir yasanın kabul edilmesi de Burma?nın demokratikleşmesi açısından önemli bir gelişme oldu. Uluslararası alanda Burma, bu açılımların ilk meyvesini, Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü?nün (ASEAN) 2014 yılında dönem başkanlığını kazanarak aldı.

3.) Çin?de protestolar: Arap Baharı?nın daha ilk dönemleri yaşanırken bu gelişmelerin Çin gibi diğer otoriter rejimler üzerinde de etkisi olabileceği yönünde tartışmalar gerçekleşmiş, hatta Çin?de bir ?Yasemin Devrimi? gerçekleşebileceği söylenmişti. Bu olmadı. Ancak yine de Çin?in demokrasi rüzgarlarından hiç etkilenmediğini söylemek doğru olmaz. Ülkenin dört bir yanında yıl içerisinde birçok  protesto eylemi gerçekleştirilirken, bu eylemler Arap ülkelerindeki doğrudan rejime karşı olmaktan ziyade yerel ve mikro bazda, örneğin fabrikalardaki çalışma şartlarına, yasadışı toprak satışlarına ve yolsuzluğa karışan yerel yöneticilere karşı tepkiler olarak gerçekleşti. Buna rağmen Çinlilerin haksızlıklar karşısında seslerini daha yüksek bir şekilde çıkarttıklarını söylemek mümkün. Diğer yandan Çin hükümetinin muhalif seslere karşı tutumu da uluslararası anlamda tepki topladı. Örneğin, Nisan ayında muhalif duruşuyla tanınan sanatçı Ai Weiwei?nin ?vergi kaçırdığı? gerekçesiyle tutuklanması, gerek Çin?de gerekse uluslararası kamuoyunda büyük ses getirdi. Internet ortamında örgütlenen kampanyalar sonucunda Ai, Haziran ayında serbest bırakıldı.

4.) Hindistan?da yolsuzlukla mücadele: 2011 yılı Hindistan?ın yolsuzluk skandallarıyla çalkalandığı bir yıl oldu. Ancak Çin?de olduğu gibi Hindistan?da halkın tepkisi internet üzerinden çığ gibi büyüyerek (Çin?in aksine Hindistan?da daha özgür bir internet ortamının olmasından da faydalanarak) önemli ölçüde ses getirdi ve bugüne kadar siyasi hayatın içerisinde pek de görünür olmayan orta sınıf ön plana çıkmaya başladı. Yolsuzlukla mücadele için bir kurum oluşturulması ve ilgili mevzuatın iyileştirilmesi için açlık grevine başlayan aktivist Anna Hazare?yi takip eden binlerce Hindistanlı, dünyanın en büyük demokrasisi olarak bilinen Hindistan?ın gerçek anlamda demokratikleşmesi için iradelerini ortaya koydular.

5.) Tayland?da yeni bir dönem: Tayland?da Temmuz ayında gerçekleştirilen seçimler sonucunda özellikle kırsal kesimler ile orta sınıfın oylarını alan Yingluck Shinawatra, ülkenin ilk kadın başbakanı olarak göreve başlarken, 2006?da dönemin başbakanı (ve Yingluck Shinawatra?nın ağabeyi) Thaksin Shinawatra?ya karşı gerçekleştirilen darbe ile başlayan askeri vesayet dönemi de sona ermiş oldu. Ülkedeki demokrasi yanlıları ile monarşi taraftarları arasında bir uzlaşı oluşturmayı amaçlayan Yingluck Shinawatra?nın en büyük şanssızlığı ise seçilmesinden kısa bir süre sonra ülkeyi vuran ve yüzlerce kişinin hayatına mal olan sel felaketi oldu.

6.) Kim Jong Il?in vefatı: Kuzey Kore lideri Kim Jong Il?in 17 Aralık 2011?de hayatını kaybetmesiyle Kuzey Kore?de bir dönem sona erdi. Kim?in oğlu Kim Jong Un, babasının defnedildiği 28 Aralık günü ülkenin yeni lideri olarak ilan edildi. Oğul Kim?in yönetiminde Kuzey Kore?nin nasıl bir yol izleyeceğini zaman gösterecek.

2012?nin gerek Asya, gerekse tüm dünya için çok daha iyi bir yıl olması dileğiyle?

Avustralya?da uzun süre yaşamama ve Queensland eyaletine de ayak basmış olmama rağmen, hiç Brisbane kentine gitme fırsatım olmamıştı. Dolayısıyla şu anda televizyon haberlerinde ve internette gördüğüm sular altında kalmış şehir görüntüsünü kendi deneyimimle eşleştiremiyorum. Ancak yine de durum yeterince üzücü. Aşırı yağışlar nedeniyle tüm şehir sular altında kalmış durumda ve an itibariyle 15 ölü ve 61 kayıp söz konusu. Ne yazık ki bu rakamlar artmaya devam edecek.

Avustralya?nın ve Avustralyalıların bu felaketin yaralarını hızla saracaklarına şüphem yok. 6 yıl önce Katrina tayfunu New Orleans?ı vurduğunda şehrin yüzde 80?i sular altında kalmış ve tam 1,464 kişi hayatını kaybetmişti. Geçen sene bir konferans için bu şehri ziyaret ettiğimde felaketin etkilerinin büyük ölçüde atlatılmış olduğunu gördüm. Gördüm de ne oldu? Ben ayrıldıktan kısa bir süre sonra Meksika Körfezi?ndeki BP?ye ait petrol kuyusunda meydana gelen kazadan sonra haftalar boyunca denize petrol sızdı. Bundan en çok zarar gören de yine New Orleans oldu. Brisbane?in New Orleans kadar şanssız olmadığını umuyorum.

New Orleans?ı tarumar eden Katrina fırtınası hafızalarımıza kazındı. Brisbane da öyle olacak. Ancak bir de şu var ki, bu tür doğal felaketler ?New Orleans kadar büyük çapta olmasa da- dünyanın her yerinde sürekli oluyor. Şu anda Brezilya da sel felaketi yaşıyor ve ölü sayısı 300’ü bulmuş durumda. Asya’ya dönecek olursak, örneğin Endonezya?nın belirli kesimleri (başkent Cakarta dahil) her yıl belirli dönemlerde sular altında kalıyor. Birkaç yıl önce yoğun yağışlar nedeniyle Cakarta?nın yüzde 70?i sular altında kalmış ve 60 kişi hayatını kaybetmişti. İstanbul?u sel bastığında canımız yanıyor. Ama bana öyle geliyor ki bu tür felaketler, ABD veya Avustralya gibi gelişmiş ülkelerde olduğu zaman daha çok dikkatimizi çekiyor, Endonezya gibi nispeten geri kalmış ülkelerde olduğunda ise doğal geliyor. Oradaki insanların canı daha mı ucuz geliyor acaba bize? Onların ?kaderi? mi sel suyunda boğulmak? Yoksa, ABD ve Avustralya?da gibi gelişmiş yerlerde olması mı şaşırtıyor? Doğal felaket bu, gayrısafi milli hasılaya bakmaz ki…

Şu anda tüm dünya Avustralya ve Brisbane için dua ediyor ve yardımda bulunuyor. Papa bile 50 bin dolarlık bir bağış yapmış. Sporcular, meşhurlar, hatta Kraliçe Elizabeth, hepsi yardım gönderiyor. Tanınmış bisikletçi Lance Armstrong ise bir ?farkındalık? kampanyası başlatmış… Belki de Avustralya için gerek yoktu bu kampanyaya. Doğal felaketler kimi ülkelerde olduğunda hemen farkında oluyoruz da başka yerlerde olduğuna sıradan bir olaymış gibi geliyor…

Brisbane şehir merkezi (Foto: Brisbane Courier Mail)

Yazarınız, Tangkuban Perahu yanardağının kraterinde

Yoğun bir sis, kulaklarınızın basınçtan tıkanmasına yol açan bir yükseklik ve genizleri yakan kesif bir kükürt kokusu? 2002 yılında Endonezya?nın Cava adasında, Bandung kentine yaklaşık 30 km mesafedeki Tangkuban Perahu yanardağının kraterine çıktığım zaman yaşadıklarım bunlardı. Tabii bir de kendimi Jules Verne?nin kahramanlarından, Snæfellsjökull?e tırmanan Profesör Lidenbrock gibi hissetmiş, kraterden aşağı inip arzın merkezine ulaşma hayalleri kurmuştum. 2,100 metre yükseliğindeki, son olarak 1983 yılında aktif hale geçmiş olan bu yanardağın kraterinde, şaşırtıcı bir şekilde canlı bir yaşam vardı. Dağın eteğindeki köylerinde yaşayan insanlar, turistler, volkanik taşların üzerinde pişirilen yemekler, o kükürt kokusunun içerisinde ve göz gözü görmeyen bir ortamda akan bir hayat?

Birkaç hafta sonra Yogyakarta?ya giderken ise uzaktan Merapi?yi gördüm. 3,000 metre yükseliğindeki o ?ateş dağı?nı. Tangkupan Perahu ne kadar ?sempatik? bir yanardağ ise Merapi de o kadar soğuk, sevilmeyen, korkulan bir yanardağdı. Ya da bana öyle geldi. Pek yakınına gitmedik, zaten gitmesi de pek kolay değildi. Kraterinden çıkan dumanlar pek bir tehditkar geldi bana.

Yılın 300 günü kraterinden duman tüten bu yanardağ 25 Ekim?de patladı ve bu satırları yazdığım an itibariyle hala lav püskürtmeye devam ediyor. Merapi daha once de patlamıştı (en son 2006?da) ama bu sefer ki, öncekilerden çok daha büyük oldu. Merapi?nin gazabı o kadar beklenmedik bir şiddetteydi ki, devlet civar köylerden boşaltılan insanları yerleştirdiği kampları bile birkaç gün sonra boşaltarak daha ilerilere taşımak zorunda kaldı.

Bugün (9 Kasım) itibariyle 153 kişi yanıklardan ve küllerin etkilerinden hayatını kaybetmiş durumda. 320 bin kişi evinden oldu. İnsanlar bölgeden akın akın kaçıyorlar? Devlet, çocukları ailelerinden alarak uçakla ülkenin başka kısımlarına götürüyor, tehlike geçince geri getirmek üzere. Yakınlardaki Borobudur tapınağınının (8. yy?dan kalma, dünyanın en büyük Budist tapınağı) üzeri yaklaşık 3 cm kalınlığında bir kül tabakası ile kaplandı.

?Doğa, insanlardan intikamını alıyor? klişesini kullanmayacağım. Doğa, kin tutmayacak kadar güzel ve saf. Ayrıca, doğanın bizlerden intikam aldığını düşünsem, karşıma başka bir soru çıkacak ve bu soru canımı daha çok sıkacak: Doğaya en büyük zararı vereneler sanayileşmiş ülkeler iken, cezasını niye hep geri kalmış (?geri kalmış? tabirini burada ekonomi literatüründe olduğu şeklinde, düşük sanayileşme seviyesi, düşük milli gelir vs anlamında kullanıyorum, yoksa ?geri? olmanın başka türlü ve belki de daha isabetli tanımlarını da yapabiliriz) ülkeler çekiyor? Neden hep Endonezya, belki de insanın doğaya en az zarar verdiği yerlerden biri olan Endonezya, çekiyor bunun cezasını? Sürekli deprem, sürekli sel, sürekli tsunami? Endonezya?daki doğal felaketler ve ölen yüzlerce Endonezyalı artık sıradan, günlük bir olay gibi geliyor bizlere. Ne acı? Ne çaresizlik? Aklıma yaşadığımız 1999 depremi geliyor, anneannemin çöken evi, yitip giden binlerce can geliyor? O zamanki çaresizliğim, çaresizliğimiz geliyor aklıma? Sonra da güzel insanların ülkesi Endonezya?ya dönüp ?Adaletin bu mu Merapi?? diyesim geliyor, bir kez daha kime ve neye isyan edeceğimi bilemeden?

Merapi yanardağının patlaması