"Güney Kore" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

s100Küresel ekonomi, 2008-2009 döneminde yaşanan krizden sonra yaralarını sarmaya başladı. Toparlanma süreci dünyanın her yerinde aynı performansla devam etmese de genel olarak bir büyüme sürecine girildiğini söylemek mümkün. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hesaplamalarına göre, dünyanın toplam GSYH’si 2014 yılında yüzde 3,3’lük bir artış sergiledi. Bu büyümenin esas olarak Asya’dan (Japonya hariç) kaynaklandığı, ancak aynı zamanda ABD ile Avrupa Birliği’ndeki (AB) gidişatın iyi olmasından da olumlu yönde etkilendiği söylenebilir. Geride bıraktığımız yılda, kalkınmakta olan Asya yüzde 6,5’lik bir büyüme performansı kaydetti. Japonya, yüzde 0,9’da kalırken ABD’nin yüzde 2,2’lik büyümesi ve AB’nin negatif oranlardan çıkarak yüzde 0,8 gibi düşük bir düzeyde bile olsa büyüme sağlaması küresel ekonomi açısından olumlu etki yarattı.

Bu olumlu tabloya rağmen Asya ülkelerinin ekonomik anlamda hassas bir süreçten geçtiklerini belirtmek gerekiyor. Her ne kadar küresel ekonominin ibresi tekrar yukarı doğru işaret etmeye başlamışsa da dünya genelinde var olan talep darlığı ve artan jeopolitik riskler, Asya ekonomileri açısından kırılganlıkları beraberinde getiriyor. Bu çerçevede nominal büyüme oranları ne seviyede olursa olsun, Asya ülkelerinin bir taraftan olumsuz dışsal etkilere ve kendi iç piyasalarındaki talep yetersizliğine karşı teşvik paketleri ve parasal genişleme yoluyla ekonomiyi canlı tutmaya çalıştıkları, diğer taraftan da yapısal reformlar yoluyla ekonomilerini küresel ekonominin değişen şartlarına daha uygun ve daha dayanıklı hâle getirmeyi amaçladıkları gözlemleniyor. 2014 yılı, Asya ülkelerinin bu bağlamda girişimlerde bulundukları, kimilerinin daha başarılı olurken kimilerinin hayal kırıklıkları yaşadığı bir dönem oldu.

Çin’de yola devam; Japonya’da tehlike sinyalleri

Asya’nın en büyük, dünyanın ise şimdilik ikinci büyük ekonomisi Çin, bugüne kadar hızlı ekonomik büyümesine zemin sağlayan düşük maliyetli üretime dayalı ihracat, yüksek oranda altyapı ve ağır sanayi yatırımlarından, iç piyasada daha fazla tüketime ve katma değeri yüksek yatırımlara yönelik bir modele doğru dönüşüm sürecinde. Bu süreçle birlikte büyüme de doğal olarak hız kesiyor. IMF’ye göre 2014 yılında Çin ekonomisi yüzde 7,4 oranında büyüdü. Çin’in hız kesmesi tüm dünyayı endişeye sürüklese de esas olarak büyüme rakamlarındaki ondalık değişimlerine değil, Çin’in söz konusu dönüşüm sürecini ne ölçüde başarıyla gerçekleştirdiğine bakmak gerekiyor.

Rakamsal anlamda büyümesini belirli bir seviyede tutmuş bir Çin’in ötesinde, yapısal reformlarını gerçekleştirerek bu büyümeyi sürdürülebilir bir zemine oturtmuş bir Çin, gerek Çin halkı gerekse küresel ekonomi açısından daha hayati bir önem taşıyor. 2014 yılında bu doğrultuda reformların yapıldığı görüldü; ancak bunun gereken hızda gerçekleştiğini söylemek mümkün değil. Pekin, bu süreç içerisinde ekonomiyi desteklemek ve büyüme hızında oluşabilecek daha keskin bir düşüşü engellemek amacıyla teşvik paketleri oluşturuyor; bu kapsamda altyapı yatırımlarını artırıyor, küçük ve orta ölçekli işletmelere destek sağlıyor ve bireylerin daha fazla harcama yapmasını teşvik etmek için sosyal güvenlik sisteminde iyileştirmeler yapıyor. 2014 yılında Çin için en olumlu gelişme yılın ikinci yarısında ihracatın bir durgunluk sürecinden sonra yeniden ivme kazanması oldu. Ancak bunda ABD ekonomisindeki toparlanmanın önemli bir katkısının olduğunu da unutmamak gerekir.

Asya’nın büyük ekonomileri arasında en ciddi tehlike sinyallerini Japonya veriyor. Japonya’nın 2014’ün ilk çeyreğinde yüzde 5,9’luk bir büyüme oranı yakalanmış olması yanıltıcı bir görüntüydü. 1 Nisan itibariyle katma değer vergisinin yüzde 5’ten yüzde 8’e çıkartılması, Japon ekonomisinde beklenenin ötesinde olumsuz bir etkiye yol açtı. Vergi artışı nedeniyle şirketler yatırımlarını, tüketiciler de alımlarını ilk çeyrekte yaptılar ve bu durumun etkisi ikinci çeyreğe yüzde 7,1’lik bir küçülme olarak yansıdı. Üçüncü çeyrekteki yüzde 0,5’lik daralma da Shinzo Abe hükümetinin ekonomi politikalarına güvenin zedelendiğini gösteriyor. Abe için yılın belki de tek iyi haberi, Aralık’taki ara seçimlerden istediği sonuçları alması ve önümüzdeki yıllar için koltuğunu garantilemesi oldu. Bununla birlikte dünya genelinde petrol fiyatlarının düşüşte olması, bu alanda ithalata bağımlı olan Japonya için olumlu bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Japonya için durgunluktan kalıcı olarak kurtulmanın tek yolu yapısal reformları eksiksiz olarak gerçekleştirmek; bunun için de siyasi istikrara ihtiyaç var.

Hindistan’da 2014 seçim yılıydı. Hint ekonomisi de Doğu Asya ülkelerine benzer bir yapısal dönüşüm sürecinden geçiyor. Hedef ise ülkenin mevcut gelişmiş hizmet sektörüne ve geniş kitlelere geçim sağlayan tarım sektörüne ek olarak imalat sektörünü de geliştirmek; bu sayede de özellikle şehirlerde yaşayan genç kitlelere istihdam sağlamak ve büyümeyi sürdürülebilir hâle getirmek. Seçimlerden Narendra Modi’nin galip çıkması ekonomide olumlu bir atmosfer yaratsa da ve 2014’de yüzde 5,6 gibi güçlü bir büyüme oranı beklenmekteyse de Hindistan için dönüşüm kolay olmayacak. Piyasa dinamiklerinin güçlendirilmesi, bürokratik engellerin azaltılması ve bütçe üzerine büyük yük getiren popülist amaçlı sübvansiyonların azaltılması yeni hükümetinin karşı karşıya olduğu görevlerin başında yer alıyor.

Asya kaplanları istikrarlı

Güney Kore ile Tayvan, 2014’te Doğu Asya için mütevazı sayılacak bir oranda, yüzde 3,5 civarında büyüme gerçekleştirdi. Güney Kore’de ihracat gücünü koruyor, ancak ülkenin iç tüketime ve daha yüksek katma değere yönelecek şekilde bir yapılanmaya girmesi gerekiyor. Tayvan için ise elektronik ürünler gibi küresel anlamda pay sahibi olduğu piyasalarda kan kaybetmesi ciddi bir sorun teşkil ediyor.

ASEAN-5 (Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler ve Vietnam) için öngörülerde bulunan IMF, bu bölge için 2014 yılında yüzde 4,7’lik bir büyümeye işaret etti. Petrol ve genel olarak emtia fiyatlarındaki düşüşler, ASEAN içerisindeki üretici konumundaki ülkeler için olumlu bir durum teşkil etmiyor. Ancak genel olarak bu ülkelerdeki reform süreçlerine yaygın bir güven oluşmuş durumda ve bu da büyüme oranlarını yüksek seviyede tutuyor. Bu noktada belki de Tayland’ı ayrı tutmak gerekir; 2014 yılında ciddi siyasi krizler ve bir askerî darbe yaşayan bu ülkenin, 2014’te sadece yüzde 1’lik bir büyüme sağladığı görülüyor. Ancak bu rakam bile Avrupa’nın büyümesinin üzerinde.

Asya ülkeleri, 2014’te Japonya istisnası dışında dünya ortalamasının üzerinde büyüme sergilediler ve 2015’te de büyümeye devam edecekler. Bu büyümenin sürdürülebilirliği için gereken yapısal reformları yavaş da olsa gerçekleştiriyorlar. Ancak sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilecek diğer bir unsur olan bölgesel ekonomik entegrasyon konusunda mesafe kat edilemiyor. Kasım ayında toplanan Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi de çok taraflı bölgesel entegrasyon yerine ikili meselelerin konuşulduğu bir zemin olmanın ötesine gidemedi. 2015’te Asya’da büyüme devam edecek; yapısal reformlar ne kadar etkili bir şekilde hayata geçirilir ve bölgesel ekonomik entegrasyon konusunda da ne kadar çok adım atılırsa bu büyüme uzun vadede o ölçüde sürdürülebilir olacak.

sochilogo22. Kış Olimpiyatları, Rusya’nın Soçi kentinde bu akşam yapılan açılış töreni ile başladı. 23 Şubat’a kadar sürecek oyunarda 88 ülkeden yaklaşık 2,800 sporcu 15 spor dalında mücadele edecek. Açılış töreni oldukça görkemliydi, müsabakaların da son derece heyecanlı geçeceğine şüphe yok. Kış sporları deyince akla öncelikle Kuzey Amerika ve Kuzey Avrupa ülkeleriyle tabii ki Rusya geliyor. Ancak bu sporlar, hangi iklim kuşağında olursa olsun, tüm dünyada giderek artan bir ilgi görüyor. Asya ülkelerinde de böyle bir durum söz konusu. Soçi’ye Asya’dan gelen takımlara bakacak olursak, şu ülkeleri görüyoruz: Çin (66 sporcu), Tayvan (3), Hong Kong (1), İran (5), Japonya (113), Kazakistan (52), Güney Kore (71), Kırgızistan (1), Lübnan (2), Moğolistan (2), Nepal (1), Pakistan (1), Filipinler (1), Tacikistan (1), Tayland (2), Doğu Timor (1), Özbekistan (3). Okyanusya’dan ise Avustralya (61), Yeni Zelanda (15) ve Tonga (1) katılıyor.

Bu ülkeler arasında en iddalı görülen, Çin, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Kazakistan’a yakından bakmakta fayda var.

Fan Kexin (Çin)

Fan Kexin (Çin)

Çin, kış oyunları tarihinde bugüne kadar 9 altın madalya kazandı, bunların 7’si kısa kulvar sürat pateninden geldi. Soçi’de de Çin’in en iddalı olduğu branş sürat pateni olacak. 2010 Vancouver’da iki altın madalya kazanan Zhou Yang ile genç yetenek Fan Kexin dikkat edilmesi gereken isimler. Diğer branşlarda ise artistik patinajda Vancouver’ın gümüş madalyalı çifti Pang Qing ile Tong Jian, serbest stil kayakta Xu Mengtao ve Li Nina, Vancouver’ın bronz madalyalı Çin bayan curling takımı, Çin’in madalya beklediği diğer sporcular.

Mao Asada (Japonya)

Mao Asada (Japonya)

Japonya, 1998’de kendi evinde, Nagano’da, düzenlediği ve 5’i altın olmak üzere toplam 10 madalya kazandığı oyunlardan sonra kış olimpiyatlarında bekleneni veremedi. 1998’den bu yana Japonya’nın sadece tek bir altın madalyası var, o da 2006’da Torino’da yapılan oyunlarda artistik patinajda altın madalya kazanarak bu başarıyı yakalayan Asya’dan ilk kadın sporcu olma ünvanını kazanan Shizuka Arakawa. Soçi’de Japonya’nın umutları yine artistik patinajda olacak. Bayanlarda 2010’un gümüş madalyalı ismi ve halen dünya sıralamasında ikinci sırada olan Mao Asada ile erkeklerde Yuzuru Hanyu performansları merakla beklenen isimler. Kayakla atlamada Noriaki Kasai ile Sara Takanashi, sürat pateninde Keiichire Nagashima ve serbest stil kayakta Aiko Uemura, Japonya’nın diğer madalya ümitleri.

Kim Yu-na (Güney Kore)

Kim Yu-na (Güney Kore)

Güney Kore, Asya’nın kış olimpiyatlarındaki en başarılı ülkesi. 1948’den bu yana Koreliler 45 madalya kazandı ve bu madalyaların tamamı sürat pateni ile artistik patinajdan geldi. Kore takımının heyecanla beklenen ismi bayanlar artistik patinajda altın madalya kazanan Kim Yu-na. 23 yaşındaki sporcu yeni bir sakatlık geçirdi, ancak Soçi’de de ilk sırada yer alarak meşhur Katarina Witt’ten sonra üst üste iki olimpiyatta altın madalya kazanan ikinci sporcu olmayı hedefliyor. Sürat pateninde Vancouver’ın altın madalyalı isimleri Lee Sang-hwa, Mo Tae-bum ve Lee Seung-hoon ile genç yetenek Shim Suk-hee, Soçi’de zirveye oynayacaklar.

Torah Bright (Avustralya)

Torah Bright (Avustralya)

Avustralya, serbest stil kayak ile snowboard branşlarında oldukça iddialı. Serbest stil kayakta 2006’ın altın, 2010’un gümüş madalyalı ismi Dale Begg Smith ile Vancouver’da Olimpiyat şampiyonu olan Lydia Lassila takımın ön planda çıkan isimleri. Snowboard’da ise erkeklerde geçen yılın dünya şampiyonu Alex Pullin ile bayanlarda Olimpiyat altın madalyalı Torah Bright, Soçi’de de zirvede yer almak için mücadele edecekler.

Kazakistan, 2010 Vancouver’da tek bir madalya (gümüş) kazanmış, o da bayanlar biatlonda gelmişti. Soçi’de bu sayıyı artırmak isteyen Kazak takımının en umutlu olduğu isimler kros kayakta Vancouver’de beşinci olan Alexey Poltoranin ile 2013’de sürat pateninde dünya şampiyonluğu kazanan Denis Kuzin.

Soçi’de bizleri son derece heyecanlı iki hafta bekliyor. Bu fazla aşina olmadığımız kış sporlarını da daha iyi tanımak için iyi bir fırsat.

Analist_Ocak2014Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu’nun (USAK) yayını Analist dergisinin Ocak 2014 sayısı bugün piyasaya çıktı. Dünyada 2013 yılının bir değerlendirilmesinin yapıldığı bu sayıya ben de Asya ekonomileri ve bu ekonomilerin içerisinde bulundukları dönüşüm süreçleri ile ilgili bir analizle katkıda bulundum. Makalenin giriş paragrafı şu şekilde:

Geride bıraktığımız yıl, küresel kriz sonrası dönemde Asya ülkelerinin ekonomilerini dışsal etkenlere karşı daha az kırılgan hâle getirmek ve sürdürülebilir bir büyüme zeminine oturtmak amacıyla önlemler aldıkları bir yıl oldu. Bir yandan Çin, Japonya ve Güney Kore gibi bu coğrafyanın belkemiğini oluşturan üç ülkede yeni yönetimlerin göreve gelmesi, bu sürecin siyasi anlamdaki itici gücü oldu. Öte yandan özellikle yılın ikinci yarısıyla birlikte ABD ekonomisinin olumlu sinyaller vermeye başlaması, euro bölgesinde sorunların devam etmesine rağmen nispî bir toparlanma sürecine girilmesi ve bölgesel ticaret entegrasyonuna yönelik somut projelerin müzakere edilmeye başlanması, küresel ekonomide belirsizlikler sürse de Asya ekonomilerinin girdikleri bu süreci destekleyecek pozitif bir konjonktür oluşmasına katkıda bulundu. 2013, Asya ekonomilerinde yeni yönelimlerin belirlendiği, yol haritalarının çıkarılarak bu doğrultuda adımlar atılmaya başlandığı bir yıl oldu.

Makalenin tamamına Analist dergisinin web sitesi üzerinden ulaşmak mümkün. Derginin bu sayısında Asya-Pasifik bölgesi ile ilgili iki değerli çalışma daha var. Selçuk Çolakoğlu’nun “Yükselen Çin’in dış politikası” ve Yoshinori Kaseda’nın “Abe yönetimi altında Japon dış politikası” başlıklı yazıları Asya’nın bu iki büyük ülkesinin geride bıraktığımız yıl içerisinde dış dünya ile ilşkilerini nasıl şekillendirdikleri ve ne gibi politikalar uyguladıkları ile ilgili çok önemli tahliller içeriyor.

2013, Türkiye için zorlu ve yorucu bir yıl oldu. Gezi olayları, operasyonlar, yolsuzluk soruşturmaları vs. derken içeride gündem hep yoğun, hep karmaşıktı. Buna bir de komşu coğrafyalardaki karışıklıklar ve trajediler eklenince 2013 Türkiye için bir türlü bitmek bilmeyen, sıkıntılı bir yıl oldu. 2014’ün daha aydınlık günler getireceğini ümit ediyor ve yılın bu son saatlerinde geride kalan on iki ay içerisinde Asya Pasifik bölgesinde gündemi belirleyen başlıca gelişmeleri kısaca hatırlatmak istiyorum.

2013-11.) Doğu Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Hatırlanacağı üzere 2012 yılın son aylarında Çin ve Japonya arasında bahsi geçen denizde yer alan adacıklar nedeniyle kriz çıkmış, her iki ülke de bu adalar (ve dolayısıyla adaların bulunduğu suların altında ulunan petrol ve doğal gaz yatakları) üzerinde hak iddia ederken, Pekin ile Tokyo arasındaki ilişkiler iyice gerilmişti. 2013 yılında bu gerilim devam ettiği gibi, Kasım ayında Çin’in Doğu Çin Denizi üzerinde bir “hava savunma tanımlama bölgesi” ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Çin tarafı bu bölge içerisinde seyreden tüm hava araçlarına kendilerini Çinli yetkililere tanıtma zorunluluğu getirmiş oldu. Ancak aynı bölgede Japon ve Güney Kore’nin de hava savunma tanımlama bölgelerinin olması ve bu üç bölgenin birbiriyle kesişmesi bir yandan sivil havacılık açısından komplike bir durumun oluşmasına, diğer yandan da ilişkilerin halihazırda gergin olduğu ve ülkelerin savunma harcamalarını hızla artırdıkları bir dönemde Kuzeydoğu Asya’da suların iyice ısınmasına yol açıyor.

2013-22.) Çin’de yeni bir dönem. 2012 yılının Kasım ayında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilen Xi Jinping, Mart 2013’te devlet başkanı olarak göreve başladı. Xi yönetimi ilk aylarında özellikle ekonomik reformlar konusunda önemli adımlar atmaya başladı. Kasım ayında gerçekleştirilen parti kongresinde ekonominin işleyişinde piyasa dinamiklerinin daha fazla ön plana çıkartılması, tek çocuk politikasının gevşetilmesi, bankacılık ve sosyal güvenlik sistemlerinde reformlar yapılmasına yönelik alınan kararlar olumlu karşılandı. Yıl içerisinde Çin’in yeni yönetimi yolsuzlukla mücadele konusunda da kararlı bir tutum içerisinde yer aldı.

2013-33.) Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler. Yılın son aylarında başkent Bangkok’un sokakları hükümeti hedef alan protestolara sahne oldu. Göstericiler, Başbakan Yingluck Shinawatra’yı 2006 yılında bir darbe ile görevden uzaklaştırılan, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2008 yılında ülkeyi terk ederek yurtdışına yerleşen ağabeyi eski Başbakan Thaksin Shinawatra’nın çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler ve istifasını istediler. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda can kayıpları yaşanırken yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Tayland’daki krize çözüm halen bulunamadı.

2013-44.) Doğal felaketler. Filipinler’i vuran, altı bin kişinin hayatını kaybetmesine, bir milyona yakın insansın ise evlerinden olmasına yol açan Haiyan Tayfunu, ülkede derin yaralar açtı. Dünya tarihinin en büyük dördüncü fırtınası olarak kayıtlara geçen Haiyan, zor bir dönemden geçmekte olan Filipinler ekonomisine ağır bir darbe oldu. Diğer yanda Endonezya’da çıkan yangınlar, geniş ölçekte ormanlık alanların kaybına yol açarken ortaya çıkan duman ve hava kirliliği, sadece Endonezya’yı değil rüzgarların etkisiyle ulaştığı Singapur ve Malezya’yı da olumsuz yönde etkiledi. Bangladeş’in başkenti Dakka ise doğal değil insan yapımı bir felakete sahne oldu. Tekstil atölyelerini içeren ve kaçak olduğu tespit edilen bir yapı çökünce enkaz altında kalan 1,100 kişi hayatını kaybetti.

2013-55.) Seçimler. Asya-Pasifik bölgesindeki bazı ülkeler için 2013 seçim yılıydı. Mayıs ayında Malezya’da yapılan seçimlerden iktidardaki Barisan Nasional koalisyonu bir önceki seçimlere göre oy kaybetmesine rağmen galip çıktı. Ülke genelinde seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla protestolar gerçekleştirildi. Kamboçya’da da benzer bir durum yaşandı ve seçimleri az bir farkla kazanan Kamboçya Halk Partisi’ne karşı muhalefet tarafından gösteriler düzenlendi. Pakistan’da Pakistan Müslümanlar Birliği’nin kazandığı seçimleri takiben Navaz Şerif başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu ve ülke tarihinde ilk kez sivil bir hükümet demokratik seçimler sonucu yerini başka bir sivil hükümete bırakmış oldu. Avustralya’da ise Tony Abbott liderliğindeki Liberal-Muhafazakar koalisyon seçimlerden galip çıkarak altı yıllık İşçi Partisi iktidarına son verdi.

2013-66.) Uzay yarışı. 14 Aralık’ta, aya en son insan ayağı değmesinden 41 yıl, aya en son başarılı bir şekilde uzay aracı indirilmesinden ise 37 yıl sonra, Çin Halk Cumhuriyeti uzay programı dahilinde bir insansız uzay aracın ay yüzeyine iniş yaptı. Hindistan ise Mars’a uzay aracı gönderen ilk Asya ülkesi oldu. 5 Kasım’da fırlatılan roketin taşıyacağı uzay aracı 300 gün sürecek bir yolculuktan sonra Eylül 2014’te Mars’ın yörüngesine girecek.

2013-77.) Olimpiyatlar. Tokyo, 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hak kazandı. İstanbul ile Madrid’in de aday olduğu süreçten galip çıkan Tokyo, 1964’ten sonra oyunlara ikinci kez ev sahipliği yapacak.

Boğaziçi Üniversitesi’nden değerli hocam Prof. Selçuk Esenbel ile birlikte kaleme aldığımız, Türk dış politikasında son dönemdeki gelişmeleri ele alarak bu çerçeve içerisinde Asya ülkelerinin konumunu değerlendiren makalemiz Washington DC’deki düşünce kuruluşlarından The Middle East Institute tarafından yayınlandı. İngilizce olarak kaleme alınan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.