"Kamboçya" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

2013, Türkiye için zorlu ve yorucu bir yıl oldu. Gezi olayları, operasyonlar, yolsuzluk soruşturmaları vs. derken içeride gündem hep yoğun, hep karmaşıktı. Buna bir de komşu coğrafyalardaki karışıklıklar ve trajediler eklenince 2013 Türkiye için bir türlü bitmek bilmeyen, sıkıntılı bir yıl oldu. 2014’ün daha aydınlık günler getireceğini ümit ediyor ve yılın bu son saatlerinde geride kalan on iki ay içerisinde Asya Pasifik bölgesinde gündemi belirleyen başlıca gelişmeleri kısaca hatırlatmak istiyorum.

2013-11.) Doğu Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Hatırlanacağı üzere 2012 yılın son aylarında Çin ve Japonya arasında bahsi geçen denizde yer alan adacıklar nedeniyle kriz çıkmış, her iki ülke de bu adalar (ve dolayısıyla adaların bulunduğu suların altında ulunan petrol ve doğal gaz yatakları) üzerinde hak iddia ederken, Pekin ile Tokyo arasındaki ilişkiler iyice gerilmişti. 2013 yılında bu gerilim devam ettiği gibi, Kasım ayında Çin’in Doğu Çin Denizi üzerinde bir “hava savunma tanımlama bölgesi” ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Çin tarafı bu bölge içerisinde seyreden tüm hava araçlarına kendilerini Çinli yetkililere tanıtma zorunluluğu getirmiş oldu. Ancak aynı bölgede Japon ve Güney Kore’nin de hava savunma tanımlama bölgelerinin olması ve bu üç bölgenin birbiriyle kesişmesi bir yandan sivil havacılık açısından komplike bir durumun oluşmasına, diğer yandan da ilişkilerin halihazırda gergin olduğu ve ülkelerin savunma harcamalarını hızla artırdıkları bir dönemde Kuzeydoğu Asya’da suların iyice ısınmasına yol açıyor.

2013-22.) Çin’de yeni bir dönem. 2012 yılının Kasım ayında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilen Xi Jinping, Mart 2013’te devlet başkanı olarak göreve başladı. Xi yönetimi ilk aylarında özellikle ekonomik reformlar konusunda önemli adımlar atmaya başladı. Kasım ayında gerçekleştirilen parti kongresinde ekonominin işleyişinde piyasa dinamiklerinin daha fazla ön plana çıkartılması, tek çocuk politikasının gevşetilmesi, bankacılık ve sosyal güvenlik sistemlerinde reformlar yapılmasına yönelik alınan kararlar olumlu karşılandı. Yıl içerisinde Çin’in yeni yönetimi yolsuzlukla mücadele konusunda da kararlı bir tutum içerisinde yer aldı.

2013-33.) Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler. Yılın son aylarında başkent Bangkok’un sokakları hükümeti hedef alan protestolara sahne oldu. Göstericiler, Başbakan Yingluck Shinawatra’yı 2006 yılında bir darbe ile görevden uzaklaştırılan, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2008 yılında ülkeyi terk ederek yurtdışına yerleşen ağabeyi eski Başbakan Thaksin Shinawatra’nın çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler ve istifasını istediler. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda can kayıpları yaşanırken yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Tayland’daki krize çözüm halen bulunamadı.

2013-44.) Doğal felaketler. Filipinler’i vuran, altı bin kişinin hayatını kaybetmesine, bir milyona yakın insansın ise evlerinden olmasına yol açan Haiyan Tayfunu, ülkede derin yaralar açtı. Dünya tarihinin en büyük dördüncü fırtınası olarak kayıtlara geçen Haiyan, zor bir dönemden geçmekte olan Filipinler ekonomisine ağır bir darbe oldu. Diğer yanda Endonezya’da çıkan yangınlar, geniş ölçekte ormanlık alanların kaybına yol açarken ortaya çıkan duman ve hava kirliliği, sadece Endonezya’yı değil rüzgarların etkisiyle ulaştığı Singapur ve Malezya’yı da olumsuz yönde etkiledi. Bangladeş’in başkenti Dakka ise doğal değil insan yapımı bir felakete sahne oldu. Tekstil atölyelerini içeren ve kaçak olduğu tespit edilen bir yapı çökünce enkaz altında kalan 1,100 kişi hayatını kaybetti.

2013-55.) Seçimler. Asya-Pasifik bölgesindeki bazı ülkeler için 2013 seçim yılıydı. Mayıs ayında Malezya’da yapılan seçimlerden iktidardaki Barisan Nasional koalisyonu bir önceki seçimlere göre oy kaybetmesine rağmen galip çıktı. Ülke genelinde seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla protestolar gerçekleştirildi. Kamboçya’da da benzer bir durum yaşandı ve seçimleri az bir farkla kazanan Kamboçya Halk Partisi’ne karşı muhalefet tarafından gösteriler düzenlendi. Pakistan’da Pakistan Müslümanlar Birliği’nin kazandığı seçimleri takiben Navaz Şerif başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu ve ülke tarihinde ilk kez sivil bir hükümet demokratik seçimler sonucu yerini başka bir sivil hükümete bırakmış oldu. Avustralya’da ise Tony Abbott liderliğindeki Liberal-Muhafazakar koalisyon seçimlerden galip çıkarak altı yıllık İşçi Partisi iktidarına son verdi.

2013-66.) Uzay yarışı. 14 Aralık’ta, aya en son insan ayağı değmesinden 41 yıl, aya en son başarılı bir şekilde uzay aracı indirilmesinden ise 37 yıl sonra, Çin Halk Cumhuriyeti uzay programı dahilinde bir insansız uzay aracın ay yüzeyine iniş yaptı. Hindistan ise Mars’a uzay aracı gönderen ilk Asya ülkesi oldu. 5 Kasım’da fırlatılan roketin taşıyacağı uzay aracı 300 gün sürecek bir yolculuktan sonra Eylül 2014’te Mars’ın yörüngesine girecek.

2013-77.) Olimpiyatlar. Tokyo, 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hak kazandı. İstanbul ile Madrid’in de aday olduğu süreçten galip çıkan Tokyo, 1964’ten sonra oyunlara ikinci kez ev sahipliği yapacak.

Son bir haftadır Kamboçya-Tayland sınırında iki ülkenin askeri kuvvetleri arasında karşılıklı top atışları ve çatışmalar devam ediyor. Hemen şunu söyleyelim, bu ilk kez olan bir şey değil, son üç yıldır dönem dönem bu ihtilaf yaşanıyor. Sebep ise sınırda mülkiyeti tartışmalı bir bölgede yer alan bir tapınak. 11. yüzyıldan kalan Preah Vihear tapınağı üzerinde her iki ülke de hak iddia ediyor. Aslına bakarsanız, 1962 yılında Uluslararası Adalet Divanı tarafından söz konusu tapınağın Kamboçya?ya ait olduğu ilan edilmişti. Sorun şu ki tapınak tam sınırda yer alıyor ve Taylandlılar tapınağın üzerinde bulunduğu yaklaşık 5 kilometrekarelik arazinin kendilerine ait olduğunu iddia ediyorlar. Durum böyle iken her iki tarafın da buradaki en ufak bir hareketi karşı tarafça sınır ihlali olarak algılanıyor ve sıcak çatışmaya yol açabiliyor.

Bu tapınak, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bir yapı. Dolayısıyla tüm insanlığa ait. Bu özelliği ve iki ülke arasındaki sınır üzerindeki konumu ile Kamboçya ile Tayland arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine, sorunların çözülmesine de katkıda bulunabilir. Ama bulunamıyor. Çünkü her iki ülkenin hükümeti de ülkelerindeki milliyetçi dalganın etkisinde kalarak rasyonel olmayan politikalar izliyorlar. Kamboçya ile Tayland arasındaki ticaret son dönemde hızla artıyordu, geçtiğimiz aylarda vizeler de kaldırılmıştı. Bir anda bir çuval incir böyle berbat ediliyor.

Ne yaparlarsa yapsınlar, araları düzelmesin, ticaret de yapamasınlar, müstehak bunlara, bize ne Kamboçya ve Tayland?dan diyebiliriz. Ancak tapınağa ne olursa olsun diyemeyiz. Şu anda Tayland tarafının top atışlarının tapınağa hasar verdiği yönünde haberler geliyor. Kamboçya ise uluslararası haber ajanslarının yayınladıkları belge ve fotoğraflara göre tapınağı askeri üs olarak kullanmaktan çekinmiyor!

Mevcut durumda sorunun çözülmesi için görev öncelikle ASEAN?a (Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü) düşüyor. İki ülke de ASEAN üyesi ve şu anda bu örgüt arabulucuk girişimlerine başlamış durumda. Ancak bu girişimler ne ölçüde başarılı olabilir, bu meçhul. Bu sorun çözülemezse ?o zaman ASEAN ne işe yarar?? şeklinde sorular ortaya çıkacaktır. Bu arada ASEAN?ın bugüne kadar bu tür ihtilaflarda pek başarılı olamadığı da ortada.

Açıkcası benim yaptırım gücü son derece zayıf olan ASEAN?ın girişimlerinden pek umudum yok. Kanımca tek çözüm konuya Birleşmiş Milletler?in el koyması ve Preah Vihear tapınağını gerekirse barış gücü konuşlandırarak koruma altına alması. Aksi taktirde şu andaki çatışmalar kesilse bile birkaç ay sonra Kamboçya ile Tayland yine karşılıklı top atışına başlayacak ve bu böyle sürüp gidecek, ta ki ortada bir Preah Vihear kalmayana kadar.

Preah Vihear tapınağında Kamboçya askerleri

(Bu yazı ilk olarak Hedef dergisinin Temmuz 2008 sayısında yayınlanmıştır.)

Mekong Nehri, Doğu Asya’nın can damarlarından birisidir. Yaklaşık 4,500 kilometre uzunluğundaki bu nehir, Çin’den çıktıktan sonra Laos’a geçer, bu ülkenin Tayland ile olan sınırını çizer, daha sonra Kamboçya’yı da boydan boya katettikten sonra Vietnam’da bir delta oluşturarak Güney Çin Denizi’ne dökülür. Mekong, ekolojik zenginliğiyle aslında yaşamın ta kendisidir, sularında 1,500’e yakın balık çeşidi yaşar. Ama bir yandan da zorludur, kimi zaman taşıp etrafını yıkar, kolay kolay gemilerin, teknelerin seyrine izin vermez.

Mekong, aslında Doğu Asya’nın ekonomik gelişimini de sembolize ediyor. Mekong’u durdurmak, akışını değiştirmek, önüne set çekmek nasıl çok zor ve hatta imkansız ise, Doğu Asya’nın ekonomik büyümesi de bu şekilde devam ediyor ve bu büyüme aynı Mekong gibi önce Çin’den çıkıyor, daha sonra bir zamanlar Hindiçini denilen ülkelerde, Vietnam, Laos ve Kamboçya’da devam ediyor. Mekong gibi zorlukları çok, ama hayati öneme sahip.

Bugüne kadar Çin’in büyümesindeki en önemli etkenlerden birisi, düşük maliyet avantajı ve bu sayede ülkeye gelen yabancı sermaye oldu. Ancak Çin kalkındıkça bir yandan daha yüksek katma değerli üretim süreçlerine geçiyor, diğer yandan da bu ülkedeki maliyetler yükseliyor. 2007 yılında ortalama maliyetler Çin’de yüzde 15 oranında arttı ve Çinli firmalar bu sene için artışın yüzde 30 civarında olacağını belirtiyorlar.

Bu arada bahsettiğimiz diğer Asya ülkeleri ise Çin modelini uyguluyorlar ve giderek küresel ekonomiye daha fazla entegre olarak yatırım ortamlarını geliştiriyorlar. Sonuç olarak da yatırımcılar Mekong’u takip ediyorlar, hatta Çin’den çıkarak güneye doğru seyrediyorlar. Çin Ticaret Bakanlığı’nın verilerine göre 2007 yılında Avrupa Birliği ülkelerinin Çin’e yaptığı doğrudan yabancı yatırım bir önceki yıla göre yüzde 29.4 azaldı. ABD’den gelen yatırımda ise yüzde 12.8’lik bir düşüş oldu. Tüm bu yatırımların nereye gittiği belli: Çin’e komşu diğer Asya ülkelerine. Öncelikli olarak Vietnam, sermayenin yeni hedefi olmuşken, şimdi yatırımcıların ilgisi Kamboçya’ya ve ondan sonra Laos’a kaymaya başlıyor.

Vietnam’ı bu derginin sayfalarında daha önce değerlendirmiştik. Bu yazıda ise Kamboçya ile Laos’a değineceğiz.

Kamboçya dendiğinde birçok insanın aklına ilk olarak Kızıl Khmer ve lideri Pol Pot geliyor. Ülkeyi 1970’lerin ikinci yarısında idare eden bu rejim, yaklaşık 2 milyon insanın ölümüne neden olarak 20. yüzyıl tarihinin en karanlık sayfalarından birisine imza atmıştı. Ancak, Kamboçya’yı sadece Kızıl Khmer ve ölüm tarlaları boyutunda düşünmek büyük bir haksızlık. Hala Asya’nın en fakir ülkeleri arasında sayılsa da, Kamboçya ekonomisinin son dönemlerde içine girmiş olduğu gelişim süreci oldukça etkileyici ve bu süreç tüm dünyadan yatırımcılar için büyük fırsatlar sunuyor.

Zamanında Kızıl Khmer, para kavramını ortadan kaldırmaya çalışmıştı. Bugün ise kendi parasının yanısıra Amerikan dolarını da yaygın bir şekilde kullanan ve 2009 yılı itibariyle menkul kıymetler borsasını hizmete sokmayı planlayan bir Kamboçya görüyoruz. 1998 yılında yüzde 5 olan GSYİH artışı, son 3 yıldır ortalama yüzde 11 seviyesinde seyrediyor ve bu büyümde ülkeye giren yabancı sermaye büyük rol oynuyor. UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı) verilerine göre 1990-2000 döneminde Kamboçya’ya gelen yabancı sermayenin yıllık ortalaması 155 milyon dolar iken, 2006 itibariyle bu miktar 483 milyon dolara yükselmiş ve toplam yatırım stoğu da 3 milyar doları bulmuş. Kamboçya’nın çok hızlı büyüyen bir ekonomik coğrafyanın tam kalbinde yer alması, ülkenin genç, ucuz ve üretkenliği giderek artan işgücü ile hükümetin özel sermayeyi ve yabancı yatırımı teşvik eden yaklaşımı bu açıdan büyük birer avantaj sağlıyor.

Kamboçya’da yabancı sermayenin daha çok enerji ve hammadde alanlarına yöneldiğini söylemek mümkün. Örneğin, Avustralyalı madencilik devi BHP Billiton ile Japon Mitsubishi büyük bir boksit madeni işletiyorlar. Yine Japonların bio-dizel projeleri var. Kamboçya’daki en büyük yatırımcı ise Çin. Ülkedeki yabancı sermaye stoğunun yarısı Çin firmalarına ait. Bu da çok doğal, çünkü dev ekonomisinin beslemek için enerji ve hammaddeye ihtiyacı olan Çin, ithalat kaynaklarını çeşitlendirmek istiyor ve tabii ki öncelikli olarak komşu ülkelere yöneliyor.

Bu noktada petrol konusuna özel olarak değinmek gerekiyor. 2005 yılında ABD firması Chevron, ülkenin güney kıyıları açıklarında Tayland Körfezi’nde petrol bulduğunu açıkladı. Henüz, bu yataklarda ne kadar petrol olduğu tam olarak hesaplanmadı ya da hesaplandıysa da açıklanmadı. Dünya Bankası’nın tahmini Kamboçya’nın 2 milyar varillik petrol ve 280 milyar metreküplük doğalgaz rezervlerine sahip olduğu yönünde. Ancak rakamlar ne olursa olsun zaten boksit ve altın yatakları olan Kamboçya’nın petrolün çıkartılmaya başlamasıyla yakın gelecekte büyük bir gelir kaynağına sahip olacağını söylemek mümkün. Bu kaynak akıllıca kullanılırsa, halen üçte biri günde 50 cent’in altında bir gelirle yaşayan, yüzde 80’i elektrik kullanma şansına sahip olmayan Kamboçyalılar için hayat ciddi şekilde değişebilir. Tabii ki burada şimdiden kapısında Chevron, Fransa’dan Total ve Çin’den CNOOC gibi petrol devlerinin sıraya girdiği Kamboçya hükümetinin politikaları belirleyici olacak.

Kamboçya’nın en önemli ihracat kalemi ise hazır giyim ve ayakkabı. Ucuz ve üretken işgücü sayesinde kotaların kaldırılmasından fayda sağlayan Kamboçya’nın hazır giyim sektörü, 2007 yılında yüzde 20 büyüyerek yaklaşık 2.6 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştı. Bir bütün olarak tekstil ve hazır giyim sektörü ele alındığında Kamboçya’da son dönemlerde iki eğilim görmek mümkün. Birincisi, iplik üretiminin giderek ön plana çıkması; ikincisi ise Çin, Hong Kong, Tayvan ve Güney Kore’den firmaların giderek yatırımlarını artırmaları.

1 Ocak 2009 itibariyle ABD ve AB’nin Çin’e uygulamakta oldukları koruma önnlemleri kalkmış olacak. Kamboçya tekstil sektörü bu koruma önlemlerinden büyük fayda sağlamıştı. Ancak görünen o ki, yeni dönemde de sektör Çin rekabetine rağmen büyümesini sürdürecek, çünkü Kamboçyalılar küresel tekstil ticareti içerisindeki konumlarını kuvvetlendirmek için her önlemi alıyorlar ve Çin’i kendilerine rakip görmektense, Çinli firmaların gelip Kamboçya’da üretim yapmaya devam etmelerini hedefliyorlar. Bu da oldukça muhtemel görünüyor, çünkü kendi ülkelerinde artan masraflar karşısında Çinli tekstil ve hazır giyim firmaları üretimlerini daha ucuz olan Güneydoğu Asya ülkelerine kaydırıyorlar.

Alınan önlemlerin en önemlisi de işgücü ve işyeri standartları alanında. Küresel tekstil ticareti çerçevesinde bu konudaki hassasiyet ve bilinç seviyesi giderek yükseliyor. Artık özellikle Batı ülkeleri, Asya’nın bir köşesinde derme çatma kurulmuş güvensiz atölyelerde karın tokluğuna çalıştırılan küçük çocukların ürettikleri tekstil ürünlerini satın almak istemiyorlar. Kamboçya bu alandaki iyileştirmeler konusunda ciddi adımlar attı. Şu anda Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) bağımsız olarak fabrika ve üretim merkezlerini denetlediği ve iyileştirme önerileri sunduğu tek ülke Kamboçya. ‘Better Factories Cambodia’ (Daha İyi Fabrikalar Kamboçya) projesi çerçevesinde düzenli olarak tekstil ve hazır giyim üretimi denetleniyor. Projenin 31 Ekim 2007 tarihli raporuna göre birçok alanda standartlara halihazırda ulaşılmış durumda, diğerlerinde ise gelişme kaydediliyor. Örneğin, fabrikaların yüzde 98’i asgari ücret uygulamasına (ayda 50 dolar) uyuyorlar ve fazla mesai ödemesi yapıyorlar. Ancak işçilere standartlara uygun koruyucu ekipman sağlayan fabrikaların oranı henüz sadece yüzde 56. Aynı rapora göre sadece bir fabrikanın çocuk işçi çalıştırdığı, 17 fabrikanın ise ayrımcılık yaptığı tespit edilmiş.

Çin’i Vietnam, Vietnam’ı da Kamboçya takip ediyorsa, Kamboçya’yı da Laos’un takip ettiğini, ya da edeceğini, söylemek mümkün. 1986 yılından beri uygulanmakta olan ekonomik reformlar, Laos’a belirli bir ölçüde kalkınma ve yılda ortalama yüzde 6-7 civarında bir büyüme getirdiyse de, ülkenin GSYİH’nin yarısını ve istihdamın yüzde 80’inin hala tarım sektörü sağlıyor. Halk geçimini topraktan sağlıyor, ama diğer yandan yabancı sermaye de toprak için geliyor Laos’a. Sadece 2006 yılında başta Çin, Japonya, Güney Kore, Tayland firmaları ve İskandinavya ülkelerinden firmalar olmak üzere yabancılar tarım alanında 450 milyon dolarlık yatırım yapmışlar. Devlet bu firmalara çok cazip şartlarda 30 ile 50 yıl arasında dönemler için toprak kiralıyor.

Tarımın yanısıra Mekong Nehri üzerinden sağlanan hidro enerji de diğer önemli bir yatırım alanı. Bu alanda Çin’den Sinohydro Corp ve Datang International Power, Tayland’dan Banpu, Vietnam’dan Song Da ‘Group ile Petrovietnam’ın yatırımları söz konusu ve Laos elektrik ihracatından sağladığı gelirleri artırmayı planlıyor.

Kamboçya’daki 298 fabrikaya karşılık Laos’ta 57 tekstil ve hazır giyim fabrikası faaliyet gösteriyor ve bu fabrikaların standartları Kamboçya’dakilerden daha düşük bir seviyede. Buna rağmen, Laos’un ihracatı her geçen yıl artıyor. 2007 yılında Laos, tekstil ve hazır giyim ihracatından 150 milyon dolarlık bir gelir sağladı.

Laos’un tekstil ve hazır giyim sektörünün rekabet gücü Kamboçya’ya göre daha zayıf. Ancak Laos’un ucuz işgücü, diğer alanlardaki rekabet anlamındaki yetrsizlikleri kapatıyor. Kamboçya’daki asgari ücret 50 dolarken, Laos’da asgari ücret sadece 26 dolar. Çin ile kıyaslanacak olursa Çin’de bir tekstil işçisi saat başına 68 ile 88 cent arasında bir ücret alırken Laos’ta saatlik ücret 13 cent.

Çinli tekstil firmaları düşük işgücü maliyetinden faydalanmak için Vietnam’a gidedursunlar, artık Vietnamlı firmaların daha da ucuz işgücünden istifade etmek amacıyla Kamboçya’ya ve Laos’a yatırım yapmaya başladıkları görülüyor. Son olarak geçtiğimiz aylarda Vietnam’ın en büyük tekstil üreticisi Vinatex, Laos’ta yılda 400 bin tane ceket üretecek bir fabrika kurma kararı aldı.

Laos’ta da, Kamboçya’da da halen yatırım ortamı günlük güneşlik değil. Yolsuzluk ve hukuk sisteminin zayıflığı gibi sorunlar, son dönemlerde iyileştirmeler sağlandıysa da devam ediyor. Ancak buna rağmen bu ülkelerin sağladığı bir takım avantajlar var ki, bunların başında ucuz maliyetler geliyor. Bu avantaj sayesinde söz konusu ülkeler Çinli firmalar için bile birer cazibe noktası olabiliyorlar. Doğu Asya’da yatırım söz konusu olduğunda ülkemizde hep bir tren analojisi yapılır, ‘Çin trenini kaçırıyor muyuz” gibi sorular sorulur. Belki de artık tren analojisi yerine bir ‘nehir gemisi’ analojisine geçmemiz gerekecek, çünkü hem Asyalı, hem de Batılı girişimciler artık Mekong Nehri’nin suladığı ülkelerdeki imkanlardan bahsediyorlar.

Son olarak Kamboçya’nın ILO ile birlikte yürüttüğü işgücü ve işyeri standartlarına yönelik çalışmanın önemini bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Küreselleşme geri döndürülemez bir süreç. Firmaların da, sektörleri ve ölçekleri ne olursa olsun küreselleşmenin şartlarına uymaları gerekiyor. Bu şartların başında ise sosyal sorumluluk bilinci var. Sürdürülebilir uzun vadeli ilişkilerin kurulabilmesi için artık sadece ‘ucuz işgücü’ne gitmek yeterli değil, bunun beraberinde Kamboçya’daki gibi uygulamaları da talep etmek lazım. Firmaların faaliyetlerinde kendileri kâr sağlarken, içinde bulundukları toplumları sömürmeleri giderek daha çok tepki duyulan, daha kabul edilmez bir durum oluyor ve bunun yerine o topluma olumlu bir şekilde katkıda bulunmaları bekleniyor. Yazının sonunda tüm okuyucuları, ‘Better Factories Cambodia’ projesinin web sitesini incelemeye davet ediyorum.