"seçimler" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

2015 yılını geride bırakmaya hazırlandığımız şu saatlerde Asya’da yıl içerisinde yaşanan önemli gelişmeleri hatırlamakta fayda var.

2016_11. Çin’in Güney Çin Denizi’ndeki suni adaları. Yıl boyunca Güney Çin Denizi’nde gerilim hiç eksik olmadı. Çin’in hak iddia sularda yer alan mercan resifleri üzerinde taşıma toprak ve kum ile denizi doldurup üzerine havaalanları ve sivil tesisler inşa etmesi meseleyi bambaşka bir boyuta taşıdı. Çin, söz konusu denizin toplam alanının yaklaşık yüzde 80’i üzerinde hak iddia ediyor ve bu nedenle denize kıyısı olan diğer ülkeler ile sorunlar yaşıyor. Sorunun temelinde ise esas olarak bir paylaşım mücadelesi var. Güney Çin Denizi büyük ekonomik değere sahip. Küresel denizcilik hatlarının önemli bir kısmı buradan geçiyor ve bu hatlar üzerinden yapılan ticaretin yıllık değeri beş trilyon doları buluyor. Ekim ayı sonunda ABD donanmasına ait savaş gemisi USS Lassen’in Güney Çin Denizi’nde Çin’in hak iddia ettiği sulara girmesi ve üzerinde üs inşa ederek etrafında 12 deniz miline kadar karasuları ilan ettiği bir mercan resifinin yakınından geçmesi iki ülke arasında gerginliğe yol açtı. Pekin, söz konusu eylemi kendi egemenliğine karşı provokatif bir saldırı olarak yorumlayıp protesto etti. Washington ise geminin geçişinin seyrüsefer özgürlüğü kapsamında olduğunu ve uluslararası hukukun belirlediği sınırların dışarısına çıkılmadığını savundu.

2016_22. Singapur’un kurucusu Lee Kuan Yew vefat etti. 1965 yılında bağımsızlığını ilan eden Singapur’un ellinci yıl kutlamalarını yaptığı bir dönemde ülkenin kurucusu Lee Kuan Yew, 91 yaşında hayata gözlerini yumdu. Lee’nin mirasına iki farklı perspektiften bakmak mümkün. Bir taraftan Lee döneminde Singapur, hiçbir doğal kaynağı olmayan, fakirliğin hüküm sürdüğü küçük bir ada ülkesiyken, Asya’nın ekonomik açıdan en gelişmiş ülkelerinden birisi, sadece kıtanın değil tüm dünyanın ticaret ve finans merkezi haline geldi. Ancak diğer bir açıdan baktığımızda da Lee’nin bu gelişimi otoriter bir kapitalizm anlayışı içerisinde hayata geçirdiğini, başka bir deyişle ekonomik büyüme adına bireysel özgürlüklerin arka plana atılmasının meşrulaştığı bir yapının ortaya konulduğunu görüyoruz. Ancak sonuçta Singapur’un elli yıl içerisinde ekonomik gelişmişlik ve insani kalkınma açısından gelmiş olduğu nokta son derede takdire şayan ve bu başarının mimarı olarak Lee Kuan Yew’in hakkını vermek gerekiyor.

2016_33. Nepal’de deprem. Yılın en acı haberi 25 Nisan’da Nepal’den geldi. Merkez üssü başkent Katmandu yakınlarındaki Lamjung vilayeti olmak üzere Richter ölçeğinde 7.8 şiddetinde gerçekleşen deprem sonucunda 9 bin kişi hayatını kaybetti, 23 binin üzerinde kişi ise yaralandı. Yüzbinlerce insan evsiz kalırken, Katmandu Vadisi’nde yer alan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan tarihi yapılar da deprem felaketinden büyük hasar gördüler. Felaketten sonra dünyanın bir çok ülkesinden kamu kurumları ve devlet dışı kurumlar Nepal’in yardımına koştular. Türkiye’den de Nepal’e AFAD aracılığıyla 96 kişilik bir yardım ve kurtartma ekibinin yanı sıra çadır, su, gıda, çocukların ihtiyaçlarına yönelik malzemeleri içeren toplam 16 tonluk yardım malzemesi gönderildi.

2016_44. Çin’de menkul kıymetler borsası sarsıldı. Çin ekonomisindeki büyümenin hız kestiği bir dönemde menkul kıymetler borsasında oluşan balon Haziran ayında patladı. Bir ay içerisinde endeks toplam yüzde 40 oranında değer kaybetti. Şanghay ve Shenzhen borsalarında işlem gören hisse senetlerindeki toplam değer kaybın bu süre içerisinde 3,9 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Pekin yönetimi, borsadaki kan kaybını durdurmak için müdahale etti. Bazı hisse senetleri işleme kapatıldı, yeni halka arzlar durduruldu, devlet eliyle 19 milyar dolarlık bir fon oluşturularak aracı kurumların borsada alım yapmaları sağlandı ve bu şekilde düşüşün önüne geçilmesi amaçlandı. Bu önlemler borsada suların bir ölçüde durulmasını sağladıysa da ilerleyen dönemlerde borsada günlük bazda değer kayıpları devam etti. Ağustos ayı içerisinde ise ulusal para birimi yuan, Merkez Bankası’nın uygulamaları sonucu toplam yüzde 4,4 oranında değer kaybetti. Yetkililer yuan’da yaşanan bu değer kaybının kurun belirlenmesinde piyasa dinamiklerinin belirleyici olmasına yönelik alınan kararın bir sonucu olduğunu, büyük çaplı bir devalüasyon beklenmemesi gerektiğini bildirdiler.

2016_55. Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) Anlaşması imzalandı. Pasifik Okyanusu’nun her iki kıyısında yer alan ve küresel ekonominin GSYİH büyüklüğü olarak yaklaşık yüzde 40’ına tekabül eden 12 ülkeyi (ABD, Avustralya, Kanada, Japonya, Malezya, Meksika, Peru, Vietnam, Brunei, Şili, Yeni Zelanda, Singapur) kapsayan TPP Anlaşması yedi yıl süren müzakerelerden sonra Ekim ayında imzalandı. Bu anlaşma ile Asya-Pasifik’te ticaret engelleri azalacak, bu şekilde ticarete konu olan ürün ve hizmetlerin fiyatları düşecek, aynı zamanda çalışma koşulları ve çevre gibi konularda bir takım standartlar oluşturulacak. Ancak TPP’nin hayata geçirilebilmesi için öncelikle üye ülkelerin parlamentolarında onaylanması gerekiyor, bu da tabii ki kolay ve çabuk bir süreç olmayacak. Diğer yandan Çin’in bu anlaşmaya dahil olmaması da uygulamaya yönelik soru işaretlerinin ortaya çıkmasına yol açıyor.

2016_66. Myanmar’da seçimler. Kasım ayında Myanmar’da gerçekleştirilen parlamento seçimlerinde Aung San Suu Kyi’nin liderliğindeki Ulusal Demokrasi Birliği (NLD) oyların yüzde 80’ini alarak iktidar partisini koltuğundan etti. İktidarı kaybeden Dayanışma Birliği ve Kalkınma Partisi’nin (USDP) ve bu partinin arkasında olan generallerin sonucu kabullenmesi ve güç kullanarak sonucu göz ardı etme girişiminde bulunmaması Myanmar’da demokrasi açısından önemli bir gelişme oldu. Ancak demokrasinin gelişimi için bundan sonra ne gibi açılımların ve reformların hayata geçirileceği önem kazanacak. Seçimlerde Arakan Müslümanları dahil yüz binlerce kişiye oy kullanma hakkı verilmedi ve ülkede farklı etnik gruplar arasında çatışmalar devam ediyor. Diğer yandan parlamentodaki sandalyelerin yüzde 25’i halen seçimle gelmeyen ordu temsilcilerine ayrılıyor. 2015 seçimleri Myanmar demokrasisi için önemli bir adım oldu, ancak bundan sonar çok da deneyimli olmayan NLD’nin yapması gereken önemli işler olacak.

2016_77. Çin-Tayvan görüşmesi. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1949 yılından bu yana ilk kez Çin ve Tayvan liderleri bir araya gelerek el sıkıştılar. Aralık ayında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Tayvan Devlet Başkanı Ma Ying-jeou’yu Singapur’da bir araya getiren görüşme her ne kadar çok fazla bir içerik taşımasa da güçlü bir sembolizm taşıyor. Son yıllarda Çin ile Tayvan arasındaki ilişkilerde gözle görülür oranda bir iyileşme var ve bunda da güçlenene ekonomi ve ticaret bağları büyük rol oynuyor. Xi-Ma görüşmesi özellikle her iki ülkenin kamuoyları nezdinde söz konusu olumlu süreci perçinleyen bir etki yarattı. Tayvan’da Ocak 2016’da yapılacak seçimlerin sonucu bu sürecin ne yöne doğru evrileceği konusunda belirleyici olacak.

2016_88. ASEAN Topluluğu hayata geçirildi. Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü’nü (ASEAN) oluşturan on ülke, Kasım ayında Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da gerçekleştirdikleri zirvede ASEAN Topluluğu’nu kurma kararını aldılar ve bu kurum 31 Aralık 2015 tarihi itibariyle resmen hayata geçirilmiş oldu. ASEAN Topluluğu’nun Ekonomik Topluluk, Siyasi-Güvenlik Topluluğu ve Sosyo-Kültürel Topluluk olmak üzere üç temel üzerine inşa edilmesi öngörülüyor. ASEAN Topluluğu fikri söz konusu ülkeler arasında çok boyutlu entegrasyonun artırılması ve derinleştirilmesi için önem taşıyor, ancak bu fikrin ne kadar somut bir gerçekliğe dönüştürülebileceğini, bu yönde ne ölçüde adımlar atılabileceğini zaman gösterecek.

2016 yılının tüm dünyaya daha fazla barış, huzur ve refah getirmesi dileğiyle…

Hong Kong, 1997’den bu yana Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı bir özel idari bölge statüsüne sahip. Başka bir deyişle bu şehir devlet kendi kendisini yönetiyor, ama büyük ağabey’in kontrolü altında. Bununla birlikte Hong Kong, Çin’den birçok açıdan farklı bir yer. Bir kere tamamen açık bir ekonomiye sahip, hatta son yirmi yıldır dünyanın en serbest ekonomisi olarak ilk sırada yer alıyor. Facebook, Twitter, vs. kapalı değil. Ciddi bir sivil toplum faaliyeti var. Örneğin, Çin’de yasaklı olan Falun Gong (Falun Dafa) hareketi, Hong Kong’da benim de birçok yerde tanık olduğum şekilde serbestçe etkinlik gerçekleştirebiliyor.

Hong Kong'da geçtiğimiz yılın sonunlarında yapılan gösterilerden. Foto: AFP.

Hong Kong’da geçtiğimiz yılın sonunlarında yapılan gösterilerden. Foto: AFP.

Hong Kong’u Pekin’den icazet alan bir “chief executive” başkanlığındaki yerel hükümet yönetiyor, ama bunu yaparken de ülkenin anayasası olan “Basic Law”un çerçevesi içerisinde hareket ediyor. Bugünlerde Hong Kong’da tartışma konusu olan mesele ise Pekin’e ne kadar yakın olunması ile ilgili. 2013 yılı içerisinde Çin’in ülke üzerindeki etkisine karşı binlerce kişinin katıldığı protesto gösterileri düzenlendi Hong Kong’da.

Sıkıntıların temelinde seçim sistemi var. Hong Kong’da seçimler yapılıyor, ancak “Chief executive” halk tarafından değil, çoğu Pekin tarafından atanmış olan 1,200 kişilik bir komite tarafından seçiliyor. Bu durum vatandaşların kendilerini demokratik süreçlerden dışlanmış hissetmesine yol açıyor. Hong Kong’lular Çin sistemine doğru yönelmeyi değil, daha katılımcı bir demokrasiyi talep ediyorlar.

2017 yılında ülkede genel seçim yapılacak. Hong Kong’da bulunduğum süre içerisinde şehrin farklı yerlerinde vatandaşları nasıl bir seçim sistemi istedikleri konusunda görüşlerini bildirmeye teşvik eden afişler gördüm. Pekin’in mevcut sistemi katı bir şekilde dayatmak yerine bu seslere belirli bir derecede kulak vermekte fayda göreceğini düşünüyorum. Çin, Tayvan ve Hong Kong ile Makau’da “bir ülke, iki sistem” prensibini uyguluyor. Başka bir deyişle Hong Kong Çin’in bir parçası olmakla birlikte farklı bir sistemle idare edildiği kabul ediliyor. Hong Kong gibi Çin’den farklı bir ekonomik ve sosyal yapıya (ki bu yapı Çin’e de ekonomik ve ticari açıdan büyük fayda sağlıyor; Hong Kong sermayesi Çin’in kalkınmasında büyük rol oynadı ve oynamaya devam ediyor) sahip bir bölgenin sürdürülebilir bir şekilde idare edilebilmesini sağlamak için söz konusu prensibin samimi ve yapıcı bir şekilde uygulanması gerekiyor. Dolayısıyla, Hong Kong’lu vatandaşların düşüncelerinin 2017’ye giden süreçte önem kazanacağını söylemek mümkün.

2013, Türkiye için zorlu ve yorucu bir yıl oldu. Gezi olayları, operasyonlar, yolsuzluk soruşturmaları vs. derken içeride gündem hep yoğun, hep karmaşıktı. Buna bir de komşu coğrafyalardaki karışıklıklar ve trajediler eklenince 2013 Türkiye için bir türlü bitmek bilmeyen, sıkıntılı bir yıl oldu. 2014’ün daha aydınlık günler getireceğini ümit ediyor ve yılın bu son saatlerinde geride kalan on iki ay içerisinde Asya Pasifik bölgesinde gündemi belirleyen başlıca gelişmeleri kısaca hatırlatmak istiyorum.

2013-11.) Doğu Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Hatırlanacağı üzere 2012 yılın son aylarında Çin ve Japonya arasında bahsi geçen denizde yer alan adacıklar nedeniyle kriz çıkmış, her iki ülke de bu adalar (ve dolayısıyla adaların bulunduğu suların altında ulunan petrol ve doğal gaz yatakları) üzerinde hak iddia ederken, Pekin ile Tokyo arasındaki ilişkiler iyice gerilmişti. 2013 yılında bu gerilim devam ettiği gibi, Kasım ayında Çin’in Doğu Çin Denizi üzerinde bir “hava savunma tanımlama bölgesi” ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Çin tarafı bu bölge içerisinde seyreden tüm hava araçlarına kendilerini Çinli yetkililere tanıtma zorunluluğu getirmiş oldu. Ancak aynı bölgede Japon ve Güney Kore’nin de hava savunma tanımlama bölgelerinin olması ve bu üç bölgenin birbiriyle kesişmesi bir yandan sivil havacılık açısından komplike bir durumun oluşmasına, diğer yandan da ilişkilerin halihazırda gergin olduğu ve ülkelerin savunma harcamalarını hızla artırdıkları bir dönemde Kuzeydoğu Asya’da suların iyice ısınmasına yol açıyor.

2013-22.) Çin’de yeni bir dönem. 2012 yılının Kasım ayında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilen Xi Jinping, Mart 2013’te devlet başkanı olarak göreve başladı. Xi yönetimi ilk aylarında özellikle ekonomik reformlar konusunda önemli adımlar atmaya başladı. Kasım ayında gerçekleştirilen parti kongresinde ekonominin işleyişinde piyasa dinamiklerinin daha fazla ön plana çıkartılması, tek çocuk politikasının gevşetilmesi, bankacılık ve sosyal güvenlik sistemlerinde reformlar yapılmasına yönelik alınan kararlar olumlu karşılandı. Yıl içerisinde Çin’in yeni yönetimi yolsuzlukla mücadele konusunda da kararlı bir tutum içerisinde yer aldı.

2013-33.) Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler. Yılın son aylarında başkent Bangkok’un sokakları hükümeti hedef alan protestolara sahne oldu. Göstericiler, Başbakan Yingluck Shinawatra’yı 2006 yılında bir darbe ile görevden uzaklaştırılan, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2008 yılında ülkeyi terk ederek yurtdışına yerleşen ağabeyi eski Başbakan Thaksin Shinawatra’nın çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler ve istifasını istediler. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda can kayıpları yaşanırken yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Tayland’daki krize çözüm halen bulunamadı.

2013-44.) Doğal felaketler. Filipinler’i vuran, altı bin kişinin hayatını kaybetmesine, bir milyona yakın insansın ise evlerinden olmasına yol açan Haiyan Tayfunu, ülkede derin yaralar açtı. Dünya tarihinin en büyük dördüncü fırtınası olarak kayıtlara geçen Haiyan, zor bir dönemden geçmekte olan Filipinler ekonomisine ağır bir darbe oldu. Diğer yanda Endonezya’da çıkan yangınlar, geniş ölçekte ormanlık alanların kaybına yol açarken ortaya çıkan duman ve hava kirliliği, sadece Endonezya’yı değil rüzgarların etkisiyle ulaştığı Singapur ve Malezya’yı da olumsuz yönde etkiledi. Bangladeş’in başkenti Dakka ise doğal değil insan yapımı bir felakete sahne oldu. Tekstil atölyelerini içeren ve kaçak olduğu tespit edilen bir yapı çökünce enkaz altında kalan 1,100 kişi hayatını kaybetti.

2013-55.) Seçimler. Asya-Pasifik bölgesindeki bazı ülkeler için 2013 seçim yılıydı. Mayıs ayında Malezya’da yapılan seçimlerden iktidardaki Barisan Nasional koalisyonu bir önceki seçimlere göre oy kaybetmesine rağmen galip çıktı. Ülke genelinde seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla protestolar gerçekleştirildi. Kamboçya’da da benzer bir durum yaşandı ve seçimleri az bir farkla kazanan Kamboçya Halk Partisi’ne karşı muhalefet tarafından gösteriler düzenlendi. Pakistan’da Pakistan Müslümanlar Birliği’nin kazandığı seçimleri takiben Navaz Şerif başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu ve ülke tarihinde ilk kez sivil bir hükümet demokratik seçimler sonucu yerini başka bir sivil hükümete bırakmış oldu. Avustralya’da ise Tony Abbott liderliğindeki Liberal-Muhafazakar koalisyon seçimlerden galip çıkarak altı yıllık İşçi Partisi iktidarına son verdi.

2013-66.) Uzay yarışı. 14 Aralık’ta, aya en son insan ayağı değmesinden 41 yıl, aya en son başarılı bir şekilde uzay aracı indirilmesinden ise 37 yıl sonra, Çin Halk Cumhuriyeti uzay programı dahilinde bir insansız uzay aracın ay yüzeyine iniş yaptı. Hindistan ise Mars’a uzay aracı gönderen ilk Asya ülkesi oldu. 5 Kasım’da fırlatılan roketin taşıyacağı uzay aracı 300 gün sürecek bir yolculuktan sonra Eylül 2014’te Mars’ın yörüngesine girecek.

2013-77.) Olimpiyatlar. Tokyo, 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hak kazandı. İstanbul ile Madrid’in de aday olduğu süreçten galip çıkan Tokyo, 1964’ten sonra oyunlara ikinci kez ev sahipliği yapacak.

Tayvan?da 14 Ocak?ta gerçekleştirilen başkanlık seçimlerinden mevcut devlet başkanı ve Kuomintang (KMT) partisi lideri Ma Jing-jeou, oyların yüzde 51.6?sını kazanarak galip çıktı ve ikinci dönemine başladı. Rakibi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) lideri Tsai Ing-wen ise yüzde 45.6?da kaldı. Tayvan?da seçimler büyük ölçüde Çin Halk Cumhuriyeti ile olan ilişkilere yönelik bir referandum özelliğini taşır; bu sefer de bu kural değişmedi. Tayvanlılar, KMT?nin Çin politikası ile devam etmeyi tercih ettiler; ancak Ma?nın geçen seçimlerde almış olduğu yüzde 58?lik oyun bu seçimlerde düşmüş olması da Ma?ya ve KMT?ye seçmenin bir uyarısı niteliğini taşıdı. Şüphesiz ki Tayvan?daki seçimler, sadece bu ülkeyi değil, Tayvan konusundaki iki büyük paydaş olan Çin ve ABD?yi de yakından ilgilendiriyor. Bu nedenle seçim sonuçlarına Pekin, Washington ve Taipei?den ayrı ayrı bakmakta fayda var:

1.) Çin, KMT?yi destekliyordu ve istediğini aldı. Bilindiği üzere Çin yönetimi ?tek Çin? politikası doğrultusunda Tayvan?ı kendi bir eyaleti olarak görüyor ve ideal olarak Tayvan?ın anakara ile birleşmesini hedefliyor. Ancak Çin yönetimi mevcut şartlar altında bu hedefin bir fikir olarak kalmaya mahkum olduğunu, en azından kısa ve orta vadede Tayvan?ın Çin Halk Cumhuriyeti?ne katılmasının mümkün olmadığının farkında. Bunun tek sebebi Tayvan?ın fiili (de facto) bağımsızlığının ABD tarafından garanti altına alınmış olması değil, bir yandan da 1949?da Çin Halk Cumhuriyeti?nin kurulmasından beri ?Çin Cumhuriyeti? adı altında kendi yolunu izleyen ve gerek ekonomik, gerek siyasi gerekse sosyal açıdan bugün gelişmiş liberal demokrasilerin seviyesini yakalamış olan Tayvan?ı Çin sistemine entegre etmenin imkansız olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Dolayısıyla ortada bir yazılı anlaşma olmasa da Çin, Tayvan?a ?siz hukuki bağımsızlık istemeyin, biz de birleşme konusunda ısrar etmeyelim, bir yandan siyasi olarak kardeş kardeşe statükoyu devam ettirelim, bir yandan da beraber iş yapıp para kazanalım? diyor. Bu sebepten dolayı da 2005?ten beri KMT ile yakınlaşma içerisinde olan ve 2008?de Ma?nın ?birleşme yok, bağımsızlık yok, güç kullanımı yok? açıklaması ile de tam anlamıyla KMT?ye desteğini veren Pekin, Tayvan için hukuki (de jure) bağımsızlık isteyen ve dış ilişkilerde Çin?e özel bir yer vermeyi reddeden DPP?ye pek sıcak bakmıyor.

Çin?in Tayvan konusunda değişen tutumu, Çin yönetiminin retoriğinde de kendisini hissettiriyor. Çin kıyılarında Tayvan?a karşı konuşlandırılmış yaklaşık 2 bin füzeye sahip olan Çin yönetimi, bundan önce Tayvan?daki her seçimden önce ciddi tehditlerde bulunur ve Tayvan seçmenini kendi isteği doğrultusunda oy vermeye zorlardı. Bu sefer Pekin bunu yapmadı. Çin için Tayvan önemli bir ekonomik ortak. 2010 yılında iki ülke arasında 130 milyar dolarlık ticaret gerçekleşti ve aynı zamanda Tayvan, Çin?deki en büyük yabancı yatırımcılardan birisi durumunda. Ancak Tayvan, Çin açısından başka bir alanda daha büyük önem taşıyor (ya da taşıması gerekir). Tayvan, özellikle son 25 yıl içerisinde demokratikleşme sürecinde büyük mesafe kaydetti ve Çin kültürü ile demokrasinin nasıl başarılı bir şekilde harmanlanabileceğini gösterdi. Diğer yandan refah seviyesi giderek yükselen ve güçlü bir orta sınıfın ortaya çıktığı Çin için ise kısa vadede olmasa bile orta ve uzun vadede demokratikleşmeme diye bir seçenek yok, tek mesele bunun nasıl olacağı. Bu açıdan Çin yönetiminin yapabileceği en doğru hareket kendisine tamamen yabancı olan Batı?nın demokrasi modelleri yerine Tayvan?ın modelini örnek almak ve bu model temelinde Çin?in siyasi evrimine yön vermek olacaktır.

2.) ABD, 1979 yılından beri Tayvan?ın bağımsızlığının garantörü konumunda ve verdiği askeri destek ile adayı olası Çin tehdidinden koruyor. Ancak Çin ile Tayvan arasındaki ilişkilerin olumlu yönde geliştiği bir dönemde bu ABD için giderek gereksiz bir masraf haline geliyor. Dolayısıyla ABD yönetiminin istediği tek şey, Tayvan Körfezi?nde suların ısınmaması. Tayvan hukuki bağımsızlık için girişimlere başlarsa, ya da tam tersine Çin, Tayvan?ı kendisine bağlamak için saldırıda bulunursa ABD istemediği bir durum içerisinde bulacak kendisini. Bu nedenle Washington, statükonun sürdürülmesinden yana ve bunun için de KMT?yi destekliyor ve bunu da gizlemiyor.

3.) Tayvanlıların istediği ise bir yandan ekonomik refahım ve demokrasinin tadını çıkartmak, diğer yandan da Tayvan vatandaşları olarak uluslararası alanda hak ettikleri saygıyı görmek. Tayvanlılar, hukuki bağımsızlığın artık çok uzak bir ihtimal olduğunun farkındalar. Çin?in adayı zorla işgal etmesinin de olası olmadığı artık iyice ortaya çıkmış durumda. Bununla birlikte Tayvanlılar, ülkelerinin hala ABD ile Çin arasındaki büyük satranç oyununda bir piyon olarak görülmesinden rahatsızlar. Gelişmiş ülkeler arasında yerini alan Tayvan?ın halkı bir piyon olmaktan ziyade bu iki süper güç arasında bir arabulucu olabileceklerini, tüm dünyanın çıkarına olacak şekilde ABD ile Çin arasındaki yakınlaşma konusunda katalizör işlevi görebileceklerini düşünüyorlar ve hiç de haksız değiller. KMT ile DPP arasındaki oy farkının düşük olması, Tayvanlıların yarısının statükonun devam etmesine karşı olduğu anlamına gelmiyor. Adalıların çok azı artık hukuki bağımsızlık talebini sürdürüyor, çok azı 2000-2008 arasındaki DPP hükümeti sırasında Çin ile aralarındaki soğuk savaşa geri dönmeyi göze alıyor. DPP?nin yüzde 46?yı bulmuş olmasının sebebi, partinin Chen Shui-bian dönemindeki söylemini yumuşatmış olması ve Ma?nın ilk dönemindeki performansı ile ilgili ortaya çıkmış olan bazı memnuniyetsizlikler. Sonuç olarak seçmen, koltuğu yine Ma?ya verdi, ancak geçtiğimiz dönemdeki eksikliklerini gidermesi konusunda da uyarıda bulundu.

Tayvan artık ?Güney Çin Denizi?ndeki korunmaya muhtaç ada? değil. Ekonomik kalkınma ve demokratikleşme alanlarında önemli başarılara imza atmış bu ülke, bu alanlarda daha fazlasını yapabilir, Çin?de gerçekleştirilecek olan reformları teşvik edici bir unsur olabilir ve ABD ile Çin arasında bir arabulucu olarak dünya barışı ve küresel ekonomiye ciddi katkılarda bulunabilir. Kuomintang?ın bu potansiyeli ne ölçüde hayata geçirebileceğini ise zaman gösterecek.

Tayvan devlet başkanı Ma Jing-jeou seçmenlerle (Foto: Reuters)