"Şincan" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

HONG KONG-ECONOMY-PROPERTY

İpek Yolu tarih boyunca Doğu ile Batı arasında malların, insanların ve fikirlerin taşındığı bir ticaret ve etkileşim kanalı olmuştu. Yüzyıllar boyunca dünya ekonomisinin ana ekseni olarak faaliyet gösteren bu yol, sonraları daha güvenli alternatif hatların ortaya çıkması ve taşımacılıkta verimliliği artıran yeniliklerin gerçekleşmesiyle önemini yitirdi. Bugün ise Çin’in öncülüğünde İpek Yolu’nun yeniden ve 21. yüzyılın şart ve imkânlarına uygun şekilde canlandırılmasına yönelik bir projenin ortaya koyulduğunu görüyoruz. Son olarak geçtiğimiz haftalarda Urumçi’de gerçekleştirilen Çin-Avrasya Fuarı’nın da ana teması olan bu proje, Avrupa ile Asya arasında yeni bir ekonomik kuşak oluşturulmasını öngörüyor ve bu açıdan küresel ekonomi için önem arz ediyor. Bununla birlikte, proje Çin’in jeoekonomik ve jeopolitik hedefleri açısından anlam taşıyor.

Yeni İpek Yolu projesi, son bir yıldır Çin’in gündeminde öncelikli bir konu olarak yer alıyor. İpek Yolu’nun yeniden hayata geçirilmesi konusunu ilk olarak Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Eylül 2013’te Kazakistan’da yaptığı bir konuşmada dile getirdi; Xi’den birkaç hafta sonra da Başbakan Li Keqiang, Endonezya’da verdiği bir demeçte “Deniz İpek Yolu”nun gerekliliğine değindi. Mayıs 2014’ün başında ise Çin devlet haber ajansı Xinhua’nın yayınladığı bir haber dosyası ve haritayla projenin ana hatları belirlilik kazandı. Xinhua’nın haritasına göre Kara İpek Yolu, Çin’den başlayıp Orta Asya ve İran üzerinden Türkiye’ye geldikten sonra Avrupa’ya devam ediyor; Rotterdam’a kadar gidip güneye iniyor ve Venedik’te son buluyor. Deniz İpek Yolu ise Güney Çin Denizi’nden inip Kalküta’ya uğradıktan sonra Hint Okyanusu’nu kat ediyor, Kenya’ya uğrayıp Kızıl Deniz ve Akdeniz’i geçerek Venedik’te Kara İpek Yolu ile birleşiyor. Xinhua’nın haberinde Yeni İpek Yolu “Çin’e ve inşa edilecek yol üzerindeki tüm ülkelere yeni imkânlar ve yeni bir gelecek sağlayacak” bir ekonomik işbirliği alanı projesi olarak tanımlanıyor.

Çin’den Almanya’ya uzanan demiryolu

Projenin detayları henüz belli olmamakla birlikte, bahsi geçen kara ve deniz hatları üzerinde taşımacılık imkânlarının geliştirilmesi ve ticaretin artırılması şüphesiz ki küresel ekonomi açısından önemli bir etki yaratacak. Çin ile Avrupa arasındaki ticaret, halen deniz yolu ağırlıklı olarak yapılıyor. Çin’i Orta Asya üzerinden Avrupa’ya bağlayacak kara ve demir yollarının geliştirilmesi ise maliyetlerin düşürülmesi ve sürelerin kısalması anlamına geleceğinden önemli avantajlar sağlayacak. Çin’in Chongqing kentinden başlayarak Almanya’nın Duisburg kentinde sona eren ve Nisan 2014’te düzenli seferlere başlayan “Yuxinou” demiryolu hattı, bu bağlamda ilk adımı teşkil ediyor. 11 bin kilometrelik yolu 21 günde kat eden konteyner trenleri ile bu hat üzerinden bir konteynerin taşınmasının maliyeti 5 ila 8 bin dolar arasında değişiyor. Bu maliyet, deniz taşımacılığına göre daha pahalı; ancak Çin’den Avrupa’ya bir konteyner gemisinin ulaşmasının 40 günü bulduğu ve gemilerin Malakka Boğazı ve Aden Körfezi gibi riskli bölgelerden geçtiği ve dolayısıyla maliyete yüksek sigorta primlerinin eklendiği düşünüldüğünde demiryolu rasyonel bir alternatif sunuyor. Halen Yuxinou hattı üzerinden Çin’den Avrupa’ya elektronik ürünler, elektrikli aletler ve çelik ürünleri; Avrupa’dan Çin’e ise otomotiv parçaları, lüks tüketim ürünleri ve geri dönüştürülmüş malzemeler taşınıyor.

Küresel krizin etkileri nedeniyle dış pazarlarında talep daralması yaşayan ve bununla birlikte işgücü ve girdi maliyetleri yükseldiği için ihracatta rekabet avantajı zayıflayan Çin ekonomisi için Yuxinou hattının geliştirilmesi ve buna paralel hatların hayata geçirilmesi yeni bir ivme kazandıracak. Hükümetin kalkınmada önceliği, kalkınmayı ülkenin hâlihazırda gelişmiş olan doğu kıyı kesiminden iç kesimlere ve batıya kaydırıyor olması. Bu nedenle de bu bölgelerde üretilecek ürünlerin, doğudaki limanlara taşınıp uzun bir deniz yolculuğu yapmak zorunda kalmadan karadan doğrudan ve çok daha düşük maliyetle Orta Asya ve Avrupa’ya taşınması imkânı Çin için önemli. Deniz İpek Yolu ise mevcut deniz hatlarının geliştirilmesi, daha verimli ve daha güvenli bir şekilde işletilmesi amacını taşıyor.

Projenin stratejik boyutu

Jeoekonomik açıdan bakıldığında Yeni İpek Yolu projesi, kara ve deniz ayağıyla Çin’i Avrupa pazarlarına ve Avrupa’yı da Çin’e yaklaştıracak bir özelliğe sahip. Ancak Çin’in İpek Yolu anlayışı sadece taşımacılık hattı ile sınırlı değil. Çin, İpek Yolu üzerindeki ülkeler arasında işbirliği ve ortak yatırımların artırılmasıyla bu yolun bir ekonomik kuşak haline getirilmesini öngörüyor. Çin’in kendisini merkezine oturttuğu bu tablonun içerisine ülkenin dev pazarı ve yüksek performanslı üretim gücüyle birlikte Avrupa’nın sermayesi ve teknolojisi, Orta Asya’nın ise enerji kaynakları giriyor; dolayısıyla ilgili tüm taraflar için fayda sağlayabilecek bir vizyon ortaya çıkıyor. Jeopolitik açıdan bakıldığında ise Pekin hükümetinin Avrupa ile yakınlaşmanın yanı sıra, Şincan Uygur Özerk Bölgesi ve Orta Asya’ya yönelik güvenlik endişelerinin azaltılması, Ortadoğu’da ve Hint Okyanusu’nda daha etkili bir konuma gelinmesi gibi beklentileri olduğunu söylemek mümkün. Özetle, projenin Çin açısından ciddi bir stratejik boyutu var.

Projenin ne aşamada olduğuna bakıldığında, Yuxinou hattı ve Çin limanları ile Avrupa arasında mekik dokuyan konteyner gemileri dışında şu anda Yeni İpek Yolu’nun fiziksel bir gerçekliğinin olmadığı görülüyor. Proje halen fikir aşamasında ve Çin tarafı, Urumçi’de düzenlenen fuar gibi uluslararası platformlarda konuyu tartışmaya açıyor. Proje kapsamında giderek somut adımların atılması beklenebilir, ancak bu adımlar atıldıkça soru işaretleri ve çözüm bekleyen sorunlar da ortaya çıkacak. Örneğin; projenin uluslararası mevzuat açısından altyapısı nasıl oluşturulacak? Çin’i Avrupa’ya bağlayan bu projede uluslararası toplum tarafından giderek dışlanan Rusya’nın rolü ne olacak? Rusya’nın dışarıda kalması durumunda ekonomik açıdan büyük ölçüde bu ülkeye bağımlı olan Orta Asya ülkeleri projeye ne kadar sıcak bakacak? Deniz İpek Yolu hattı konusunda Güney Çin Denizi’ndeki anlaşmazlıklar nasıl çözülecek? Çin’in Hint Okyanusu’nda etkisini artırma girişimlerine Hindistan ve ABD nasıl tepki verecek? Proje somutlaştıkça, Çin hükümetinin bu sorular üzerinde de kafa yorması, tarafları ortak faydalar çerçevesinde bir araya getirmek için çaba sarf etmesi gerekecek.

Yeni İpek Yolu projesi, sadece Çin için değil küresel ekonomi için yeni açılımlar sağlayabilir. Ancak projenin fikir aşamasından somut gerçekliğe dönüşmesi birçok paydaşın elini taşın altına koymasını, farklı aktörlerin farklı çıkarları arasında tavizlerin verilmesi ve hassas dengeler kurulmasını gerektiren zorlu bir süreç olacak.

Urumçi Uluslararası Fuar ve Sergi Merkezi

Urumçi Uluslararası Fuar ve Sergi Merkezi

Çin Ticaret Bakanlığı bünyesindeki Çin-Avrupa Teknik ve Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün daveti üzerine Şincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de gerçekleştirilmekte olan 4. Çin-Avrasya Fuarı kapsamında düzenlenen “İpek Yolu Kuşağı’nı Beraber İnşa Etmek” başlıklı etkinlikte açılış konuşmalarından birisini yaptım. Öncelikle biraz fuardan bahsetmek istiyorum. 2011’den beri düzenlenen fuar, Çin’in Batı bölgesindeki yatırım potansiyeli ile uluslararası yatırımcıları, ekonomik parametreler üzerinden tanımlanan bir Avrasya kavramı çerçevesinde bir araya getiriyor. Bugüne kadar toplam 60 ülkenin katıldığı fuar, Urumçi’deki Uluslararası Fuar ve Sergi Merkezi’nde toplam 89 bin metrekarelik bir alan üzerinde gerçekleştiriliyor. Fuarın bu seneki onur konuğu Türkiye. China Daily gazetesinin fuar ile ilgili hazırladığı özel sayıda belirtildiği üzere fuarın “Çin ile Türkiye arasındaki ikili iletişim ve işbirliğini güçlendirmesi” hedefleniyor. Bu arada Fuar kapsamında birçok etkinlik de düzenleniyor. UNDP’nin gerçekleştirdiği “Çin’de Yeşil Kalkınma” başlıklı uluslararası forum, UNIDO’nun organize ettiği “İpek Yolu Ekonomik Kuşağı’nın Geliştirilmesi” konulu yuvarlak masa toplantısı ve benim katıldığım etkinlik bunlardan sadece bir kaçı.

“İpek Yolu Kuşağı’nı Beraber İnşa Etmek” etkinliğinin açılışı

“İpek Yolu Kuşağı’nı Beraber İnşa Etmek” etkinliğinin açılışı

Açılış konuşmalarından birisini yapığım “İpek Yolu Kuşağı’nı Beraber İnşa Etmek” etkinliği Şincan Üretim ve İnşaat Kolordusu (kurumun Çince’deki adı Xinjiang shengchan jianshe bingtuan, İngilizce’de ise Xinjiang Production and Construction Corps olarak geçiyor) tarafından düzenlenmiş. Bu ilginç bir yapıya sahip bir kurum; yarı ekonomik, yarı askeri bir özelliği var, ancak askeri işlevlerini giderek orduya devrettiği söylenebilir. 1954’ten beri faaliyette olan kurum, Şincan’da küçük ve orta ölçekli şehirler kurmuş ve bu şehirlerin ve ayrıca birçok çiftlik ve ekonomik tesisin idaresini gerçekleştiriyor.

“İpek Yolu Kuşağı’nı Beraber İnşa Etmek” etkinliğinin açılışını Şincan Üretim ve İnşaat Kolordusu’nun başkanı Liu Xinqi yaptı. Diğer açılış konuşmalarını ise Kırgızistan Ekonomi Bakanı Temir Sariyev, Çin Devlet Konseyi Kalkınma Araştırmaları Merkezi’nden Hu Yongzhi ve Çin Ticaret Bakanlığı’ Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Araştırmaları Enstitüsü’nden Liu Huaqin yaptı. Ben ise “İpek Yolu’nun Beraber İnşa Etmek: Avrupa ve Türkiye’den Şincan’da Yatırım Perspektifleri” başlıklı konuşmamda özetle şu konulara değindim:

  • İpek Yolu tarih boyunca sadece Avrupa ile Çin arasında malların taşındığı bir yolun ötesinde kültürel bir iletişim hattı, uygarlıkları ve halkları birbiriyle yaklaştıran, birbirlerini tanımalarını sağlayan bir araç oldu ve Avrasya kavramının oluşmasını sağladı.
  • Yeni İpek Yolu da sadece bir taşımacılık hattı değil, Avrupa’dan Çin’e kadar bütün yol boyunca ortak yatırımlar yapılarak ekonomik yapıların ve işbirliklerinin güçlendirildiği bir ekonomik kuşak olmalı. Şincan Uygur Özerk Bölgesi de gerek ekonomik gerekse coğrafi olarak bu hat üzerinde anahtar bir konuma sahip.
  • Avrupa ülkeleri Yeni İpek Yolu dendiğinde şu an için özellikle Chongqing ve Wuhan’dan başlayıp Şincan üzerinden Avrupa’ya ulaşan demiryolu hatlarına ağırlık veriyorlar. Bu demiryolu hatları çok önemli ama esas olarak hatların daha büyük bir ekonomik yapıyı tamamlayıcı olması, Avrupa’dan Şincan’a gelecek yatırımlarla bu yapının güçlendirilmesi önemli.
  • Alman firması Volkswagen’in 2013 yılında Urumçi’de kurduğu otomotiv fabrikası gerek söz konusu firma için, gerekse bölgenin ekonomik kalkınması açısından fayda sağlıyor. Firma bu fabrika sayesinde Çin pazarındaki konumu güçlendiriyor ve Çin’in batısına yönelik teşviklerden ve bu bölgenin kalkınma sürecinden fayda sağlıyor. Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ne ise fabrika sayesinde artan istihdam, insan kaynağı gelişimi, teknoloji kapasitesi, ihracat kapasitesi ve vergi geliri geliyor. Volkswagen yetkililerinin yaptıkları açıklamalarda üretim tesislerinde her etnik kökenden çalışanlara yer verildiğine ve Şincan’daki sosyal gelişime katkıda bulunduklarına vurgu yapmaları önemli ve dikkat edilmesi gereken bir nokta.
  • Türkiye, Şincan’da daha fazla yatırım yapabilir. Türkiye’nin artan bir dış yatırım kapasitesi var. Türk firmaları yirmi yıldan fazla bir süredir Orta Asya pazarlarında kazandıkları tecrübeleri Şincan’a taşıyabilirler. Bundan da önemlisi Türkiye’nin bölge ile olan kültürel yakınlığı ve Uygur toplumu nedeniyle sahip olduğu ortak bağları önemli bir avantaj. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün geçtiğimiz yıllardaki bir Urumçi ziyaretinde ifade ettiği gibi Uygurların, Türkiye ile Çin arasında bir dostluk köprüsü oluşturmaları, ekonomik açıdan da anlam taşıyor.
  • Türkiye’nin Şincan ile ekonomik ilişkileri açından halihazırda aktif olan oluşum büyük önem taşıyor. Birincisi Urumçi’deki Türkiye Ticaret Merkezi. Burada yaklaşık 6 bin metrekarelik bir alan üzerinde yüzün üzerinde firma 300 kadar Türk markasının satışını yapıyor. İkinci olarak ise Urumçi’ye 40 km uzaklıktaki Çin-Türk Sanayi İşbirliği Bölgesi, Türk firmalarına uygun şartlarda yatırım imkanı sunuyor.

“İpek Yolu Kuşağı’nı Beraber İnşa Etmek” etkinliğinin devamında Şincan’da yer alan Kaşgar, Horgos, Shihezi, Alaer, Wujiaqu kentlerinin yatırım yetkilileri sunumlar yaparak bölgelerini tanıttılar. Kazakistan ve Rusya’dan temsilcilerin sunumlarından sonra firmalar arası ikili görüşmeler gerçekleştirilerek somut yatırım projeleri masaya yatırıldı.

Şincan Uygur Özerk Bölgesi ne yazık ki karşımıza hep olumsuzluklarla geliyor, gelişmeler genellikle bunu gerektiriyor. Ancak bölgenin ekonomik yapısını anlamak çok önemli, hem Uygur meselesini ekonomik bağlamı içerisinde oturtabilmek, hem de Türk-Çin ilişkileri açısından Şincan’ın rolünün tam anlamıyla değerlendirebilmek için.

Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları

Yayınlanan yeni bir makalem ile ilgili bilgi vermek istiyorum (biraz reklam yapmış oluyorum ama neyse artık). Türkçe ve İngilizce makaleler içeren Orta Asya ve Kafkasya Araştırmaları (Journal of Central Asian & Caucasian Studies) dergisinin son sayısında (vol.6, no.11) yer alan “The Role of Xinjiang Uyghur Autonomous Region in the Economic Security of China” başlıklı makalenin kısa özetini Türkçe olarak aşağıda bulabilirsiniz. Söz konusu derginin web sitesi ise burada.

Son yıllarda Sincan Uygur Özerk Bölgesi ile bağlantılı gelişmelere olan ilgi artmaktaysa da, konuyla ilgili tartışmaların büyük ölçüde etnik boyut üzerinden gerçekleştirildiği görülmektedir. Etnik boyutun ekonomik bağlam içerisinde ele alınması gerektiğini savunan bu makalede, Çin hükümetinin Sincan?ın ekonomik kalkınmasına neden yüksek seviyede yatırım yaptığı sorusu sorulmakta ve Pekin hükümetinin amacının daha fazla maddi refah sağlamak suretiyle Uygur Türkleri?nin işbirliğini temin etmek ve siyasi özgürlüklere yönelik taleplerini bastırmak olduğu şeklindeki genel görüşe bir alternatif getirilmektedir. Temel argümanın ?ekonomik güvenlik? kavramı etrafında şekillendirildiği makalede, Sincan?ın Çin?in ekonomik güvenliğine ne ölçüde katkıda bulunduğu incelenmekte, bölge Çin?in diğer eyaletleri ile karşılaştırılmakta ve Sincan?ın ulusal gelirden aldığı pay açısından Çin?in diğer bölgelerine nazaran gerilerde olmasına rağmen ülkenin ekonomik büyümesinde büyük bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak makalede Pekin hükümetinin Sincan?da istikrar istemesinin sadece siyasi sebeplerden dolayı olmadığı, sorunsuz bir Sincan?ın esas olarak Çin?in ekonomik güvenliği açısından önem taşıyan bir koşul olduğu ileri sürülmektedir.