"Tayland" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

resim.aspGeride bıraktığımız 2015 yılı, Asya ekonomilerinin genelinde büyümenin hız kestiği, ancak bununla birlikte yapısal reform ve yeniden yapılandırma çabalarının sürdüğü, ortaya yeni tehdit ve fırsatların çıktığı, çok taraflı platformlarda büyük çaplı entegrasyon projeleri üzerinden somut adımların atıldığı bir yıl oldu. Çin ekonomisi bölgenin itici gücü olmaya devam etmesine rağmen giderek tehlike sinyalleri vermeye başladı. Asya’nın başarı hikayesi olarak gözler daha çok Hindistan’a çevrilmeye başladı. Japonya ise büyümesini sürdürülebilir bir zemine oturtmasını bekleyenleri yine hayal kırıklığına uğrattı. Japonya haricinde kalkınmakta olan Asya 2014 yılında ortalama yüzde 6,2’lik bir büyüme sergilemişti. Asya Kalkınma Bankası’nın (ADB) projeksiyonlarına göre bu oranın 2015 için yüzde 5,8’e inmesi öngörülüyor.

Çin, ihracata ve ağır sanayi ile altyapı yatırımlarına dayalı bir büyüme modelinden iç tüketime, yüksek katma değerli, teknoloji içerikli üretime ağırlık veren bir modele doğru yapısal bir değişim geçiriyor, bunu yaparken de ekonomide devlet müdahalesinden ziyade piyasa dinamiklerini etkin kılmayı hedefliyor. Bu süreç içerisinde beklendiği gibi büyümenin hızı da düşüyor. Son olarak açıklanan rakamlara göre 2015’in üçüncü çeyreğinde Çin ekonomisi yıllık bazda yüzde 6,8 oranında büyüdü. Bu rakam Çin’in yaklaşık otuz yıl boyunca sürdürdüğü çit haneli rakamlardan uzak olsa da Çin halen Asya ortalamasının üzerinde büyüyor.

Çin’de değişimin sıkıntıları

Çin ile ilgili esas soru, büyüme hızının hangi seviyeye kadar düştüğü ya da düşeceği değil, ekonomik reformların ve liberalizasyon sürecinin ne ölçüde başarıyla sürdürülebildiği şeklinde ortaya çıkıyor. Bu anlamda 2015 yılı Çin açısından çok parlak geçmedi. Şanghay Borsası’nın Haziran ayı ortasından itibaren günlük bazda büyük ölçekli değer kayıpları yaşaması, bu çöküşün ekonominin bütününe yayılacağı ve Çin’in büyümesinde sert bir inişe yol açacağı yönünde endişelere yol açtığı gibi, Pekin yönetiminin borsadaki çöküşü keskin bir devlet müdahalesiyle önlemeye çalışması, bu çerçevede bazı hisse senetlerinin işleme kapatılarak, yeni halka arzların durdurulması ve kamunun sağladığı finansmanla piyasada büyük ölçekli hisse alımları yapılarak bir denge sağlanmaya çalışılması, Çin’in gerçek anlamda bir piyasa ekonomisine geçiş çabaları konusunda derin soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Borsadaki gelişmelerin ardından Merkez Bankası’nın devalüasyona gitmesi ise Çin’in zayıflayan ihracatına tekrar ivme kazandırmak için başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirildi. Tüm bu gelişmelerin üzerine Eylül ayında açıklanan Çin ekonomisinin yumuşak karnı kamu iktisadi teşekküllerine yönelik reform paketinin de sadece yüzeysel değişiklikler içermesi ve bu alandaki sorunları temeline inememesi, Çin’in yapısal dönüşümü ile ilgili yeni bir hayal kırkılığı oldu.

Çin, 2016 yılıyla birlikte 13. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı uygulamaya başlayacak. Planın metni henüz açıklanmadıysa da Çin’in yapısal dönüşümünü ön plana çıkartan, bu anlamda hedefleri ortaya koyan bir metin olduğu biliniyor. Ancak 2015 yılı sorunun teoride değil pratikte olduğunu gösterdi. 2016 ile başlayacak yeni dönemde Çin hükümetinin uygulamada daha etkin olması gerekiyor.

Yeni başarı hikayesi Hindistan

Asya’nın yeni başarı hikâyesi olarak ise Hindistan ön plana çıkıyor. 2015 yılının üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 7,4’lük bir büyüme sergileyen Hindistan, Asya’nın büyük ekonomileri arasında 2015’te bir önceki yıla göre büyüme oranını artırması öngörülen tek ülke olduğu gibi büyüme hızı açısından Çin’i geçmiş olası da dikkat çekiyor. Hindistan ekonomisi büyük ölçüde gelişmiş bir hizmet sektörüne ve yüz milyonlarca insanın geçimini sağlayan devasa ancak iklim koşullarından etkilenen bir tarım sektörüne sahip. 2014 yılındaki seçimlerle iş başına gelen Narendra Modi hükümeti, bu yapı içerisinde eksik olan imalat sektörünü de geliştirmek için girişimlerde bulunmuş, ülkenin artan nüfusunun sağladığı esnek işgücü ve düşük maliyet avantajından sağlanarak bu sektörü geliştirmeyi hedeflemişti. Bu alanda 2015’in Hindistan için başarılı bir yıl olduğu görülüyor. Yılın üçüncü çeyreğinde imalat sektörünün yüzde 9,3 büyüyerek genel ekonomik büyümenin itici gücü olması bu duruma işaret ediyor. Bu olumlu gidişatın sürdürülebilmesi için Modi’nin iş ortamında iyileştirmeler yapmaya devam etmesi, bürokrasiyi azaltması ve bu şekilde yabancı sermayeyi ülkeye daha fazla çekmesi gerekiyor.

Japonya’dan 2015 yılı boyunca gelen ekonomik haberler pek de olumlu olmadı. Yılın ikinci çeyreğinde yüzde 0,5 oranında küçülen Japon ekonomisinin üçüncü çeyrekte ise yüzde 0,8 oranına küçüldüğü açıklandıysa da bu rakam daha sonra hükümet tarafından yüzde 1’lik bir artış şeklinde revize edildi. 2012 yılı sonunda göreve gelen Shinzo Abe hükümeti, genişlemeci bir para politikasıyla piyasa likidite sağlayıp bir yandan deflasyondan mustarip ekonomiyi ılımlı, yaklaşık yüzde 2’lik bir enflasyon seviyesine çekmeyi, yen’in değerini düşürerek ihracatta güç kazanmayı, mali teşvik paketleriyle ekonomiye yeni bir dinamizm kazandırmayı ve son olarak da yapısal reformlarla Japon ekonomisini daha üretken ve daha canlı bir hale getirerek sürdürülebilir bir büyüme trendine ulaşmayı amaçladı. 2015 yılının sonu itibariyle Japonya hâlâ bu hedeflerden uzak durumda. Ekim 2015 verilerine göre enflasyon ancak yüzde 0,3 seviyesinde. Enflasyon artırılamayınca şirket kârları artmıyor, bu da yeni yatırımların ve istihdam artışının önünü kesiyor. Üretkenlik seviyesindeki düşüklük ve genel olarak küresel ekonomideki talep daralması, yen’in değerindeki düşüşün ihracata olumlu bir etki sağlamasını engelliyor. Tüm bunların üzerine yapısal reformlarda da gerekli ivme oluşamayınca, Japon ekonomisinin 2015 yılında olduğu gibi büyük ölçüde yerinde saydığını görüyoruz. Çin ekonomisindeki yavaşlamanın da Japonya’dan ithal edilen ürünlere talebin ciddi bir şekilde azalmasına yol açtığını ve bunun da Japon üreticileri üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğunu da eklemek gerekiyor.

Tayland ve Vietnam çıkışta

ADB’nin hesaplamalarına göre Asya’da 2015 yılını Hindistan ile birlikte sadece Tayland ve Vietnam büyümelerine bir önceki yıla göre hız kazandırarak kapattılar. Tayland’da 2014 yılında gerçekleşen askeri darbenin sonrasında 2015’te istikrarın nispeten de olsa yeniden tesis edilmesi ve buna paralel olarak kamu yatırım harcamalarına büyük kaynak ayrılması büyümenin hız kazanmasında önemli bir etken oldu. Vietnam’da ise 2015 yılında ekonomideki liberalleşme girişimlerinin ve Batı piyasalarıyla yakınlaşmanın arttığı gözlemlendi.

Son olarak 2015 yılının çok taraflı ekonomik platformlarda aktivizmin arttığı bir yıl olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD’nin öncülüğünü yaptığı, Pasifik Okyanusu’nun iki tarafını bir araya getiren ve Çin’i içermese de küresel ekonomini yüzde 40’ına karşılık gelen Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ticaret anlaşması Ekim ayında 12 üye ülke tarafından imzalandı. Anlaşmanın işlerlik kazanması için üye ülkelerin parlamentoları tarafından onaylanması gerekiyor, ancak bu anlaşmanın sonunda imzalanmış olması bile Asya ekonomileri ve küresel ekonominin bütünü için önemli bir adım. Diğer yandan Çin’in öncülüğündeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) projesi de Haziran 2015’te imzalanan anlaşmayla hayata geçirildi. 2016 yılında bir yandan Asya ekonomilerinin büyümelerine istikrar kazandırma çabalarını ve bu çabaların ne kadar etkin bir şekilde sürdürülebileceğini, diğer yandan da TPP ve AIIB gibi oluşumların kuruluş süreçlerini ne ölçüde tamamlayıp Asya ekonomilerine kadar katma değer sağlayabileceklerini gözlemleyeceğiz.

s100Küresel ekonomi, 2008-2009 döneminde yaşanan krizden sonra yaralarını sarmaya başladı. Toparlanma süreci dünyanın her yerinde aynı performansla devam etmese de genel olarak bir büyüme sürecine girildiğini söylemek mümkün. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hesaplamalarına göre, dünyanın toplam GSYH’si 2014 yılında yüzde 3,3’lük bir artış sergiledi. Bu büyümenin esas olarak Asya’dan (Japonya hariç) kaynaklandığı, ancak aynı zamanda ABD ile Avrupa Birliği’ndeki (AB) gidişatın iyi olmasından da olumlu yönde etkilendiği söylenebilir. Geride bıraktığımız yılda, kalkınmakta olan Asya yüzde 6,5’lik bir büyüme performansı kaydetti. Japonya, yüzde 0,9’da kalırken ABD’nin yüzde 2,2’lik büyümesi ve AB’nin negatif oranlardan çıkarak yüzde 0,8 gibi düşük bir düzeyde bile olsa büyüme sağlaması küresel ekonomi açısından olumlu etki yarattı.

Bu olumlu tabloya rağmen Asya ülkelerinin ekonomik anlamda hassas bir süreçten geçtiklerini belirtmek gerekiyor. Her ne kadar küresel ekonominin ibresi tekrar yukarı doğru işaret etmeye başlamışsa da dünya genelinde var olan talep darlığı ve artan jeopolitik riskler, Asya ekonomileri açısından kırılganlıkları beraberinde getiriyor. Bu çerçevede nominal büyüme oranları ne seviyede olursa olsun, Asya ülkelerinin bir taraftan olumsuz dışsal etkilere ve kendi iç piyasalarındaki talep yetersizliğine karşı teşvik paketleri ve parasal genişleme yoluyla ekonomiyi canlı tutmaya çalıştıkları, diğer taraftan da yapısal reformlar yoluyla ekonomilerini küresel ekonominin değişen şartlarına daha uygun ve daha dayanıklı hâle getirmeyi amaçladıkları gözlemleniyor. 2014 yılı, Asya ülkelerinin bu bağlamda girişimlerde bulundukları, kimilerinin daha başarılı olurken kimilerinin hayal kırıklıkları yaşadığı bir dönem oldu.

Çin’de yola devam; Japonya’da tehlike sinyalleri

Asya’nın en büyük, dünyanın ise şimdilik ikinci büyük ekonomisi Çin, bugüne kadar hızlı ekonomik büyümesine zemin sağlayan düşük maliyetli üretime dayalı ihracat, yüksek oranda altyapı ve ağır sanayi yatırımlarından, iç piyasada daha fazla tüketime ve katma değeri yüksek yatırımlara yönelik bir modele doğru dönüşüm sürecinde. Bu süreçle birlikte büyüme de doğal olarak hız kesiyor. IMF’ye göre 2014 yılında Çin ekonomisi yüzde 7,4 oranında büyüdü. Çin’in hız kesmesi tüm dünyayı endişeye sürüklese de esas olarak büyüme rakamlarındaki ondalık değişimlerine değil, Çin’in söz konusu dönüşüm sürecini ne ölçüde başarıyla gerçekleştirdiğine bakmak gerekiyor.

Rakamsal anlamda büyümesini belirli bir seviyede tutmuş bir Çin’in ötesinde, yapısal reformlarını gerçekleştirerek bu büyümeyi sürdürülebilir bir zemine oturtmuş bir Çin, gerek Çin halkı gerekse küresel ekonomi açısından daha hayati bir önem taşıyor. 2014 yılında bu doğrultuda reformların yapıldığı görüldü; ancak bunun gereken hızda gerçekleştiğini söylemek mümkün değil. Pekin, bu süreç içerisinde ekonomiyi desteklemek ve büyüme hızında oluşabilecek daha keskin bir düşüşü engellemek amacıyla teşvik paketleri oluşturuyor; bu kapsamda altyapı yatırımlarını artırıyor, küçük ve orta ölçekli işletmelere destek sağlıyor ve bireylerin daha fazla harcama yapmasını teşvik etmek için sosyal güvenlik sisteminde iyileştirmeler yapıyor. 2014 yılında Çin için en olumlu gelişme yılın ikinci yarısında ihracatın bir durgunluk sürecinden sonra yeniden ivme kazanması oldu. Ancak bunda ABD ekonomisindeki toparlanmanın önemli bir katkısının olduğunu da unutmamak gerekir.

Asya’nın büyük ekonomileri arasında en ciddi tehlike sinyallerini Japonya veriyor. Japonya’nın 2014’ün ilk çeyreğinde yüzde 5,9’luk bir büyüme oranı yakalanmış olması yanıltıcı bir görüntüydü. 1 Nisan itibariyle katma değer vergisinin yüzde 5’ten yüzde 8’e çıkartılması, Japon ekonomisinde beklenenin ötesinde olumsuz bir etkiye yol açtı. Vergi artışı nedeniyle şirketler yatırımlarını, tüketiciler de alımlarını ilk çeyrekte yaptılar ve bu durumun etkisi ikinci çeyreğe yüzde 7,1’lik bir küçülme olarak yansıdı. Üçüncü çeyrekteki yüzde 0,5’lik daralma da Shinzo Abe hükümetinin ekonomi politikalarına güvenin zedelendiğini gösteriyor. Abe için yılın belki de tek iyi haberi, Aralık’taki ara seçimlerden istediği sonuçları alması ve önümüzdeki yıllar için koltuğunu garantilemesi oldu. Bununla birlikte dünya genelinde petrol fiyatlarının düşüşte olması, bu alanda ithalata bağımlı olan Japonya için olumlu bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Japonya için durgunluktan kalıcı olarak kurtulmanın tek yolu yapısal reformları eksiksiz olarak gerçekleştirmek; bunun için de siyasi istikrara ihtiyaç var.

Hindistan’da 2014 seçim yılıydı. Hint ekonomisi de Doğu Asya ülkelerine benzer bir yapısal dönüşüm sürecinden geçiyor. Hedef ise ülkenin mevcut gelişmiş hizmet sektörüne ve geniş kitlelere geçim sağlayan tarım sektörüne ek olarak imalat sektörünü de geliştirmek; bu sayede de özellikle şehirlerde yaşayan genç kitlelere istihdam sağlamak ve büyümeyi sürdürülebilir hâle getirmek. Seçimlerden Narendra Modi’nin galip çıkması ekonomide olumlu bir atmosfer yaratsa da ve 2014’de yüzde 5,6 gibi güçlü bir büyüme oranı beklenmekteyse de Hindistan için dönüşüm kolay olmayacak. Piyasa dinamiklerinin güçlendirilmesi, bürokratik engellerin azaltılması ve bütçe üzerine büyük yük getiren popülist amaçlı sübvansiyonların azaltılması yeni hükümetinin karşı karşıya olduğu görevlerin başında yer alıyor.

Asya kaplanları istikrarlı

Güney Kore ile Tayvan, 2014’te Doğu Asya için mütevazı sayılacak bir oranda, yüzde 3,5 civarında büyüme gerçekleştirdi. Güney Kore’de ihracat gücünü koruyor, ancak ülkenin iç tüketime ve daha yüksek katma değere yönelecek şekilde bir yapılanmaya girmesi gerekiyor. Tayvan için ise elektronik ürünler gibi küresel anlamda pay sahibi olduğu piyasalarda kan kaybetmesi ciddi bir sorun teşkil ediyor.

ASEAN-5 (Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler ve Vietnam) için öngörülerde bulunan IMF, bu bölge için 2014 yılında yüzde 4,7’lik bir büyümeye işaret etti. Petrol ve genel olarak emtia fiyatlarındaki düşüşler, ASEAN içerisindeki üretici konumundaki ülkeler için olumlu bir durum teşkil etmiyor. Ancak genel olarak bu ülkelerdeki reform süreçlerine yaygın bir güven oluşmuş durumda ve bu da büyüme oranlarını yüksek seviyede tutuyor. Bu noktada belki de Tayland’ı ayrı tutmak gerekir; 2014 yılında ciddi siyasi krizler ve bir askerî darbe yaşayan bu ülkenin, 2014’te sadece yüzde 1’lik bir büyüme sağladığı görülüyor. Ancak bu rakam bile Avrupa’nın büyümesinin üzerinde.

Asya ülkeleri, 2014’te Japonya istisnası dışında dünya ortalamasının üzerinde büyüme sergilediler ve 2015’te de büyümeye devam edecekler. Bu büyümenin sürdürülebilirliği için gereken yapısal reformları yavaş da olsa gerçekleştiriyorlar. Ancak sürdürülebilirliğe katkı sağlayabilecek diğer bir unsur olan bölgesel ekonomik entegrasyon konusunda mesafe kat edilemiyor. Kasım ayında toplanan Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi de çok taraflı bölgesel entegrasyon yerine ikili meselelerin konuşulduğu bir zemin olmanın ötesine gidemedi. 2015’te Asya’da büyüme devam edecek; yapısal reformlar ne kadar etkili bir şekilde hayata geçirilir ve bölgesel ekonomik entegrasyon konusunda da ne kadar çok adım atılırsa bu büyüme uzun vadede o ölçüde sürdürülebilir olacak.

2013, Türkiye için zorlu ve yorucu bir yıl oldu. Gezi olayları, operasyonlar, yolsuzluk soruşturmaları vs. derken içeride gündem hep yoğun, hep karmaşıktı. Buna bir de komşu coğrafyalardaki karışıklıklar ve trajediler eklenince 2013 Türkiye için bir türlü bitmek bilmeyen, sıkıntılı bir yıl oldu. 2014’ün daha aydınlık günler getireceğini ümit ediyor ve yılın bu son saatlerinde geride kalan on iki ay içerisinde Asya Pasifik bölgesinde gündemi belirleyen başlıca gelişmeleri kısaca hatırlatmak istiyorum.

2013-11.) Doğu Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Hatırlanacağı üzere 2012 yılın son aylarında Çin ve Japonya arasında bahsi geçen denizde yer alan adacıklar nedeniyle kriz çıkmış, her iki ülke de bu adalar (ve dolayısıyla adaların bulunduğu suların altında ulunan petrol ve doğal gaz yatakları) üzerinde hak iddia ederken, Pekin ile Tokyo arasındaki ilişkiler iyice gerilmişti. 2013 yılında bu gerilim devam ettiği gibi, Kasım ayında Çin’in Doğu Çin Denizi üzerinde bir “hava savunma tanımlama bölgesi” ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Çin tarafı bu bölge içerisinde seyreden tüm hava araçlarına kendilerini Çinli yetkililere tanıtma zorunluluğu getirmiş oldu. Ancak aynı bölgede Japon ve Güney Kore’nin de hava savunma tanımlama bölgelerinin olması ve bu üç bölgenin birbiriyle kesişmesi bir yandan sivil havacılık açısından komplike bir durumun oluşmasına, diğer yandan da ilişkilerin halihazırda gergin olduğu ve ülkelerin savunma harcamalarını hızla artırdıkları bir dönemde Kuzeydoğu Asya’da suların iyice ısınmasına yol açıyor.

2013-22.) Çin’de yeni bir dönem. 2012 yılının Kasım ayında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilen Xi Jinping, Mart 2013’te devlet başkanı olarak göreve başladı. Xi yönetimi ilk aylarında özellikle ekonomik reformlar konusunda önemli adımlar atmaya başladı. Kasım ayında gerçekleştirilen parti kongresinde ekonominin işleyişinde piyasa dinamiklerinin daha fazla ön plana çıkartılması, tek çocuk politikasının gevşetilmesi, bankacılık ve sosyal güvenlik sistemlerinde reformlar yapılmasına yönelik alınan kararlar olumlu karşılandı. Yıl içerisinde Çin’in yeni yönetimi yolsuzlukla mücadele konusunda da kararlı bir tutum içerisinde yer aldı.

2013-33.) Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler. Yılın son aylarında başkent Bangkok’un sokakları hükümeti hedef alan protestolara sahne oldu. Göstericiler, Başbakan Yingluck Shinawatra’yı 2006 yılında bir darbe ile görevden uzaklaştırılan, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2008 yılında ülkeyi terk ederek yurtdışına yerleşen ağabeyi eski Başbakan Thaksin Shinawatra’nın çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler ve istifasını istediler. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda can kayıpları yaşanırken yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Tayland’daki krize çözüm halen bulunamadı.

2013-44.) Doğal felaketler. Filipinler’i vuran, altı bin kişinin hayatını kaybetmesine, bir milyona yakın insansın ise evlerinden olmasına yol açan Haiyan Tayfunu, ülkede derin yaralar açtı. Dünya tarihinin en büyük dördüncü fırtınası olarak kayıtlara geçen Haiyan, zor bir dönemden geçmekte olan Filipinler ekonomisine ağır bir darbe oldu. Diğer yanda Endonezya’da çıkan yangınlar, geniş ölçekte ormanlık alanların kaybına yol açarken ortaya çıkan duman ve hava kirliliği, sadece Endonezya’yı değil rüzgarların etkisiyle ulaştığı Singapur ve Malezya’yı da olumsuz yönde etkiledi. Bangladeş’in başkenti Dakka ise doğal değil insan yapımı bir felakete sahne oldu. Tekstil atölyelerini içeren ve kaçak olduğu tespit edilen bir yapı çökünce enkaz altında kalan 1,100 kişi hayatını kaybetti.

2013-55.) Seçimler. Asya-Pasifik bölgesindeki bazı ülkeler için 2013 seçim yılıydı. Mayıs ayında Malezya’da yapılan seçimlerden iktidardaki Barisan Nasional koalisyonu bir önceki seçimlere göre oy kaybetmesine rağmen galip çıktı. Ülke genelinde seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla protestolar gerçekleştirildi. Kamboçya’da da benzer bir durum yaşandı ve seçimleri az bir farkla kazanan Kamboçya Halk Partisi’ne karşı muhalefet tarafından gösteriler düzenlendi. Pakistan’da Pakistan Müslümanlar Birliği’nin kazandığı seçimleri takiben Navaz Şerif başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu ve ülke tarihinde ilk kez sivil bir hükümet demokratik seçimler sonucu yerini başka bir sivil hükümete bırakmış oldu. Avustralya’da ise Tony Abbott liderliğindeki Liberal-Muhafazakar koalisyon seçimlerden galip çıkarak altı yıllık İşçi Partisi iktidarına son verdi.

2013-66.) Uzay yarışı. 14 Aralık’ta, aya en son insan ayağı değmesinden 41 yıl, aya en son başarılı bir şekilde uzay aracı indirilmesinden ise 37 yıl sonra, Çin Halk Cumhuriyeti uzay programı dahilinde bir insansız uzay aracın ay yüzeyine iniş yaptı. Hindistan ise Mars’a uzay aracı gönderen ilk Asya ülkesi oldu. 5 Kasım’da fırlatılan roketin taşıyacağı uzay aracı 300 gün sürecek bir yolculuktan sonra Eylül 2014’te Mars’ın yörüngesine girecek.

2013-77.) Olimpiyatlar. Tokyo, 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hak kazandı. İstanbul ile Madrid’in de aday olduğu süreçten galip çıkan Tokyo, 1964’ten sonra oyunlara ikinci kez ev sahipliği yapacak.

Tüm dünyada iyi ile kötüyü, acı ile tatlıyı, umut ile çaresizliği yoğun şekilde bir arada yaşadığımız bir yılı geride bırakmak üzereyiz. 2011?de Asya ülkelerinde de önemli gelişmeler oldu. Yaşadıkları doğal felaketler karşısında Japon halkı dimdik duruşuyla tüm dünyaya örnek olurken, Ortadoğu?yu kasıp kavuran Arap Baharı?nın esintileri Asya?nın uzaklarına kadar ulaştı. Geride bıraktığımız yıl içerisinde Asya?da yaşanan bazı önemli gelişmeleri şu şekilde sıralamak mümkün:

1.) Fukuşima felaketi: Mart ayında Japonya, bir değil birkaç felaketi ardarda yaşadı. Ülkenin Pasifik sahilleri açığında gerçekleşen 9.0 şiddetindeki deprem, Japonya tarihinde yaşanan en şiddetli deprem olarak kayda geçerken, büyük bir yıkıma yol açtığı gibi yüksekliği 40 metreyi bulan tsunami dalgalarını da tetikledi. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi tsunami de Fukuşima nükleer santralinde patlamalara ve radyoaktif sızıntıya yol açtı. 16 bin kişi hayatını kaybetti, 6 bin kişi yaralandı ve yaklaşık 125 bin bina kullanılamaz hale geldi. Japon hükümeti, bu felaket karşısında tam anlamıyla bekleneni veremedi. Geç kalındı, birçok yere yetişilemedi, çözümler yerine bahaneler getirildi. Ancak buna karşılık, Japon halkının afet karşısındaki onurlu duruşu, dayanışması, yardımlaşması ve özverisi kelimelerle anlatılamayacak kadar güçlüydü. Felaketin üzerinden dokuz ay geçti, hala yaralar tam olarak sarılmadı, ancak Japonlar tüm dünyaya insan olmanın ne olduğunu gösterdiler. Ekim ayında bu sefer Van şiddetli bir depremle sallanırken, ilk yardıma koşanlardan biri de yine Japonlar oldu. Yardım için geldiği ülkemizde artçı bir sarsıntıda hayatını kaybeden Japon doktor Atsushi Miyazaki?nin ismi ise kalplerimize kazındı.

2.) Burma?da demokratik açılım: Yıllardır askeri cuntanın demir yumruğuyla yönetilen Burma?da, Kasım 2010?da muhalif lider ve Nobel Barış Ödülü sahibi Aung San Suu Kyi?nin ev hapsine son verilmesiyle başlayan değişim rüzgarları, 2011?de yüzlerce siyasi tutuklunun tahliye edilmesiyle devam etti. Devlet Başkanı Thein Sein, gerek Aung San Suu Kyi, gerekse dış dünya ile daha yapıcı bir diyalog için ilk adımları atmaya başladı. Halkın karşı çıktığı bir baraj inşaatı projesi durdurulurken, işçilere grev hakı tanıyan bir yasanın kabul edilmesi de Burma?nın demokratikleşmesi açısından önemli bir gelişme oldu. Uluslararası alanda Burma, bu açılımların ilk meyvesini, Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü?nün (ASEAN) 2014 yılında dönem başkanlığını kazanarak aldı.

3.) Çin?de protestolar: Arap Baharı?nın daha ilk dönemleri yaşanırken bu gelişmelerin Çin gibi diğer otoriter rejimler üzerinde de etkisi olabileceği yönünde tartışmalar gerçekleşmiş, hatta Çin?de bir ?Yasemin Devrimi? gerçekleşebileceği söylenmişti. Bu olmadı. Ancak yine de Çin?in demokrasi rüzgarlarından hiç etkilenmediğini söylemek doğru olmaz. Ülkenin dört bir yanında yıl içerisinde birçok  protesto eylemi gerçekleştirilirken, bu eylemler Arap ülkelerindeki doğrudan rejime karşı olmaktan ziyade yerel ve mikro bazda, örneğin fabrikalardaki çalışma şartlarına, yasadışı toprak satışlarına ve yolsuzluğa karışan yerel yöneticilere karşı tepkiler olarak gerçekleşti. Buna rağmen Çinlilerin haksızlıklar karşısında seslerini daha yüksek bir şekilde çıkarttıklarını söylemek mümkün. Diğer yandan Çin hükümetinin muhalif seslere karşı tutumu da uluslararası anlamda tepki topladı. Örneğin, Nisan ayında muhalif duruşuyla tanınan sanatçı Ai Weiwei?nin ?vergi kaçırdığı? gerekçesiyle tutuklanması, gerek Çin?de gerekse uluslararası kamuoyunda büyük ses getirdi. Internet ortamında örgütlenen kampanyalar sonucunda Ai, Haziran ayında serbest bırakıldı.

4.) Hindistan?da yolsuzlukla mücadele: 2011 yılı Hindistan?ın yolsuzluk skandallarıyla çalkalandığı bir yıl oldu. Ancak Çin?de olduğu gibi Hindistan?da halkın tepkisi internet üzerinden çığ gibi büyüyerek (Çin?in aksine Hindistan?da daha özgür bir internet ortamının olmasından da faydalanarak) önemli ölçüde ses getirdi ve bugüne kadar siyasi hayatın içerisinde pek de görünür olmayan orta sınıf ön plana çıkmaya başladı. Yolsuzlukla mücadele için bir kurum oluşturulması ve ilgili mevzuatın iyileştirilmesi için açlık grevine başlayan aktivist Anna Hazare?yi takip eden binlerce Hindistanlı, dünyanın en büyük demokrasisi olarak bilinen Hindistan?ın gerçek anlamda demokratikleşmesi için iradelerini ortaya koydular.

5.) Tayland?da yeni bir dönem: Tayland?da Temmuz ayında gerçekleştirilen seçimler sonucunda özellikle kırsal kesimler ile orta sınıfın oylarını alan Yingluck Shinawatra, ülkenin ilk kadın başbakanı olarak göreve başlarken, 2006?da dönemin başbakanı (ve Yingluck Shinawatra?nın ağabeyi) Thaksin Shinawatra?ya karşı gerçekleştirilen darbe ile başlayan askeri vesayet dönemi de sona ermiş oldu. Ülkedeki demokrasi yanlıları ile monarşi taraftarları arasında bir uzlaşı oluşturmayı amaçlayan Yingluck Shinawatra?nın en büyük şanssızlığı ise seçilmesinden kısa bir süre sonra ülkeyi vuran ve yüzlerce kişinin hayatına mal olan sel felaketi oldu.

6.) Kim Jong Il?in vefatı: Kuzey Kore lideri Kim Jong Il?in 17 Aralık 2011?de hayatını kaybetmesiyle Kuzey Kore?de bir dönem sona erdi. Kim?in oğlu Kim Jong Un, babasının defnedildiği 28 Aralık günü ülkenin yeni lideri olarak ilan edildi. Oğul Kim?in yönetiminde Kuzey Kore?nin nasıl bir yol izleyeceğini zaman gösterecek.

2012?nin gerek Asya, gerekse tüm dünya için çok daha iyi bir yıl olması dileğiyle?

"Menderes Uzakdoğu'da" kitabının kapak fotoğrafında Menderes, Japon İmparatoru Hirohito ve İmparatoriçe Nagako ile görülüyor.

Şu sıralarda Soğuk Savaş döneminde Türk Cumhurbaşkanları ve Başbakanlarının Asya ülkelerine yapmış oldukları ziyaretler ile ilgili arşiv çalışmaları yapıyorum. Son olarak dönemin Başbakanı merhum Adnan Menderes?in 1958 yılında gerçekleştirdiği ziyaretler ile ilgili bilgi ve fotoğraflara ulaştım. Hatta o dönem bu ziyaret ile ilgili bir kitap da yayınlanmış (Mahmut Erhan, 1958, ?Menderes Uzakdoğu?da?, Istanbul, 96 s.) Menderes ve beraberindeki heyet, Japonya Başbakanı Nobusuke Kishi?nin daveti üzerine Tokyo?yu ziyaret etmiş, ancak bu arada sadece Japonya?ya değil, Güney Kore, Tayvan (o dönem Türkiye, Çin Halk Cumhuriyeti?ni tanımıyor), Tayland ve Hindistan?a da gitmiş, temaslarda bulunmuş ve Kishi?nin yanısıra İmparator Hirohito, Chiang Kai-shek, Syngman Rhee ve Jawaharlal Nehru gibi dönemin önde gelen liderleriyle görüşmüş. Bugün pek haberimizin olmadığı, tarih ve uluslararası ilişkiler kitaplarında pek rastlamadığımız, ancak o dönem Türkiye?nin dış siyaseti açısından çok önem taşıyan bir seyahat olmuş. Aşağıda Menderes?in temaslarından bazı fotoğraflar görebilirsiniz (tüm fotoğraflar yukarıda bahsi geçen kitaptan alınmıştır). Bununla birlikte Mahmut Erhan?ın kitabına yazdığı önsözden bir alıntıyı da paylaşmak istiyorum:

?Avrupalı olduğu kadar Asyalı da olan Türklerin canlı ve atak dış politikasının bir misali olan bu seyahatte sarahaten görülmüştür ki, Türkiye, Uzakdoğu?da da Avrupa veya Amerika?da olduğu kadar sayılmakta ve Türk kalesinin medeni dünyayı müdafaadaki rolü herkesçe takdir edilmektedir.”

Menderes için Tokyo havaalanında düzenlenen resmi karşılama töreni.

Menderes, Seul'de Güney Kore Cumhurbaşkanı Syngman Rhee ile birlikte.

Menderes, Koreli çocuklarla.

Menderes, Kore Türk Tugayı'nın teftiş ederken.