"turizm" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

haticeDeğerli hocamız Doç.Dr. Hatice Karahan, DEİK için hazırladığım Çin raporunu bugün köşesine taşımış. Kendisine teşekkürlerimle, yazıyı aşağıda paylaşıyorum. Karahan’ın yazısı Dünya gazetesi web sitesinde de okunabilir. 

Türkiye-Çin Ekonomik İlişkileri İçin Bir Yol Haritası

2016 dış ticaret istatistikleri, Türkiye’nin en büyük ithalat pazarının bu yıl da Çin olduğunu gösteriyor. İlk 10 aylık mevcut veriler kapsamında 21,6 milyar dolarlık ithalat yaptığımız Çin’i, sırasıyla 17,8 ve 12,5 milyar dolarla Almanya ve Rusya takip ediyor. Üstelik Çin’e yaptığımız ihracat bu dönemde 1,8 milyar dolar olunca, kendisini ticaret açığı verdiğimiz pazarlar arasında da açık ara 1 numarada buluyoruz. Son yıllarda Çin’e dair durum, rakamlar değişse de bu yapıda tekrarlanıyor. Dolayısıyla Çin’in, mal ticaretinde en dengesiz pazarımız olduğunu söyleyebiliriz. Öte yandan yatırımlar cephesinde de zayıf bir görünüm çizildiğini ifade etmek mümkün. En basit bir göstergeyle, Çin’in artan yurtdışı yatırımlarından Türkiye’nin aldığı pay tatmin edici değil.

Bu genel çerçeve, bir yandan Çin gibi dev bir ekonomi ile süregelen ekonomik ilişkilerimizin pek parlak olmadığını özetlerken, diğer yandan da aradaki bağların güçlendirilmesi için akılcı adımlar atılması gerektiği mesajını veriyor. İşte (Ekonomi Bakanlığımızın da hedef ülkeleri arasında yer alan) Çin’e dair bu gereksinimin farkındalığında olan DEİK’in konuyu mercek altına aldığı raporu geçtiğimiz hafta bir toplantı eşliğinde yayınlanınca, ben de üzerine hemen yazmak istedim.

“Asya Yüzyılında Ejder ve Hilal” başlığını taşıyan ve Sabancı Üniversitesi İPM uzmanı Dr. Altay Atlı tarafından kaleme alınan rapor, yukarıda bahsettiğim saikler kapsamında, Türkiye-Çin ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi için 9 maddeden oluşan bir yol haritası sunuyor. Ben burada birkaç öne çıkan maddeye değinecek olursam, en belirgin olandan başlayabilirim: İhracat. Bu bağlamda öncelikle, Çin’e yaptığımız ihracatı canlandırmanın, bu pazardaki yoğun ürün konsantrasyonumuzu dağıtmaktan geçtiğini ifade etmek gerekiyor. Ticaret potansiyelini bir metodoloji çerçevesinde değerlendiren rapor bu amaca hizmet edecek ürün gruplarını kategoriler halinde sunarken, bunlar arasında özellikle rekabetçi güce sahip olanlara odaklanmaya ihtiyacımız var. Çin’deki ekonomik dönüşümü iyi tahlil etmek de, ideal stratejinin bir parçası…

Öte yandan şahsen uzun zamandır, 1 Kuşak 1 Yol Projesi’nde stratejik bir aktör olarak yer almak için daha seri hareket etmemiz gerektiği kanaatindeyim. Nitekim DEİK Raporu’nda da, söz konusu dev proje bağlamında ülkemizin kıymetli konumuna değinilerek Çin’den başta lojistik odaklı olmak üzere çeşitli yatırımlar çekilebileceği vurgulanıyor. Doğrudan yabancı yatırım çekmek önümüzdeki dönemde özellikle büyümemize ve ödemeler dengemize olumlu katkı verme potansiyeli taşıyan kritik bir hususken, Çin’in son yıllarda belli başlı ülkelerde gerçekleştirdiği teknolojik yatırımlarla uluslararası işbirliklerini artırdığının da altını özellikle çizmekte fayda var. Zira raporun da işaret ettiği üzere, kalkınmamızda etkin rol oynayacak teknolojik gelişime katalizör olması amacıyla, karşılıklı fayda prensibi çerçevesinde Çin’den bu tür yatırımlar çekilmesinin de yolları aranmalı. Üzerinde çalışılan yatırım teşvikleri buna bir örnek… ICBC, bu alanda öne çıkan aktörlerden…

Bununla beraber, Çin ile hizmet ticaretinin artırılması da net ihracatımıza destek verecek bir diğer hedef olarak düşünülmeliyken, burada öne çıkan ciddi potansiyelin aslen turizm sektöründe yattığı ifade edilebilir. 2016 Ocak-Ekim döneminde ülkemize gelen Çinli ziyaretçi sayısı sadece 138 bin… Söz konusu sektörümüzdeki güvenlik ve algı bağlantılı son dönem sorunlarını bir yana koyacak olursak, öteden beri dev Çin turist portföyünden Türkiye’nin oldukça küçük bir pay alıyor olması, bu husustaki çalışmaları derinleştirmeyi gerektiriyor. Bir veriyle bunun önemini özetleyeyim: Önümüzdeki 5 yıl içinde Çin’den dünyaya akacak turist sayısının yılda 155 milyona ulaşması bekleniyor.

Son olarak, işin esaslı detaylarından olan iletişim ve koordinasyon kanalına dair maddelerin altını çizmekte de ciddi fayda var. Nitekim mekanizmalar etkinleştirilmediği takdirde, potansiyeli kendine getirmekten söz etmek zor olacak. Bu kapsamda ise, Türkiye’nin hem ülke markasının hem de mallarının bilinirliğinin ve imajının Çin toplumu nezdinde güçlendirilmesi gerektiğini kabul etmek ve bu konuda kolları sıvamak şart. Üstelik raporda da belirtildiği gibi, iş yapmanın önüne sıklıkla çıkıveren kültürel farklılıkların üstesinden gelmek için, firmalarda ve ilgili kamu birimlerimizde Çin’i ve mümkünse dilini de bilen insanları istihdam etmeye ve cüzi olduğunu kabul etmemiz gereken bu kaynağı güçlendirmeye ihtiyacımız var. Çin’de eğitim gören gençlerimiz, bu anlamda gerekli kalifiye işgücüne bir temel oluşturabilirler.

Tabii potansiyeli gerçekleştirme yolunda ilerleyebilmek için, aradaki teknik pürüzlerin giderilmesi gerektiğini de vurgulamak gerek. Nitekim özellikle vize konusu gibi son dönemde yaşanan zorlukların aşılması hususunda iş dünyasının çözümler beklediğini biliyoruz. Bu noktada ise, raporda son dönemlerde artan bir diyaloga dikkat çekilirken, DEİK Türkiye-Çin İş Konseyi Başkanı Murat Kolbaşı’nın da, karşılıklı görüşmelerde samimi niyet ve çabalara şahit olduğunu belirttiğini not düşmek isterim.

Umuyoruz ki, iki ülkenin ilgili Bakanlıkları tarafından yürütülen çözüm odaklı çalışmalar, çok geçmeden meyvelerini verir. Ve tabii en temelinde umuyoruz ki, ekonomik bağlar stratejik bir yol haritası bünyesinde sürekli bir kararlılıkla ilerletilir. Nitekim DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan’ın da toplantıda belirttiği gibi; Asya ve özelinde Çin, dış ekonomik ilişkilerimizin gelişmesi için artık bir tercih unsurundan öte… Büyüyen bu dev pazarda ilgili fırsatlardan mahrum kalmamak, dış ekonomik portföyümüzü genişletmeyi sürdürme gayemizle birebir örtüşüyor.

ejder-ve-hilal_final_page_01Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde faaliyet gösteren Türk-Çin İş Konseyi için kaleme aldığım “Asya Yüzyılında Ejder ve Hilal: Türkiye-Çin Ekonomik İlişkilerinin Geliştirilmesi İçin Bir Yol Haritası” başlıklı raporu, Wyndham Grand Hotel’de yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna tanıttık. DEİK Başkanı Ömer Cihad Vardan ile Türk-Çin İş Konseyi Başkanı Murat Kolbaşı’nın da katıldığı toplantıya basının ve iş dünyasının ilgisi sevindirici düzeydeydi. Raporun tam metnini DEİK’in web sitesinden indirmek mümkün. Yönetici özetini ise aşağıda bulabilirsiniz. 

Yönetici Özeti

Mevcut Türkiye-Çin Halk Cumhuriyeti ticari ve ekonomik ilişkilerinde Türkiye açısından dengesiz bir durum söz konusudur.

Türkiye, Çin’e ihraç ettiği her bir dolarlık mal karşılığı bu ülkeden on doların üzerinde mal ithal etmektedir.

İki ülke arasındaki mevcut ticaret açığı her geçen yıl büyümektedir.

Karşılıklı yatırım ve hizmet ticareti ilişkilerinde ise son dönemlerde nispeten bir canlanma olsa da henüz iş hacimleri düşük seviyelerdedir.

Çin ile olan ticaret açığını kapatmak kısa ve orta vadede olası görünmemekle birlikte ikili ekonomik ilişkileri daha dengeli ve sürdürülebilir bir düzleme oturtmak mümkündür.

Bu raporda Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik gelişimleri ve küresel ekonomik eğilimler dikkate alınarak ikili ekonomik ilişkilerinin dengeli ve sürdürülebilir bir düzleme oturtulması için aşağıda maddeler halinde belirtilen yol haritası önerilmektedir.

Altay Atlı, Ömer Cihad Vardan, Murat Kolbaşı

Altay Atlı, Ömer Cihad Vardan, Murat Kolbaşı

1.1 Türkiye’nin Çin’e ihracatında artış potansiyeli taşıyan ürünlere odaklanarak bu ürünlerde pazar paylarının artırılmasına yönelik çalışmalar yapılması.

Raporda Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlarında (GTİP) dört haneye inilerek 1,200 ürün pozisyonu için değerlendirme yapılmış ve Türkiye’nin Çin’e ihracat potansiyeli taşıyan ürünler belirlenmiştir. Bu ürünlerin özet listesi beş ana grup altında, her grubun özellikleri ve o ürün grubu için önerilen eylem planı ile birlikte aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

Bu ürünlere yönelik olarak ilgili kamu kuruluşları ve özel sektör temsilci kuruluşlarının ortak çalışmaları sonucunda Çin pazarında kalıcılık sağlanabilir.

Çin yavaşlayan ekonomik büyümesine rağmen, ülke ekonomisi düşük maliyetli ihracata dayalı büyüme modelinden daha çok iç pazardaki tüketime ağırlık veren bir modele doğru geçiş yapmaktadır.

Çin’deki iç tüketim artışının sağlayacağı imkânlardan etkili bir şekilde faydalanabilmek için Türkiye’nin ihracatında hedefleri net olarak belirlemesi ve çalışmalarını bu hedeflere yönelik olarak yoğunlaştırması önem kazanmaktadır.

1.2 Türkiye’nin Çin’den ithalatında Türk ekonomisine yüksek katma değer sağlayan kalemlerin belirlenerek ithalatın Türk ekonomisine en fazla getiriyi sağlayacak şekilde planlanması.

Rapor sunumu

Rapor sunumu

Türkiye’nin Çin’den yaptığı ithalat ekonomi üzerinde cari açığı arttırıcı bir yük oluştururken, üreticilerin daha uygun fiyatlarla ara mamullere ulaşmasını sağlayarak imalat sanayisinin rekabet gücüne katkıda bulunmakta ve aynı zamanda tüketicinin de alım gücünü artırmaktadır.

Dolayısıyla ticaret açığını önlemek için korumacı önlemler almaktansa, ithalatın mümkün olduğunca Türkiye ekonomisine yüksek katma değer sağlayacak, ekonominin ihtiyaçlarına karşılık verecek şekilde yapılmasını temin etmek önem kazanmaktadır.

Türkiye’nin Çin’den ithalatında esas olarak ara mamul ithalatı üzerine odaklanılması ve buradan alınan verimin yükseltilmesi için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

Türkiye, teknoloji kapasitesini yükseltmek için çaba göstermekte olan bir ülkedir.

Bu amaç doğrultusunda ülke içerisinde eğitim, araştırma geliştirme ve inovasyona yönelik çalışmaların yanı sıra, yurtdışından teknoloji ve yüksek teknoloji içeren ara mamullerin ithalatı önem kazanmaktadır. Çin, son dönemlerde düşük katma değer ve emek yoğun sektörlerden daha yüksek katma değerli, sermaye ve teknoloji yoğun sektörlere doğru bir geçiş yapmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin Çin’den ithalatında uzun vadeli bir vizyon oluşturarak, Çin’in teknoloji alanında atılım yaptığı sektörlere odaklanması ve buralardan ara mamul ithalatına ağırlık vermesi önem kazanmaktadır.

Çin’in bu bağlamda öncelikli olarak belirlediği sektörler, Çin’deki imalat kalite ve kapasitesini artırmayı, imalat sürecinin her kademesinde teknolojiyi ön plana çıkartmayı hedefleyen “Made in China 2025” programı çerçevesinde ortaya konulmuştur.

Söz konusu program kapsamında yer alan sektörlerdeki gelişim, ülkemiz için kaliteli, teknoloji içerikli ve düşük maliyetli ara mamul ithalatı için cazip kaynaklar oluşturacaktır.

1.3 Ticaret açığının telafi edilmesi ve Türk ekonomisine katma değer sağlanması için Türkiye’nin Çin’den daha fazla yatırım çekmesi; bu bağlamda yüksek potansiyel sunan sektörlere odaklanılarak bu alanlarda karşılıklı fayda prensibi temelinde yatırım ilişkileri oluşturulması.

Türkiye, Çin sermayesinin son dönemlerde ilgi gösterdiği ülkeler arasında yer alsa da, halen Çin’in Türkiye’deki yatırımları, bu ülkenin tüm dünyadaki yatırımları arasında küçük bir yer tutmaktadır.

Türkiye’deki Çin sermayeli firmaların büyük bir çoğunluğu toptan ve perakende ticaret alanında faaliyet göstermektedir.

Bu firmaların tamamına yakını tüketici ürünlerinin Çin’den Türkiye’ye ithal edilmesi ve Türkiye pazarındaki dağıtımına yönelik çalışmaktadır.

Ancak Türkiye için önemli olan Çin’den daha yüksek katma değere sahip, Türkiye’nin sürdürülebilir ve yenilikçi üretime dayalı kalkınmasına katkı sağlayacak yatırımları çekmektir.

Çin ekonomisi emek yoğun ve düşük teknolojili üretimden sermaye yoğun ve yüksek teknoloji odaklı bir yapıya doğru dönüşüm geçirmekte, Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarını desteklemektedir.

2015 yılında Ar-Ge faaliyetlerine 350 milyar ABD Dolarının üzerinde yatırım yapmış olan Çin dünyada bu alanda en fazla yatırım yapan ülkelerden birisi olduğu gibi yakın geçmişte ABD’yi geçerek en fazla patentin alındığı ülke haline de gelmiştir.

Çin’in artan teknolojik kapasitesinden faydalanabilmek için teknoloji transferi ve ortak üretim imkânlarını içeren, güçlü Ar- Ge potansiyeli olan yatırım projelerinin Türkiye’ye çekilmesi teşvik edilmelidir.

Bu durum, Türkiye açısından faydalı olacağı gibi, Türkiye pazarında daha büyük pay sahibi olmak isteyen ve Türkiye’nin merkezinde olduğu Yeni İpek Yolu projesini geliştirmek için çaba gösteren Çin açısından da fayda sağlayacaktır.

Oluşan bu karşılıklı fayda yatırım ilişkilerinin uzun vadede sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.

Bu çerçevede çalışmaların Çin’in yurt dışına açılımında öncelikli olarak belirlediği demiryolu, elektrik, telekomünikasyon, makine imalat, otomotiv, uçak imalat ve elektronik sektörlerinde yoğunlaştırılması fayda sağlayacaktır.

1.4 Çin’deki Türk yatırımlarının, bu ülkedeki yatırım teşvik rejimine yönelik yeni uygulamalardan istifade ederek, rekabetin daha düşük ve teşviklerin daha fazla olduğu bölgeleri hedef alarak ve hizmet sektöründeki imkânlardan faydalanarak, artırılması.

Türkiye’nin Çin’deki yatırımları henüz oldukça düşük seviyede olduğu gibi Türk firmaları açısından Çin’deki genel yatırım ortamı da giderek zorlaşmaktadır.

Çin pazarındaki rekabetin yüksekliği, ticarette olduğu gibi Türk firmalarının yatırım yoluyla da Çin’e girişlerini güçleştiren bir etkendir.

Diğer yandan uzun yıllardır Çin’i yabancı yatırımcılar için cazip bir pazar haline getiren düşük maliyet avantajı giderek ortadan kalkmakta ve yatırımcıların kullandıkları tüm girdilerin maliyeti

yükselmektedir.

Ancak Çin’in ülkeye daha yüksek katma değerli yabancı yatırım çekmek için yeni uygulamaları hayata geçirmesi Türk firmaları açısından yeni olanakların oluşmasını sağlamaktadır.

Emek yoğun Türk yatırımları için lokasyon tercihi olarak maliyetlerin çok yükseldiği ülkenin kalkınmış doğu bölgeleri yerine daha uygun koşullar sağlayan Çin’in orta bölgelerine odaklanılması faydalı olacaktır.

Ülkenin batısında da Sincan Uygur Özerk Bölgesi de özel konumu ve Türkiye ile kültürel bağları nedeniyle Türk yatırımcılar için önemli bir potansiyel sunmaktadır.

Çin ekonomik büyüme sürecinde özellikle düşük maliyet avantajına sahip imalat sektöründe yabancı yatırım almışsa da son dönemlerde yabancı sermaye daha çok hizmet sektörüne yönelmektedir.

Başta eğitim, finansal hizmetler, turizm ve sağlık sektörü olmak üzere farklı alanlarda Çin içerisinde oluşan talebe karşılık verecek şekilde konumlanan yabancı firmalar pazarda yerini almış durumdadır.

Bu sektörlerde uluslararası tecrübeye sahip olan Türk şirketleri için Çin’in büyük bir pazar olmasının yanında Çin hükümetinin hizmet sektörüne yönelik uygulamaları ve mevzuattaki iyileştirmeleri sayesinde olumlu bir yatırım ortamı sunulmaktadır.

1.5 Türkiye’nin Çin ile hizmet ticaretinin artırılması ve bu kapsamda turizm ilişkilerine ağırlık verilmesi.

Çin’de hızla büyüyen orta sınıfın artan harcanabilir gelirleriyle hizmet sektörüne dönük artan talepleri, Türkiye’den Çin’e hizmet ihracatı potansiyelini arttırmaktadır.

Türkiye’nin, mal ticaretinin aksine hizmet ticaretinde ticaret fazlası bulunmaktadır.

Türkiye’nin en güçlü olduğu hizmet sektörü turizmdir ve bu sektörü sırasıyla taşımacılık ve inşaat takip etmektedir.

Çin ise Türkiye’den farklı olarak hizmet sektöründe dış ticaret açığı veren bir ülkedir ve Çin’in en fazla hizmet alımı açık arayla turizm sektöründe olmaktadır.

Bu nedenle Türkiye’nin Çin’e hizmet ihracatında en büyük potansiyel turizm sektöründe görülmektedir.

Çin’den yurtdışına turizm amaçlı olarak 2015 yılında 120 milyon çıkış yapılmıştır ve önümüzdeki beş yıl içerisinde bu rakamın 155 milyona ulaşması beklenmektedir.

Çin’den daha fazla turist çekilebilmesi için çalışmalar yapılması ve bu kapsamda Türkiye’nin genel turizm promosyon çalışmalarının yanı sıra Çin’e ve Çinli turiste yönelik çalışmaların hayata geçirilmesi önem kazanmaktadır.

1.6 Çin ile iş yapmaya yönelik kalifiye iş gücünün geliştirilmesi ve etkin bir şekilde istihdam edilmesi.

Çin ile iş yapacak her Türk firmasının Çince bilen, Çin’i ve Çin insanını iyi tanıyan, Çinlilerin düşünce tarzını ve iş yapma anlayışını iyi bilen personel istihdam etmesi faydalı olacaktır.

Mevcut durumda Türk firmaları tarafından ya mevcut personel Çin’e gönderilerek yetiştirilmekte ya da Uygur Türkü kökenli çalışanlar Çince bilgileri nedeniyle tercih edilmektedirler.

Ancak bu şekilde bir insan gücü oluşturma yaklaşımı, Türkiye’nin Çin ile artan ekonomik ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda yetersiz kalmaktadır.

Buna karşılık Çin’de üniversite eğitimi almış, yüksek lisans ve doktora yapan Türk öğrencileri, hedeflenen kalifiye işgücü için önemli bir kaynak oluşturmaktadır.

Bu kaynak sistemli bir şekilde değerlendirilmeli ve istihdamı sağlanmalıdır.

1.7 Türkiye’nin ülke markasının ve Türk malı imajının Çin toplumu nezdinde güçlendirilmesi

Çinli tüketici nezdinde bir Türkiye imajı henüz oluşmamıştır.

Bu yüzden, Türkiye’nin ülke markasının oluşturulmasına yönelik projelerin yanı sıra, Çin pazarına ve Çinli tüketiciye yönelik bir olumlu algı oluşturma çalışması yürütülmesi önem kazanmaktadır.

1.8 Ticaret ve yatırım ilişkilerimi destekleyen finansman imkânlarının artırılması.

Çin ile kurulacak ticaret ve yatırım ilişkileri için sağlıklı bir finansman altyapısı sağlanması da gerekmektedir.

İki ülke bankalarının karşılıklı olarak diğer ülkede faaliyet göstermesi ve bankacılık hizmetleri sunması bu açıdan önemlidir.

Çin bankalarının Türkiye’de faaliyet göstermesine ilaveten Çin’de temsilcilik ofisi seviyesinde faal olan Türk bankalarının da bankacılık hizmetleri vermeye başlaması ilişkilerin finansman altyapısının tamamlanması açısından gereklidir.

1.9 Türkiye’nin Çin ile ekonomik ilişkilerinde tüm paydaşları kurumsal bir yapı içerisinde bir araya getirerek koordinasyonu ve güç birliğini sağlayacak bir mekanizmanın oluşturulması.

Çin’e yönelik ekonomik ilişkilerle ilgili kamu, özel sektör ve sivil topluma ait tüm paydaşlar arasında yapılandırılmış, kurumsallaştırılmış ve kesintisiz bir eşgüdüm mekanizmasının oluşturulması, bu raporda ortaya konan yol haritasının da daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesine katkı sağlayacaktır.

Bu amaç doğrultusunda bir kamu ve özel sektör, sivil toplum ve akademik kuruluşlarının katılımıyla “Çin ile Ekonomik İlişkiler Koordinasyon Kurulu’nun hayata geçirilmesi faydalı olacaktır.

Yukarıda belirtilen adımların etkili bir şekilde atılması ve bu yol haritasının uygulanması konusunda devamlı bir süreç oluşturulması halinde, Türkiye’nin Çin ile ekonomik ilişkilerinde daha sürdürülebilir, daha dengeli ve ülke ekonomisine daha yüksek katma değer sağlayan bir yapıya ulaşması mümkün olacaktır.

Son dönemlerde iki ülke arasında artan karşılıklı diyalog, istişare ve iletişim, ekonomik işbirliğinin daha üst seviyelere taşınabilmesi için uygun ortamı sağlamaktadır.

Küresel ekonomideki Asyalaşma ve ekonomik gücün Batı’dan Doğu’ya kayışı sürecinde Çin dünyanın en büyük ikinci ekonomik gücü olarak yaptığı atılımlarla küreselleşme sürecinin öncü aktörlerinden birisi haline gelmektedir.

Dolayısıyla Türkiye için de Çin ile daha yüksek hacimli, daha kaliteli ve daha yüksek katma değerli ekonomik işbirliklerini sürdürülebilir ve dengeli bir düzlemde tesis etmek, bir tercihten öte bir mecburiyet olarak ortaya çıkmaktadır.

(Bu yazı ilk olarak 23 Haziran 2001 tarihinde Dünya gazetesinde yayınlanmıştır.)

Asya’nın uyuyan devi Çin, gittikçe dünyaya açılıyor ve herkes bu hızla büyüyen pastadan birer dilim kapmaya çalışıyor. Türkiye ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilere baktığımızda ise çok olumlu bir tablo gözükmüyor. 2000 yılında yaklaşık 110 milyon dolarlık ihracat yaptığımız Çin’den aynı dönemde 1.3 milyar dolarlık ithalat yapmışız ki bavul ticaretini de eklediğinizde bu rakam 2 milyarı buluyor. İstatistiklerle fazla kafa yormaya gerek yok; durumu görebilmek için Tahtakale’yi dolaşmanız yeterli. Çin firmaları Türkiye’deki projelerde yer alabilmek için atağa geçiyorlar; bizim ise Çin’de birkaç tekstil firması dışında önemli bir yatırımımız yok. Çin’in açılmasından faydalanabilmemiz için öncelikli olarak eğilmemiz gereken alan olarak şu anda turizm ön plana çıkıyor.

1980′lere kadar devlet görevlileri dışında hiçbir Çinli yurtdışına çıkamıyordu. Daha sonra yavaş yavaş yurtdışına çıkışlara izin verilmeye başlandı ama devlet tarafından resmen onaylanmış olan ülkelere gitmek şartıyla. Şu anda bir Çin vatandaşı tatil amacıyla ancak Çin Ulusal Turizm İdaresi’nin onayladığı 15 ülkeye gidebiliyor. Bu ülkelerin 13 tanesi Doğu Asya ve Okyanusya’da yer alıyor. Türkiye listede değil ancak bu konuda iki ülkenin üst düzey yetkilileri arasında yoğun görüşmeler var.

Türkiye’nin Çin turistlerine açılması çok önemli bir gelir kaynağı yaratacak. Her şeyden önce pazarın büyük ve el değmemiş bir potansiyeli var. Geçtiğimiz sene içerisinde 10 milyonun üzerinde Çinli turist yurtdışına tatile çıktı ve toplam 100 milyar dolar harcadı. Dünya Turizm Örgütü’nün rakamlarına göre turist sayısının 2010 yılında 50 milyon ve 2020 yılında ise 100 milyon seviyesine ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu rakamları tabii ki Çin’in hızla büyüyen milli geliri ve insanların yükselen yaşam standartları ile beraber düşünmek gerekiyor.

Çin hükümeti, yurtdışına seyahati oldukça kolaylaştırıyor. Pasaport almak ucuz ve zahmetsiz. Bazı turizm acenteleri tek problemin, uçuşların ihtiyacı karşılayamaması olduğunu ifade ediyorlar. Özellikle Pekin, Şangay ve Guangzhou gibi kalkınmış kentlerin 80′lerde belirmeye başlayıp 90′larda iyice ekonomik özgürlüğe kavuşan orta tabakaları yurtdışına hücum ediyorlar. Türkiye’ye ilk gelen Çinli turistler hali vakti yerinde olanlar olacak. Bütçesi dar olanlar Hong Kong ve Singapur gibi yakın ülkelerle başlarken, durumu daha iyi olanlar Türkiye’ye gelecek. İstatistiklere göre bir Çinli turist gittiği ülkede ortalama 5.7 gün kalıyor.

Türkiye’ye yeşil ışık yakıldıktan sonra hemen bir “turizm patlaması” beklemek doğru değil elbette. Hazırlıklarımızı misafir bekleyen ev sahibi misali iyi yapmamız gerekiyor. “Onaylanmış Güzergah Statüsü”ne sahip olan ülkelerin hepsi Çin’in büyük kentlerinde tanıtım büroları açmış ve faaliyete geçmiş durumdalar. Seyahat acenteleri de büyük reklam kampanyaları yapıyorlar. Çinli turist ne daha önce dünyanın yarısını dolaşmış ne de dolaşan birini dinlemiş. Her şey daha çok yeni. O yüzden tanıtımını ve pazarlamasını iyi yapan Çinliler’i ülkesine çekecek. Bunun hazırlığının yapılması gerekiyor. Fransa, Avusturya ve ABD’nin Hawaii eyaleti, hükümetleri bünyelerinde Çin ile turizm ilişkilerinin koordinasyonu için komisyonlar oluşturacak kadar işin ciddiyetindeler. Bizim de geri kalmamamız lazım.

Türk Havayolları’nın şu anda Pekin ve Şangay’a direkt uçuşları var. Turist akışının çift taraflı hale gelmesiyle bu kuruluş çok önemli bir ihtiyacı karşılayacak. Singapur veya Hong Kong aktarmasının sıkıntısını çekmek istemeyen Çinliler’e doğrudan Türkiye’ye ulaşabilme imkanı verilmesi çok önemli. Ayrıca tabii ki Çinliler, Kurban Bayramı’nda değil Çin Yeni Yılı Tatili’nde gelecekler. Tesislerimiz hazırlıklarını buna göre yapmalı. En önemlisi ise Çinliler’i “yolunacak kaz” olarak değil “altın yumurtlayan tavuk” olarak görmek ve kısa vadeli kâr peşinde koşmak yerine uzun vadede Türkiye’yi Çinli turistlerin gözdesi haline getirecek şekilde çalışmalıyız.

Çin’de bir şey beni çok etkiledi. İnsanlar aç. Gezmeye, görmeye, diğer kültürlerle tanışmaya büyük istek duyuyorlar. İnanır mısınız, Zhongshan kentinde geçirdiğim üç hafta boyunca üniversite ögrencileri sırf ingilizce pratiği yapabilmek için peşimden ayrılmadılar. Talep muazzam. O halde bize de bu talebi karşılamak düşüyor.