"Uygur" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Osmanlı döneminde birçok Türk seyyahın Çin’e gittiğini, bunların tüccar, devlet adamı, maceraperest ya da hangi sıfatla giderlerse gitsinler uzunca süre bu ülkede kalarak burada faaliyetlerde bulunduklarını, hatta birçoğunun kendisine yeni bir yaşam kurduğunu biliyoruz. 16. yüzyıldan günümüze kadar bu seyyahların kaleme aldıkları kitaplar, günlükler, hatıratlar, hem yaşadıkları dönemin Çin’i hakkında bize ilk elden bilgi sunuyor, hem de Osmanlı’nın Çin’i nasıl algıladığı konusunda ipuçları veriyor. Türk seyyahların, Cumhuriyet?in ilk dönemlerinde de Çin’e ilgi gösterdiklerini bu ülkeye giderek kendi faaliyet alanları doğrultusunda çalışmalar yaptıklarını biliyoruz.

“Pekin Müslüman Mektebi muallimi ve talebeleri”

Geçtiğimiz günlerde arşivleri karıştırırken böyle bir seyyahın izine rastladım. İsmi Abdullah Bey. İstanbul’un Fatih semtinde oturan, asker emeklisi (süvari albay) Abdullah Bey, 1927 yılında Türkiye’den ayrılmış, önce Mısır, sonra Hindistan, sonra da Şincan bölgesine (o dönemki kaynakların ifadesiyle “Türkistan-ı Çini”) gittikten sonra kendisini oldukça tehlikeli bir yolculuktan ve büyük badireler atlattıktan sonra Pekin’de buluvermiş. O dönem Pekin başkent değil; 1912’de kurulan Çin Cumhuriyeti’nin başkenti Nanjing, ve ülke Abdullah Bey’in gittiği dönemde milliyetçilerle komünistlerin arasındaki şiddetli iç savaşa sahne oluyor. Abdullah Bey, Pekin’e gittiğinde kendisine yeni açılan 600 öğrencili bir Müslüman okulunda Türkçe öğretmeni olarak çalışması teklif edilimiş ve Abdullah Bey de bu teklifi kabul ederek Pekin’deki Uygur Türklerinin ve diğer Müslüman azınlıkların çocuklarına Türkçe öğretmiş. Dönemin Türk basınında Abdullah Bey?den şöyle bahsediliyor:

Abdullah Efendi’nin talebelerinden pek çoğu Türk yavrularıdır ve asıllarının necabetile pek müftehir bulunan bu çocuklar Türkeli?ne olan muhabbetlerini Türkiye’den gelmiş bir Türkçe hocasının varlığı ile kuvvetlendirmektedirler. Abdullah Efendi onlara Anadolu Türkçesini öğretmekle beraber bugünkü Türkiye hakkında da malumat vermektedir? (Cumhuriyet, 17 Haziran 1933).

Aziz Sabir’den Türk basınında “Türkistan-ı Çini eşrafından milyoner bir Türk misyoneri” olarak bahsediliyor

Abdullah Bey’in Türkiye’ye gönderdiği mektuplardan, söz konusu okulun finansmanının Uygur Türklerinden varlıklı bir tüccar olan Aziz Sabir tarafından sağlandığını anlıyoruz. Abdullah Bey’in ne kadar süreyle bu okulda ders verdiğine dair ise bir bilgi, en azından benim elimde bulunmuyor. Yine bir mektubunda “Şimdilik buradayım. Bir kolayını bulursam ilk işim çok özlediğim yurduma dönmek olacaktır” diyor kendisi.

Abdullah Bey’in Çin seyahatinin üzerinden neredeyse 80 yıl geçti. Biz Türkiye’de bugün hala Çin’i anlamaya çalışıyoruz. Belki de Abdullah Bey gibi öncülerin yazdıklarına daha rahat ulaşabilsek, onları daha iyi çözümlesek, Türkiye ile Çin arasındaki bağların on yıllar hatta yüzyıllar boyunca nasıl oluşturulduğunu öğrensek bugünün Çin’ini de daha iyi anlayacak ve Türkiye’nin Çin ile olan ilişkilerini nasıl şekillendirmesi gerektiği konusunda daha sağlıklı kararlar verebileceğiz.

Son dönemlerde Çin?den Türkiye?ye (ve Türkiye?den Çin?e) gerçekleştirilen resmi ziyaretlerin sayısı bir hayli arttı. Bu güzel bir gelişme tabii ki. Geçtiğimiz günlerde bir Çin heyetinin Ankara?ya yaptığı ziyaret ise bugüne kadar bu tür faaliyetlerde isimlerini görmeye alışık olmadığımız kurumların görüşmelerine sahne oldu. Türkiye?ye gelen Çin İslam Cemiyeti Başkanı Hilaluddin Chen Guangyan, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez ile bir araya geldi ve iki kurum arasında işbirliğine yönelik girişimler başlatıldı.

Çin İslam Cemiyeti Başkanı Chen, Türkiye'de

Diyanet İşleri Başkanlığı ile Çin İslam Cemiyeti arasında varılan anlaşmaya göre Çin Müslümanlarından Türkiye’ye her sene hem imam hatip liselerinde hem de ilahiyat fakültelerinde okumak üzere öğrenci gönderilecek. Müslüman öğrenciler gönderilirken hiçbir etnik ayrım yapılmayacağı ve öğrencilerin etnik kökenine bakılmayacağı özellikle vurgulandı. Ayrıca Türk tarafı, hac ve umre düzenlemeleri konusunda Çin?e her türlü desteği sunmaya hazır olduğunu da belirtti.

Sönmez ile Chen arasındaki toplantı ve alınan kararlar, akla ilk olarak Şincan Uygur Özerk Bölgesi?nde yaşayan Uygur Türklerini getiriyor. Çin?deki Müslüman nüfusun yaklaşık yarısını Uygurlar oluşturuyor. Çin?de ne kadar Müslüman olduğu konusunda net veriler mevcut değil. Çin?de yapılan nüfus sayımlarında din ile kayıt tutulmuyor. Ankara?daki toplantıda Chen, 23 milyon gibi bir rakam telaffuz etti. San Diego State University?nin bir araştırmasına göre bu rakam 65 milyon, BBC?ye göre ise 20-100 milyon arasında.

Çin?de kaç Müslüman yaşarsa yaşasın, bu grubun önemli bir kısmını Uygurlar oluturduğuna göre, yakın bir zamanda Uygurlu gençlerin Türkiye?de dini eğitim alacaklarını; Urumçi?nin Kaşgar?ın camilerinde Türkiye?den yetişmiş imamların cemaat ile bir araya geleceğini söyleyebiliriz. Çin yönetimi bunu gerçekten istiyor mu?

Türkiye uzunca bir süre Uygur Türkleri?nin mücadelesine, Doğu Türkistan davasına destek vermiş, ancak 1997 yılından itibaren bu konudaki politikasını değiştirerek Çin?e yakın bir politika izlemeye başlamıştı. Türkiye, Uygur Türkleri?nin sıkıntılarını hiçbir zaman gözardı etmedi belki, ama bu konunun Çin ile olan ilişkilerini olumsuz yönde etkilemesine de müsaade etmedi.

2009 yılında Urumçi?de gerçekleşen şiddet olaylarından sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan?ın çıkışı ve Çin yönetimini eleştirerek olayları ?neredeyse bir soykırım? olarak nitelendirmesi biraz sert bir tutumdu. Ancak bu çıkıştan sonra Türkiye ile Çin arasında üst düzey ziyaretler arttı, Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı Şincan?a gittiler, Çin Başbakanı Türkiye?ye geldi, Çin tarafı Türk firmalarına Uygur bölgesinde yatırım yapmaları için kapıları açtı ve şimdi de dini eğitim konusunda anlaşmaya varıldı. Uzun lafın kısası, Türkiye ile Çin arasında Uygur konusunda yazılı olmayan bir anlaşma var. İki ülke arasında Uygur bölgesi üzerinden kültürel ve ekonomik ilişkiler geliştiriliyor, Türkiye bölgede yaşayan Uygur Türklerinin durumuna kayıtsız kalmıyor, ancak bir yandan da siyasi bir konu olarak Doğu Türkistan meselesinin kesinlikle iki ülke arasındaki ilişkilere bir etkide bulunmasına izin verilmiyor. Türkiye, Uygur Türkleri?ne olduğu kadar Çin?in toprak bütünlüğü konusunda da hassas olduğunu vurguluyor. Şüphesiz ki esas olan, bu süreç içerisinde Uygur Türkleri için daha güvenli ve istikrarlı bir yaşam ortamı sağlanması, haklarının, özgürlüklerinin ve refah seviyelerinin artması. 2009?da bu konuyla ilgili şüphelerimiz artmıştı, olumlu gelişmelere rağmen hala şüphelerimiz var, bundan sonra ne yönde gelişmeler olacağını da zaman gösterecek.

Bu yazı ilk olarak 3 Ağustos 2009 tarihinde Radikal gazetesinin Tartışı-Yorum bölümünde yayınlanmıştır.

Şincan Uygur Özerk Bölgesi?nde yaşanan gelişmeleri tahlil ederken iki hataya düşmemek gerekiyor. Bunlardan birincisi meseleyi sadece etnik ayrımcılık boyutunda ele almak. Böyle yapıldığında Çin hükümetinin Şincan?a bakış açısını tam olarak anlamak mümkün olmuyor ve tartışmalar Pekin?in despotizmi ve Han şovenizmi düzleminde takılıp kalıyor. Çin hükümetinin Şincan?ı nasıl gördüğünü anlayabilmek için bölgenin Çin ekonomisi açısından önemini de incelemek gerekiyor; ancak bunu yaparken de sadece bölgenin yeraltı zenginliklerine odaklanıldığında yapılan tahlil hem yetersiz kalıyor, hem de Çin?in ekonomik açıdan Şincan?daki derdinin ?hammadde emperyalizmi? olduğu gibi yanlış olmasa da eksik kalan bir sonuca ulaşılmasına yol açıyor.

Şincan, yeraltı kaynakları açısından oldukça zengin bir bölge. 1993 yılına kadar petrol açısından kendine yeter bir ülke olan Çin, hızla büyüyen ekonomisinin artan ihtiyacı nedeniyle giderek dışarıya bağımlı hale geldi ve şu anda tükettiği petrolün sadece yarısını kendisi üretir durumda. Doğalgaz ve kömür açısından ise farklı bir durum var, Çin bu kalemlerde ne kadar üretiyorsa aşağı yukarı o kadar tüketiyor. Şincan?ın her üç yeraltı kaynağında da Çin?in ekonomik güvenliğine önemli bir katkısı var.

Petrolde Şincan, Çin?deki üretimin yüzde 14?ünü gerçekleştiriyor. Ancak bu oranın hızla artacağını öngörmek mümkün, çünkü Çin?deki tüm petrol rezervlerinin sadece yüzde 33?ünün keşfedilmiş olduğu, geriye kalanların ise büyük bir kısmının Şincan?daki Tarım Havzası?nda bulunduğu ifade ediliyor. Diğer yandan Şincan, tüm ulusal üretimin yüzde 31?i ile Çin?de en fazla doğalgaz üreten bölge konumunda. Çin?in tüm enerji tüketiminin yüzde 69?una karşılık gelen kömürde ise Şincan?ın 2020 yılına kadar tüm Çin?deki tüketimin yüzde 20?sini karşılar hale gelmesi bekleniyor.

Pekin?in Şincan?a yönelik ekonomi politikası ?bir siyah, bir beyaz? politikası olarak adlandırılıyor. Burada siyah olan petrol, beyaz ise pamuk. Çin?deki pamuk üretiminin yüzde 40?ı Şincan?da gerçekleştiriliyor. Başka bir deyişle Çin tekstili bugün tüm dünyayı sarsan bir güce sahipse, bunda önemli bir pay Şincan?a ait.

Tüm bu zenginlikler çok önemli ve Şincan?ı, örneğin bir Tibet?ten farklı olarak, Çin hükümeti için ayrı bir konuma getiriyor. Ancak tüm resmi görebilmek için Şincan?ın jeoekonomik konumunu da değerlendirmek gerekiyor. Öncelikle Şincan, Çin?in Orta Asya?daki eski Sovyet cumhuriyetlerine komşu olan tek bölgesi olarak, Çin?in Rusya ve Kazakistan?dan ithal ettiği petrolün ülkeye girdiği nokta konumunda. Aynı şekilde Türkmenistan?dan alınmaya başlanan doğalgaz da Şincan?dan geçtikten sonra ülkeye dağıtılıyor.

Diğer yandan Şincan, Çin?in ihraç ürünlerinin dış pazarlara ulaşımında da bir avantaj sağlıyor. Çin?in ihracatındaki lojistik gideri toplamı, ülke GSYİH?sinin yüzde 18,5?ini buluyor ki bu oran kalkınmış ülkelerde bunun yarısı kadar. Bu durum da çok doğal, çünkü Çin ihracatının büyük bir kısmını deniz yoluyla yapıyor ve çok yüksek navlun ücretleri ödemek durumunda kalıyor. Bu masrafları düşürmek için Çin hükümeti, artık Şincan ve Orta Asya üzerinden Avrupa?ya demiryolu aracılığıyla ihracat yapma imkanlarını geliştiriyor. Bir örnek verecek olursak bir konteyner Pekin?den Hamburg?a deniz yoluyla 40 günde giderken, demiryolu ile Şincan üzerinden taşındığında bu süre 18 güne düşüyor. Dolayısıyla masraflar da ciddi bir şekilde azalıyor ve Çin ihraç ürünlerinin halihazırda yüksek olan rekabet gücü daha da artıyor.

Özetleyecek olursak, Şincan, Çin?in ekonomik güvenliği açısından önemli bir konuma sahip. Ancak bu önemin nedeni sadece bölgenin sahip olduğu zengin kaynaklar değil. Böyle olsaydı Pekin istediğini alıp gerisini umursamayabilirdi. Bölge bir yandan da giderek Çin?in küresel ekonomiye açılan pencerelerinden birisi haline geliyor. Bu nedenle Şincan?da ne kadar çok istikrar, ne kadar çok huzur olursa Çin hükümetinin o kadar işine geleceği sonucuna varmak mümkün. Peki o zaman neden Şincan?da gerginlik azalacağı yerde artıyor ve hatta onlarca insanın sokaklarda öldürülmesine kadar varan bir seviyeye geliyor?

Bu sorunun iki cevabı var. Birincisi, Çin?in özgürlüklere yaklaşımı ile ilgili. 1989?da Tiananmen?de hükümet Çin halkına çok net bir mesaj vermişti: ?sizlere ekonomik özgürlükleri sonuna kadar vereceğiz, ancak siyasi özgürlük istemeyin!? Artan ekonomik refahın demokrasi taleplerini bastıracağı düşünüldü. Bu formül tam olarak işlemediği gibi siyasi özgürlüklerin olmayışı, etnik farklılıklarla birleştiğinde Han olmayan toplulukların üzerinde giderek artan bir baskı oluştu. İkinci olarak ise, siyasi özgürlükler alanında zaten sıkıntı varken, Şincan?ın ekonomik özgürlüklerden ve refah artışından da yeterince faydalanamadığını belirtmek gerekiyor. Çin?in büyümesinden daha çok ülkenin denize yakın Doğu eyaletleri fayda sağlarken, diğer kesimler geride kaldı. Bir örnek verecek olursak, resmi rakamlara göre ortalama bir ailenin yıllık geliri Çin genelinde 11,800 yuan iken, Pekin?de 20,000 yuan, Şanghay?da 20,700 yuan, Urumçi?de ise sadece 8,800 yuan. Diğer yandan Şincan?da enflasyon oranı da Çin ortalamasının üzerinde. Başka bir deyişle Şincan, önemli derecede ekonomik zenginliklere sahip, ama bunun meyvesini yiyenler Şincanlılar değil, Şincanlı Uygurlar hiç değil.

Şincan Uygur Özerk Bölgesi, Çin Halk Cumhuriyeti?nin ekonomik güvenliği için hem sahip olduğu kaynaklar hem de jeoekonomik önemi açısından anahtar bir konuma sahip. Buna karşılık Uygur Türkleri, ne siyasi ne de ekonomik açıdan haklarını yeterince alamıyorlar. Kazan kaynıyor ve artık taşmaya da başladı. Bölgedeki gerginliği giderecek ve istikrarı sağlayacak olan ise tabii ki Çin hükümeti. Bunun başaramazsa, sadece uluslararası alanda itibarı ciddi bir darbe daha almayacak, bütün olarak Çin?in ekonomik güvenliği de tehlikeye girecek. Pekin?in Han olmayan etnik gruplara sempatisinden olmasa bile en azından ülkenin ekonomik geleceği için Şincan?a istikrar ve huzur, Uygur Türklerine daha fazla refah ve daha fazla siyasi ve kültürel özgürlük getirmesi gerekiyor.