"uzay yarışı" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

2013, Türkiye için zorlu ve yorucu bir yıl oldu. Gezi olayları, operasyonlar, yolsuzluk soruşturmaları vs. derken içeride gündem hep yoğun, hep karmaşıktı. Buna bir de komşu coğrafyalardaki karışıklıklar ve trajediler eklenince 2013 Türkiye için bir türlü bitmek bilmeyen, sıkıntılı bir yıl oldu. 2014’ün daha aydınlık günler getireceğini ümit ediyor ve yılın bu son saatlerinde geride kalan on iki ay içerisinde Asya Pasifik bölgesinde gündemi belirleyen başlıca gelişmeleri kısaca hatırlatmak istiyorum.

2013-11.) Doğu Çin Denizi’nde gerilim tırmanıyor. Hatırlanacağı üzere 2012 yılın son aylarında Çin ve Japonya arasında bahsi geçen denizde yer alan adacıklar nedeniyle kriz çıkmış, her iki ülke de bu adalar (ve dolayısıyla adaların bulunduğu suların altında ulunan petrol ve doğal gaz yatakları) üzerinde hak iddia ederken, Pekin ile Tokyo arasındaki ilişkiler iyice gerilmişti. 2013 yılında bu gerilim devam ettiği gibi, Kasım ayında Çin’in Doğu Çin Denizi üzerinde bir “hava savunma tanımlama bölgesi” ilan etmesiyle yeni bir boyut kazandı. Çin tarafı bu bölge içerisinde seyreden tüm hava araçlarına kendilerini Çinli yetkililere tanıtma zorunluluğu getirmiş oldu. Ancak aynı bölgede Japon ve Güney Kore’nin de hava savunma tanımlama bölgelerinin olması ve bu üç bölgenin birbiriyle kesişmesi bir yandan sivil havacılık açısından komplike bir durumun oluşmasına, diğer yandan da ilişkilerin halihazırda gergin olduğu ve ülkelerin savunma harcamalarını hızla artırdıkları bir dönemde Kuzeydoğu Asya’da suların iyice ısınmasına yol açıyor.

2013-22.) Çin’de yeni bir dönem. 2012 yılının Kasım ayında Komünist Parti genel sekreterliğine getirilen Xi Jinping, Mart 2013’te devlet başkanı olarak göreve başladı. Xi yönetimi ilk aylarında özellikle ekonomik reformlar konusunda önemli adımlar atmaya başladı. Kasım ayında gerçekleştirilen parti kongresinde ekonominin işleyişinde piyasa dinamiklerinin daha fazla ön plana çıkartılması, tek çocuk politikasının gevşetilmesi, bankacılık ve sosyal güvenlik sistemlerinde reformlar yapılmasına yönelik alınan kararlar olumlu karşılandı. Yıl içerisinde Çin’in yeni yönetimi yolsuzlukla mücadele konusunda da kararlı bir tutum içerisinde yer aldı.

2013-33.) Tayland’da hükümet karşıtı gösteriler. Yılın son aylarında başkent Bangkok’un sokakları hükümeti hedef alan protestolara sahne oldu. Göstericiler, Başbakan Yingluck Shinawatra’yı 2006 yılında bir darbe ile görevden uzaklaştırılan, görevi kötüye kullanmak ve yolsuzluktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırılan ve 2008 yılında ülkeyi terk ederek yurtdışına yerleşen ağabeyi eski Başbakan Thaksin Shinawatra’nın çıkarlarına hizmet etmekle itham ettiler ve istifasını istediler. Göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda can kayıpları yaşanırken yeni yıla girdiğimiz şu günlerde Tayland’daki krize çözüm halen bulunamadı.

2013-44.) Doğal felaketler. Filipinler’i vuran, altı bin kişinin hayatını kaybetmesine, bir milyona yakın insansın ise evlerinden olmasına yol açan Haiyan Tayfunu, ülkede derin yaralar açtı. Dünya tarihinin en büyük dördüncü fırtınası olarak kayıtlara geçen Haiyan, zor bir dönemden geçmekte olan Filipinler ekonomisine ağır bir darbe oldu. Diğer yanda Endonezya’da çıkan yangınlar, geniş ölçekte ormanlık alanların kaybına yol açarken ortaya çıkan duman ve hava kirliliği, sadece Endonezya’yı değil rüzgarların etkisiyle ulaştığı Singapur ve Malezya’yı da olumsuz yönde etkiledi. Bangladeş’in başkenti Dakka ise doğal değil insan yapımı bir felakete sahne oldu. Tekstil atölyelerini içeren ve kaçak olduğu tespit edilen bir yapı çökünce enkaz altında kalan 1,100 kişi hayatını kaybetti.

2013-55.) Seçimler. Asya-Pasifik bölgesindeki bazı ülkeler için 2013 seçim yılıydı. Mayıs ayında Malezya’da yapılan seçimlerden iktidardaki Barisan Nasional koalisyonu bir önceki seçimlere göre oy kaybetmesine rağmen galip çıktı. Ülke genelinde seçime hile karıştırıldığı iddiasıyla protestolar gerçekleştirildi. Kamboçya’da da benzer bir durum yaşandı ve seçimleri az bir farkla kazanan Kamboçya Halk Partisi’ne karşı muhalefet tarafından gösteriler düzenlendi. Pakistan’da Pakistan Müslümanlar Birliği’nin kazandığı seçimleri takiben Navaz Şerif başbakanlığında yeni bir hükümet kuruldu ve ülke tarihinde ilk kez sivil bir hükümet demokratik seçimler sonucu yerini başka bir sivil hükümete bırakmış oldu. Avustralya’da ise Tony Abbott liderliğindeki Liberal-Muhafazakar koalisyon seçimlerden galip çıkarak altı yıllık İşçi Partisi iktidarına son verdi.

2013-66.) Uzay yarışı. 14 Aralık’ta, aya en son insan ayağı değmesinden 41 yıl, aya en son başarılı bir şekilde uzay aracı indirilmesinden ise 37 yıl sonra, Çin Halk Cumhuriyeti uzay programı dahilinde bir insansız uzay aracın ay yüzeyine iniş yaptı. Hindistan ise Mars’a uzay aracı gönderen ilk Asya ülkesi oldu. 5 Kasım’da fırlatılan roketin taşıyacağı uzay aracı 300 gün sürecek bir yolculuktan sonra Eylül 2014’te Mars’ın yörüngesine girecek.

2013-77.) Olimpiyatlar. Tokyo, 2020 Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hak kazandı. İstanbul ile Madrid’in de aday olduğu süreçten galip çıkan Tokyo, 1964’ten sonra oyunlara ikinci kez ev sahipliği yapacak.

(Bu yazı ilk olarak Bahçeşehir Üniversitesi Asya Pasifik Araştırmaları Merkezi tarafından çıkartılan “Asya’da Gündem” bülteninde yayınlanmıştır.)

Çin Halk Cumhuriyeti, uzaya fırlattığı bir balistik füze ile yörüngedeki eski bir uyduyu imha etti. 11 Ocak 2007 tarihinde gerçekleştirilen bu anti-uydu denemesinde Sichuan eyaletindeki Xichang kentinin 64 km kuzeybatısında yer alan bir merkezden fırlatılan füze, dünyadan 865 km uzaklıkta yörüngede olan Fengyun serisinden FY-1C meteoroloji uydusunu başarıyla vurdu. Fırlatılan füzenin, 1,800 km menzilli ve 600 kg’lık bir savaş başlığı taşıyan DF-21/CSS-5 füzesi olduğu tahmin ediliyor.

Yapılan bu deneme konusunda önce Çin hükümeti herhangi bir bilgi vermezken, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi 18 Ocak 2007 tarihinde denemeyi doğrular nitelikte bir açıklama yaptı. Çin yönetiminin bu konudaki açıklaması ise 23 Ocak’ta geldi. Çin’in bu denemesi, 1985 yılında ABD’nin yaptığı denemeden sonra uzaydaki ilk anti-uydu faaliyeti olurken, bu denemeler imha edilen uydulardan kopan parçaların daha sonra uzun sürede yörüngede kalarak uzay faaliyetleri açısından tehlike oluşturması nedeniyle eleştiriliyor.

‘Barışçıl’ uzay faaliyetleri

Çin Dışişleri Bakanlığı, konuyla ilgili olarak yaptığı ilk açıklamada “Çin’in uzayda herhangi bir şekilde silahlanma yarışına girmeyeceğini” bildirdi. Ekonomik olarak hızla büyüyen, bölgedeki nüfuzunu giderek artıran ve küresel düzen içerisinde daha iddialı bir duruma gelen Çin, dünya meselelerini artık bir ‘sıfır toplamlı oyun’ (zero-sum game) olarak görmüyor ve kendi yükselişinin diğer ülkeler için bir tehdit olmadığını vurgulayan ‘barışçıl kalkınma’ (heping fazhan) politikasını sürdürüyor. Dolayısıyla, Beijing, bu anti-uydu denemesinin de bu çerçevede ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Diğer yandan gerçekleştirilen bu deneme, başta ABD’nin 1967, Çin’in ise 1983 yılında imza koymuş olduğu Birleşmiş Milletler Dış Uzay Anlaşması olmak üzere uluslararası anlaşmalara da aykırı bir özellik taşımıyor.

Söz konusu anti-uydu denemesi Çin’in uzay programı genel çerçevesi içinde ele alındığında, son yıllarda bu alanda atağa geçmiş olan Beijing yönetiminin yeni bir adımı olarak görülebilir, ‘süper güç olmanın gereğini yerine getirme’ çabası olarak değerlendirilebilir. Çin, şu anda resmi verilere göre uzay programı için yılda 500 milyon dolar harcıyor. 2003 yılında taykonot Yang Liwei’nin Shenzou-5 ile uzaya gönderilmesiyle ABD ve Rusya’dan sonra uzaya insan gönderen üçüncü ülke olan Çin, 2008 yılında bir taykonotu ile uzay yürüyüşü gerçekleştirmeyi ve 2010 yılında ise aya insansız bir uzay aracı göndermeyi planlıyor.

Uzay faaliyetlerini hızlandıran Çin, ABD’ye bu alanda rakip mi oldu’ Henüz bunu söylemek için çok erken. ABD, bu tür anti-uydu denemelerini ilk 1959 yılında Sovyetler Birliği ise 1963 yılında yapmıştı. Şu anda Çin’in sahip olduğu uzay teknolojisi ABD’nin de, Rusya’nın da çok gerisinde. Ancak gerek ABD’de gerek Rusya’da endişe yaratan bir konu var ki, o da artık Çin’in başka ülkeler tarafından yörüngeye sokulan ‘casus uyduları’ bulup yok etme kapasitesine sahip olması.

Casus uydular

Uzaydaki casus uydular sayesinde dünyanın her tarafı gerek defansif, gerekse ofansif amaçlarla izlenebiliyor ve istihbarat toplanabiliyor. Diğer yandan ABD’nin sık sık uyguladığı ve son örneklerinin Irak’ta görüldüğü gibi yörüngedeki uydular sayesinde füzeler son derece hassas bir biçimde yönlendirilerek nokta atışı yapılabiliyor. Çin, artık bunların kendisine karşı kullanılamayacağını gösterdi, ABD ise bu konudaki mutlak üstünlüğünün artık zayıfladığı gerçeğini kabul etmek zorunda kaldı. Bu durum büyük ölçüde Çin’le sınırı olan ve casus uydulardan faydalanan Rusya için de geçerli. Ancak Rusya için özel bir durum da söz konusu. Rusya, kendi doğu bölgesini gözetlemek için de büyük ölçüde casus uydulardan faydalanıyor, çünkü bu bölgelere ulaşım altyapısı son derece zayıf. Rusya Uzakdoğusu’na komşu olan Çin’in uzayda da böyle bir kapasiteye sahip olması Moskova’yı endişelendirmek için yeterli bir sebep.

Çin’in anti-uydu denemesi, ülkenin giderek hız kazanan silahlanma eğilimi çerçevesinde ele alındığında ise değişik bir tablo ortaya çıkıyor. 2006 yılında Çin’in askeri haracamaları, Beijing’in açıkladığı resmi rakamlara göre, bir önceki yıla göre yüzde 14.7 oranında artarak 36.3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Pentagon’a göre ise bu rakam özellikle düşük gösteriliyor; gerçek rakam ise bunun 2-3 katı seviyesinde. Bu arada Çin’in rakamlarına güvenmeyenler olduğu gibi Pentagon’unkilere güvenmeyen uzmanlar da var ve bazı kesimlere göre Pentagon’un bu iddiada bulunmasının sebebi ABD’nin resmi olarak ‘Tek Çin’ prensibini kabul etmesinine rağmen Tayvan’a yüksek teknolojili silah satışını haklı gösterebilmek. Tüm bu rakamsal belirsizlik bir kenara bırakılırsa, Çin’in giderek askeri harcamalarını artırdığı net bir gerçek.

Anti-uydu senemesinden iki hafta önce yayınlanan Çin Halk Cumhuriyeti 2006 yılı Ulusal Savunma Belgesi’ne göre Tayvan’da söz konusu olabilecek ve ABD tarafından desteklenecek bir tam bağımsızlık ilanı, Çin için en büyük güvenlik tehdidini oluşturuyor. Mart 2005’te çıkartılmış olan bir kanun da zaten Çin’e böyle bir durumda Tayvan’a askeri müdahelede bulunma hakkını tanıyor. Diğer yandan söz konusu belgede Japonya’nın pasifist anayasasını değiştirmesine ve Kuzey Kore’nin nükleer denemelerine, dolayısıyla artan bölgesel tehditlere değiniliyor. Bu açıdan Çin’in anti-uydu denemesi ile giderek tırmanan ve gerekçeleri hazır olan silahlanma, Çin’in gayrıresmi ‘asimetrik savaş’ doktrini çerçevesinde yeni bir safhası olarak da düşünülebilir. ABD Deniz Kuvvetleri Yüksek Lisans Okulu’ndan Guo-Woei Jinn’e göre:

Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel siyaseti şekillendirmiş olan askeri alandaki değişiklikler, ABD öncülüğünde bir askeri devrime yol açmıştır. Çin Halk Kurtuluş Ordusu da yüksek teknoloji şartlarında asimetrik savaş özelliklerine ağırlık vermektedir. Çin’e göre asimetrik operasyonlar sayesinde Tayvan’ın altyapısına zarar vermeden buraya kısa süreli ve net bir müdahalede bulunmak mümkündür. Bu operasyonların düşük yoğunluk, az yan zarar, yüksek etki, yüksek hücum hızı ve çabuk zafer gibi avantajları da vardır.

Hızlanan uzay yarışı

Anti-uydu denemesi ne amaçla yapılmış olursa olsun, ‘süper güç’ rolüne soyunan Çin’in uzay programına giderek daha fazla yatırım yapması muhtemel görülüyor. Uzay yarışı, Soğuk Savaş’ın ilk dönemlerinde iki süper güç ABD ile Sovyetler Birliği arasında başlamış ve birbirlerine üstünlük sağlama endişesi, bu yarışı hızlandıran bir etken olmuştu. Bu yarışın önemli bir boyutu da uzayın askeri amaçlar için kullanımıydı. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle bu sefer bu iki güç Uluslararası Uzay İstasyonu gibi ortak projelerde yer aldılar. Bugün ise Çin’in de uzaya çıkmasıyla, bu yarışın -gerek bilimsel, gerekse askeri boyutlarıyla- tekrar ivme kazanması beklenebilir. Şu anda ülkelerin gündeminde olan uzayla ilgili bazı projeler şöyle:

* 2009 yılında Rusya, Mars gezegeninin büyük uydusu olan Phobos’a insansız bir araç göndermeyi planlıyor. Çin’in de katılması öngörülen bu proje çerçevesinde Rus aracı, Phobos yüzeyinde bilimsel amaçlarla malzeme toplayacak. Rus aracına bağlı olan bir Çin uydusu ise Mars çervesinde yörüngeye oturtulacak.
* NASA, Ekim 2008’de aya insansız bir araç göndermeyi planlıyor. 2010 yılında Uzay Mekiği programını sona erdirecek olan kuruluş, 2014 yılında insanlı misyonlara başlamayı ve 2020 yılına kadar da ay yüzeyinde bir üs kurmayı hedefliyor. Bu misyonlarda uzay mekiğinin yerini alacak olan Orion isimli keşif araçları kullanılacak.
* Avrupa Uzay Ajansı’nın hedefi, 2009 ya da 2010 yılında aya insansız bir araç indirmek ve 2020 yılında da insanlı bir misyon gerçekleştirmek. Diğer yandan Aurora Programı çerçevesinde de 2024 yılında Mars’a insanlı bir misyon gerçekleştirilmesi hedefleniyor.
* Japonya’nın hedefi de 2025 yılına kadar ayda bir üs oluşturabilmek.
* Chandrayaan-1 ile Şubat 2008’de aya ilk insansız misyonunu gerçekleştirecek olan Hindistan, geliştirdiği Jeosenkronize Uydu Fırlatma Aracı ile 2014 yılında uzaya bir astronot göndermeyi hedefliyor.

Uzay yarışı, daha çok katılımcıyla hız kazanacak. Bununla birlikte bu çerçevede Soğuk Savaş’ta kalma bazı paranoyaların ve şüpheciliklerin ortaya çıkması beklenebilir. Nitekim, Çin’in anti-uydu denemesine gösterilen tepkiler de bunun bir işareti oldu. Hawaii Üniversitesi’nden Stacey Solomone’un öngörüsü bu çerçevede önem taşıyor:

Çin’in uzay programının Halk Kurutuluş Ordusu tarafından kontrol ediliyor olması gerçeğinin Çin ile ABD arasında bir uzay yarışı başlatması muhtemeldir. Bu iki ülke arasında daha fazla sivil alanda işbirliği olmaması halinde, iki ülkenin askeri güçleri birbirlerinin paranoyalarını kuvvetlendirecek ve her iki taraf da diğerine üstünlük sağlamaya çalışacaktır. Bu da uzayın silahlandırılmasında bir çığ etkisi oluşturacaktır.