"Vietnam" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

resim.aspGeride bıraktığımız 2015 yılı, Asya ekonomilerinin genelinde büyümenin hız kestiği, ancak bununla birlikte yapısal reform ve yeniden yapılandırma çabalarının sürdüğü, ortaya yeni tehdit ve fırsatların çıktığı, çok taraflı platformlarda büyük çaplı entegrasyon projeleri üzerinden somut adımların atıldığı bir yıl oldu. Çin ekonomisi bölgenin itici gücü olmaya devam etmesine rağmen giderek tehlike sinyalleri vermeye başladı. Asya’nın başarı hikayesi olarak gözler daha çok Hindistan’a çevrilmeye başladı. Japonya ise büyümesini sürdürülebilir bir zemine oturtmasını bekleyenleri yine hayal kırıklığına uğrattı. Japonya haricinde kalkınmakta olan Asya 2014 yılında ortalama yüzde 6,2’lik bir büyüme sergilemişti. Asya Kalkınma Bankası’nın (ADB) projeksiyonlarına göre bu oranın 2015 için yüzde 5,8’e inmesi öngörülüyor.

Çin, ihracata ve ağır sanayi ile altyapı yatırımlarına dayalı bir büyüme modelinden iç tüketime, yüksek katma değerli, teknoloji içerikli üretime ağırlık veren bir modele doğru yapısal bir değişim geçiriyor, bunu yaparken de ekonomide devlet müdahalesinden ziyade piyasa dinamiklerini etkin kılmayı hedefliyor. Bu süreç içerisinde beklendiği gibi büyümenin hızı da düşüyor. Son olarak açıklanan rakamlara göre 2015’in üçüncü çeyreğinde Çin ekonomisi yıllık bazda yüzde 6,8 oranında büyüdü. Bu rakam Çin’in yaklaşık otuz yıl boyunca sürdürdüğü çit haneli rakamlardan uzak olsa da Çin halen Asya ortalamasının üzerinde büyüyor.

Çin’de değişimin sıkıntıları

Çin ile ilgili esas soru, büyüme hızının hangi seviyeye kadar düştüğü ya da düşeceği değil, ekonomik reformların ve liberalizasyon sürecinin ne ölçüde başarıyla sürdürülebildiği şeklinde ortaya çıkıyor. Bu anlamda 2015 yılı Çin açısından çok parlak geçmedi. Şanghay Borsası’nın Haziran ayı ortasından itibaren günlük bazda büyük ölçekli değer kayıpları yaşaması, bu çöküşün ekonominin bütününe yayılacağı ve Çin’in büyümesinde sert bir inişe yol açacağı yönünde endişelere yol açtığı gibi, Pekin yönetiminin borsadaki çöküşü keskin bir devlet müdahalesiyle önlemeye çalışması, bu çerçevede bazı hisse senetlerinin işleme kapatılarak, yeni halka arzların durdurulması ve kamunun sağladığı finansmanla piyasada büyük ölçekli hisse alımları yapılarak bir denge sağlanmaya çalışılması, Çin’in gerçek anlamda bir piyasa ekonomisine geçiş çabaları konusunda derin soru işaretlerinin oluşmasına yol açtı. Borsadaki gelişmelerin ardından Merkez Bankası’nın devalüasyona gitmesi ise Çin’in zayıflayan ihracatına tekrar ivme kazandırmak için başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirildi. Tüm bu gelişmelerin üzerine Eylül ayında açıklanan Çin ekonomisinin yumuşak karnı kamu iktisadi teşekküllerine yönelik reform paketinin de sadece yüzeysel değişiklikler içermesi ve bu alandaki sorunları temeline inememesi, Çin’in yapısal dönüşümü ile ilgili yeni bir hayal kırkılığı oldu.

Çin, 2016 yılıyla birlikte 13. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nı uygulamaya başlayacak. Planın metni henüz açıklanmadıysa da Çin’in yapısal dönüşümünü ön plana çıkartan, bu anlamda hedefleri ortaya koyan bir metin olduğu biliniyor. Ancak 2015 yılı sorunun teoride değil pratikte olduğunu gösterdi. 2016 ile başlayacak yeni dönemde Çin hükümetinin uygulamada daha etkin olması gerekiyor.

Yeni başarı hikayesi Hindistan

Asya’nın yeni başarı hikâyesi olarak ise Hindistan ön plana çıkıyor. 2015 yılının üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 7,4’lük bir büyüme sergileyen Hindistan, Asya’nın büyük ekonomileri arasında 2015’te bir önceki yıla göre büyüme oranını artırması öngörülen tek ülke olduğu gibi büyüme hızı açısından Çin’i geçmiş olası da dikkat çekiyor. Hindistan ekonomisi büyük ölçüde gelişmiş bir hizmet sektörüne ve yüz milyonlarca insanın geçimini sağlayan devasa ancak iklim koşullarından etkilenen bir tarım sektörüne sahip. 2014 yılındaki seçimlerle iş başına gelen Narendra Modi hükümeti, bu yapı içerisinde eksik olan imalat sektörünü de geliştirmek için girişimlerde bulunmuş, ülkenin artan nüfusunun sağladığı esnek işgücü ve düşük maliyet avantajından sağlanarak bu sektörü geliştirmeyi hedeflemişti. Bu alanda 2015’in Hindistan için başarılı bir yıl olduğu görülüyor. Yılın üçüncü çeyreğinde imalat sektörünün yüzde 9,3 büyüyerek genel ekonomik büyümenin itici gücü olması bu duruma işaret ediyor. Bu olumlu gidişatın sürdürülebilmesi için Modi’nin iş ortamında iyileştirmeler yapmaya devam etmesi, bürokrasiyi azaltması ve bu şekilde yabancı sermayeyi ülkeye daha fazla çekmesi gerekiyor.

Japonya’dan 2015 yılı boyunca gelen ekonomik haberler pek de olumlu olmadı. Yılın ikinci çeyreğinde yüzde 0,5 oranında küçülen Japon ekonomisinin üçüncü çeyrekte ise yüzde 0,8 oranına küçüldüğü açıklandıysa da bu rakam daha sonra hükümet tarafından yüzde 1’lik bir artış şeklinde revize edildi. 2012 yılı sonunda göreve gelen Shinzo Abe hükümeti, genişlemeci bir para politikasıyla piyasa likidite sağlayıp bir yandan deflasyondan mustarip ekonomiyi ılımlı, yaklaşık yüzde 2’lik bir enflasyon seviyesine çekmeyi, yen’in değerini düşürerek ihracatta güç kazanmayı, mali teşvik paketleriyle ekonomiye yeni bir dinamizm kazandırmayı ve son olarak da yapısal reformlarla Japon ekonomisini daha üretken ve daha canlı bir hale getirerek sürdürülebilir bir büyüme trendine ulaşmayı amaçladı. 2015 yılının sonu itibariyle Japonya hâlâ bu hedeflerden uzak durumda. Ekim 2015 verilerine göre enflasyon ancak yüzde 0,3 seviyesinde. Enflasyon artırılamayınca şirket kârları artmıyor, bu da yeni yatırımların ve istihdam artışının önünü kesiyor. Üretkenlik seviyesindeki düşüklük ve genel olarak küresel ekonomideki talep daralması, yen’in değerindeki düşüşün ihracata olumlu bir etki sağlamasını engelliyor. Tüm bunların üzerine yapısal reformlarda da gerekli ivme oluşamayınca, Japon ekonomisinin 2015 yılında olduğu gibi büyük ölçüde yerinde saydığını görüyoruz. Çin ekonomisindeki yavaşlamanın da Japonya’dan ithal edilen ürünlere talebin ciddi bir şekilde azalmasına yol açtığını ve bunun da Japon üreticileri üzerinde olumsuz bir etki oluşturduğunu da eklemek gerekiyor.

Tayland ve Vietnam çıkışta

ADB’nin hesaplamalarına göre Asya’da 2015 yılını Hindistan ile birlikte sadece Tayland ve Vietnam büyümelerine bir önceki yıla göre hız kazandırarak kapattılar. Tayland’da 2014 yılında gerçekleşen askeri darbenin sonrasında 2015’te istikrarın nispeten de olsa yeniden tesis edilmesi ve buna paralel olarak kamu yatırım harcamalarına büyük kaynak ayrılması büyümenin hız kazanmasında önemli bir etken oldu. Vietnam’da ise 2015 yılında ekonomideki liberalleşme girişimlerinin ve Batı piyasalarıyla yakınlaşmanın arttığı gözlemlendi.

Son olarak 2015 yılının çok taraflı ekonomik platformlarda aktivizmin arttığı bir yıl olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD’nin öncülüğünü yaptığı, Pasifik Okyanusu’nun iki tarafını bir araya getiren ve Çin’i içermese de küresel ekonomini yüzde 40’ına karşılık gelen Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) ticaret anlaşması Ekim ayında 12 üye ülke tarafından imzalandı. Anlaşmanın işlerlik kazanması için üye ülkelerin parlamentoları tarafından onaylanması gerekiyor, ancak bu anlaşmanın sonunda imzalanmış olması bile Asya ekonomileri ve küresel ekonominin bütünü için önemli bir adım. Diğer yandan Çin’in öncülüğündeki Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) projesi de Haziran 2015’te imzalanan anlaşmayla hayata geçirildi. 2016 yılında bir yandan Asya ekonomilerinin büyümelerine istikrar kazandırma çabalarını ve bu çabaların ne kadar etkin bir şekilde sürdürülebileceğini, diğer yandan da TPP ve AIIB gibi oluşumların kuruluş süreçlerini ne ölçüde tamamlayıp Asya ekonomilerine kadar katma değer sağlayabileceklerini gözlemleyeceğiz.

Vietnam?ın başkenti Hanoi?de gerçekleştirilen Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü (ASEAN) Zirvesi?nde ana konunun Myanmar?da (Burma) 7 Kasım?da yapılacak olan seçimler olması bekleniyordu. Bu konu beklendiği şekilde gündemin ilk sıralarında yer aldıysa da, esas olarak Hanoi Zirvesi?nde iki konunun önem kazandığını düşünüyorum. Bunlardan birincisi, Çin ile ASEAN ülkeleri arasındaki ilişkilerde yaşanan gerginlik, ikincisi ise Vietnam?ın kendisini bölgede yeniden konumlandırmaya yönelik girişimleri.

Hanoi zirvesine katılan liderler bir arada

Uluslararası ilişkiler literatüründeki realist paradigma, yükselen bir güç karşısında bölgedeki diğer ülkelerin bir araya gelerek yükselen güce karşı bir denge oluşturacaklarını öngörür. Bu nedenle yıllardır akademik çevrelerde ASEAN ülkelerinin Çin?e karşı bir bloklaşmaya gitmemiş olmalarının realist paradigma açısından sorunlu bir durum olup olmadığı tartışılır. Harvard profesörlerinden Stephen Walt?ın teorisine göre ise ülkeler yükselen bir güce değil, yükselişini tehdit olarak gördükleri güce karşı bir denge oluşturmaya çalışırlar.

Son dönemlerde gerek akademik gerekse siyasi çevrelerde Çin?in ASEAN tarafından giderek artan oranlarda bir tehdit olarak görülmeye başlandığı konuşuluyor. Bunun başlıca sebebi de Çin?in petrol ve doğal gaz yatakları içeren Güney Çin Denizi?ndeki hak iddialarını daha yüksek sesle dile getirmeye başlamış olması. Bu konu yüzünden son olarak Çin ile Japonya arasında ortaya çıkmış olaran gerilim hafızalardaki tazeliğini koruyor. Diğer yandan Çin bu denizdeki askeri gücünü de artırıyor. Hanoi?deki zirvede bu durum karşısında iki ayrı gelişme net bir şekilde görüldü. Bunlardan birincisi, Japonya ile Hindistan arasında bir yakınlaşma başlaması, ikincisi ise Çin?in konuyu söz konusu denize kıyısı olan tüm ülkelerle tek tek masaya oturmayı tercih etmesine rağmen, başta Vietnam ve Filipinler olmak üzere ASEAN ülkelerinin ortak bir konum ortaya koymaya çalışmaları. Ancak bu her iki durumun da ne ölçüde somut politikalara dönüşeceğini ve Çin?in buna karşı nasıl bir tutum sergileyeceğini zaman gösterecek.

Vietnam?ın son dönemlerdeki girişimleri oldukça dikkat çekici. Geçtiğimiz günlerde Vietnam hükümeti, Güney Çin Denizi?ndeki (Vietnamlılar bu denizi ?Doğu Denizi? olarak adlandırıyor) Cam Ranh Körfezi?nde yer alan, savaştan kalma Amerikan askeri üssünü elden geçirip yabancı ülkelerin savaş gemilerinin kullanımına açacağını açıkladı. Thanh Nien gazetesinin haberine göre tadilat üç yıl sürecek ve askeri üssün yeniden yapılandırılmasında Rus danışmanlardan ve Rus teknolojisinden destek alınacak. Bu girişimin Çin?e karşı bir bir tavır olduğunu tahmin etmek için strateji uzmanı olmaya gerek yok sanırım.

Ekonomik açıdan da Vietnam, Çin?e karşı iddiasını artırma çabasında. Hanoi?deki zirve sırasında yaşanan iki gelişme bu durumu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Birincisi, Vietnam son olaylar nedeniyle Çin?in Japonya?ya ihracatını durdurduğu bazı madenleri, bu ülkeye artık kendisinin tedarik edeceğini açıkladı. İkinci olarak ise büyük ABD şirketleri bölgedeki yeni yatırımlarını Vietnam?a yönlendirmeye karar verdiler. Hatta geçtiğimiz hafta Intel, Boeing ve Microsoft, Vietnam hükümeti ile anlaşmalara imza koydu. Bu anlaşmalar imzalanırken salonda bulunanlar arasında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da vardı.

Vietnam, ekonomik açıdan Çin?in sahip olduğu gücün ve büyüklüğün henüz çok uzağında. Ancak Çin?e bir alternatif olma iddiasını taşıyor ve görülen o ki ABD?nin de desteğini alıyor. Bununla birlikte her ne kadar Güney Çin Denizi?nde soğuk rüzgarlar esse de Vietnam?ın da diğer ASEAN ülkelerinin de ABD?ye güvenerek işi Çin?i düşman edinme boyutuna getireceklerini düşünmek yanlış olur. Esas olarak ASEAN ülkelerinin yapmaya çalıştıkları, Çin?e (ve bu yılın başında yürürlüğe girmiş olan Çin-ASEAN serbest ticaret anlaşmasına) ekonomik açıdan ihtiyaç duydukları gerçeğini göz ardı etmeden, bu ülkeye karşı pazarlık güçlerini artırmaya çalışmak. En azından şu aşamada ASEAN?ın Çin?e karşı ABD sponsorluğunda bir dengeleme oluşturduğunu söylemek doğru değil, ama tabii ki zaman ne gösterir bilinmez.

Hemşire Tanrıça Göksel

Kütüphanede 1971 yılına ait gazeteleri karıştırırken ilginç bir habere rastladım. Vietnam Savaşı?na gönüllü olarak katılan ve iki yıl boyunca savaş alanında kalarak yaralılara şifa dağıtan bir Türk hemşiresinin, Tanrıça Göksel’in haberi bu. Aslen İstanbullu olan Tanrıça Hemşire, daha sonra Kanada?ya yerleşmiş ve burada hemşirelik yapmaya başlamış. 1969 yılında ise Uluslararası Kurtarma Örgütü?nün bir mensubu olarak Saygon?a (bugünkü Ho Chi Minh City) giden Göksel, Güney Vietnam?ın kırsal kesimlerinde ve dağ köylerindeki sağlık merkezlerinde çalışmış. İki yıl boyunca arkadaşları ile birlikte toplam 20 bin yaralı ve hastaya yardım ettiklerini söyleyen Tanrıça Hemşire?yi en çok etkileyen ise ?gülmesini unutmuş Vietnamlı köylü çocukları? olmuş. Bir yandan Tanrıça Hemşire şanslıymış da, ateş altında hiç kalmamış. Ancak ne yazık ki kendisi ile birlikte çalışan bir Avusturyalı hemşire mayına basarak hayatını kaybetmiş.

Tanrıça Göksel hemşirenin hikayesi çok ilginç. Acaba Vietnam?da ya da dünyanın başka yerlerinde, başka zamanlarda, Türkiye?den başka kimler, hangi sağlık gönüllüleri görev yaptı? Bunu bilmemiz çok zor. Tanrıça Hemşire?nin de hikayesine tesadüfen rastladım. Şu anda acaba ne yapıyordur? Bilemiyorum, ancak sıhhatte olduğunu ümit ediyorum.

Tanrıça Göksel, Vietnam'da bir hemşire arkadaşı ile birlikte... (Fotoğraflar, 12 Ağustos 1971 tarihli Milliyet gazetesinden alınmıştır.)

Önce başıma gelen bir olayı anlatayım. Vietnam?ın Ho Chi Minh City kentindeki bir üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapan değerli bir arkadaşımı ziyaret etmek amacıyla, Ankara?daki Vietnam Büyükelçiliği?nden vizemi aldım ve yollara düştüm. 26 Ocak 2009 tarihinde Singapur?dan uçağa bindim ve yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra Ho Chi Minh City?ye vardım. Gelin görün ki, pasaport kontrolünü geçmek mümkün olmadı. Yetkililerin kendi aralarında uzun süren tartışmaları (tabii ben hiçbirini anlamıyorum) sonunda bana şöyle bir açıklama yapıldı: ?Vietnam Büyükelçiliği size D tipi vize vermiş. Ancak böyle bir vize tipi yok. Dolayısıyla sizi ülkeye alamayız.? Geldiğim uçağa bindiğim gibi Singapur?a geri döndüm. Bu arada fotoğrafta üzerine ?Cancelled? damgası vurulmuş vizemi görüyorsunuz.

Bu olaydan birkaç gün sonra Türkiye?de gazeteler tanınmış manken/sörfçü Çağla Kubat?ın da Vietnam?da benim gibi bir havaalanı ziyareti yaptıktan sonra kapıdan çevirilip geri gönderildiğini yazdılar. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Haber Türk gazetesinden Seçkin Ürey, konuyu bir ölçüde aydınlatan, ancak canımızın daha da sıkılmasına yol açan bir haber yayınladı (?Dolandırıcılık Yapan Türkler Kubat?ı Yaktı?, Haber Türk gazetesi, 15 Mart 2009). Buna göre Vietnam?ın Türk vatandaşlarına karşı bir böyle bir tavır takınmasının sebebi, Türklerin ülkede dolandırıcılık olaylarına karışmış olmaları. Haberde Vietnam emniyet yetkililerinin Türkleri, Iraklılar ve İranlılarla birlikte ülkede en fazla dolandırıcılık suçuna karışan kişiler olarak nitelendiren bir açıklamasına da yer veriliyor.

Şimdi benim durumuma dönelim. Beni ülkeye almama gerekçelerine bakacak olursak, şu iki durumdan birisi geçerli olmalı. Ya Ankara?daki Vietnam Büyükelçiliği, D tipi vize diye bir şey olmadığını bilmiyor, ya da havaalanındaki görevliler keyfi uygulama yapıp, gerçeği yansıtmayan sebeplerle insanları geri çeviriyorlar. Öyle ya, gerçekten istenmeyen bir adam olmasam, ilk başta vizeyi hiç alamamam gerekirdi. Vizeyi verip de sonra ?aaa yanlış vize vermişler? kapıdan geri çevirmek ne demek? Bu arada bahsettiğimiz yer dünyanın öbür ucu. Arkadaşımı göremediğim gibi, yüzlerce liralık zarara da uğradım (uçak bileti, otel rezervasyonları vs yüzünden). Kim karşılayacak bunu?

Vietnamlılardan bir açıklama ya da özür tabii ki beklemiyorum. Sadece dolandırıcı olmadığımı bilmelerini isterim. Ancak asıl merak ettiğim başka bir konu var. Vietnam ile ilgili bu durum benim şahsi durumum olmaktan çıktı, Türk vatandaşlarına karşı olumsuz bir tavır haline geldi ve basına da konu oldu. Acaba Türkiye Cumhuriyeti devleti, vatandaşlarına karşı alınan bu aşağılayıcı tutum karşısında harekete geçti mi? Ne tür girişimlerde bulunuldu? Açıkcası bu konuda bir bilgi ulaşmadı bana, o yüzden şimdilik sadece bu girişimlerin yapılmış olduğunu ümit etmekle yetiniyorum. Son sözüm ise şu olacak: daha da gitmem Vietnam?a, bitmiştir artık Vietnam benim için!

(Bu yazı ilk olarak Hedef dergisinin Haziran 2007 sayısında yayınlanmıştır.)

11 Ocak 2007 tarihinde Dünya Ticaret Örgütü’nün Cenevre’deki binasına gelen ziyaretçiler, çatıdan sarkıtılan dev boyutlarda mavi renkli bir pankartla karşılaştılar. Üzerinde büyük bir Vietnam bayrağı vardı ve üç dilde ‘Hoşgeldin’ yazıyordu. Küresel ticaretin patronları -daha doğrusu denetleyicileri- 150. üyelerini işte böyle karşıladılar. Aynı saatlerde Hanoi’de ise büyük sevinç vardı. Uzun ve çetin geçen bir süreçten sonra Vietnam, diğer üye ülkelerle pazar erişim müzakerelerini tamamlamış ve katılım protokolü ile ilgili çok taraflı görüşmelerde tüm ilgili taraflarla mutabakata vararak sonunda DTÖ’ye kabul edilmişti. Sadece iki ay önce başkentte son derece başarılı bir Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) Zirvesi gerçekleştirmiş olan Vietnamlılar, DTÖ üyeliğiyle artık tam anlamıyla küresel ekonominin aktörlerinden birisi olmuşlardı.

1980’li yılların ortalarından bu yana planlı ekonomiden pazar ekonomisine geçiş sürecinde olan Vietnam için DTÖ üyeliği, aslında yeni bir dönemin başlangıcı değil, daha önce başlamış olan bir sürecin ciddi bir şekilde ivme kazanması anlamına geliyor. 1986’da başlatılmış olan ve serbest girişimi teşvik eden ‘Doi Moi’ adındaki ekonomik reform programı ile Vietnam’ın komünist yönetimi bugün ülkenin ekonomisini oldukça iyi bir seviyeye getirmiş durumda. Kaldı ki, bu ekonominin yıllar süren korkunç bir savaşta tahrip olmuş olduğunu da unutmamak gerek. DTÖ üyeliği ile Doi Moi’nin ileri bir safhasına geçilmiş olacağını söylemek mümkün.

2006 yılında yüzde 8.2 oranında büyüyerek Çin Halk Cumhuriyeti’nin ardından Doğu Asya’da en yüksek ikinci büyüme oranını yakalamış ülke olan Vietnam GSYİH’si, on yıl öncesine göre iki katı büyüklüğe ulaşmış durumda. Buna rağmen, Vietnam’ın ekonomik bir dev olduğunu söyleyemeyiz; en azından şimdilik. 2006 yılı itibariyle Vietnam ekonomisinin büyüklüğü 67 milyar dolar. Başka bir deyişle Filipinler’in yarısı, Endonezya’nın 6’da biri, Çin’in 40’da biri, Japonya’nın ise 80’de biri büyüklükte. Ancak Vietnam, hızlı büyüyor ve bu büyümede özel sektör önemli bir rol oynuyor. Sadece 2005 yılı içerisinde ülkede 40 bin özel işletme faaliyete geçti. Diğer yandan 2006 yılında Ho Chi Minh City Borsası, yüzde 70’lik getirisiyle Doğu Asya’nın en yüksek performanslı menkul kıymetler borsası oldu.

Vietnam’ın DTÖ yükümlülükleri

DTÖ üyeliği, Vietnam’ın bu hızlı büyümesine ve büyümenin sürdürülebilirliğine şüphesiz ki katkıda bulunacak. Ancak tabii ki Vietnam’ın bu çerçevede üstlenmiş olduğu yükümlülükler var. Bunların başında gümrük tarifelerinin aşağıya çekilmesi geliyor. Vietnam Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre ilk planda 1,812 vergi kategorisinde yüzde 30-40 arasında indirimler gerçekleştirilecek. En büyük indirim ise yüzde 63 ile tekstil ve hazır giyim ürünleri tarifelerine uygulanacak. Bazı kalemler için indirimler derhal yürürlüğe girdi, diğer kalemlerde ise tarife indirimleri 2014 yılına kadar kademeli olarak tamamlanacak ve böylelikle 82 milyonluk bu pazar küresel ekonomiye tam anlamıyla kapılarını açmış olacak. Diğer yandan Vietnam, DTÖ üyeliği çerçevesinde uygulamakta olduğu sübvansiyonları kademeli olarak kaldıracak ve tüm mal ve hizmetler için piyasa fiyatlarını uygulayacak. Vietnam ayrıca rekabet ve anti-damping konularında bir denetleme mekanizması kuracak; teknik konularda standartlar oluşturacak.

Vietnam’ın dış ticareti 2000 yılında ABD ile imzalanan Ticaret Anlaşması ile birlikte bu ülkeyle yapılan ticaretin hızlanmasıyla ciddi bir ivme kazandı ve son döenmlerde yılda yüzde 20-30 arasında değişen ihracat artışı oranları yakaladı. Ancak diğer yandan ithalatın, ihracattan daha hızlı artmakta olduğu ve açığın giderek büyüdüğü gözlemleniyor. DTÖ üyeliği ile kendi tarife engellerini indiren Vietnam’ın ihraç ürünleri de yabancı pazarlara daha rahat girebilecek. Sonuç olarak hem ithalat hem de ihracat hız kazanacak. Ülke, rekabet avantajına sahip olduğu birçok sektörde üretim girdileri için ithalata bağımlı durumda. Örneğin 2005 yılında tekstil sektörü tarafından kullanılan pamuğun yüzde 71’i ABD’den ithal edildi. Bu nedenle ithalatın, ihracattan daha hızlı büyümeye devam etmesi öngörülebilir.

Vietnam’da tekstil ve hazır giyim

Vietnam’ın dış ticaretinden bahsederken, tekstil ve hazır giyim sektörünün altını çizmek gerekiyor, çünkü Vietnam’ın en büyük rekabet avantajına sahip olduğu ihracat kalemleri tekstil, hazır giyim, deri mamüller ve ayakkabı. Bu durumda DTÖ üyeliği ile birlikte Vietnam’ın bu alanlarda başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere dış pazarlardaki payını hızla artırması ve son dönemlerde Çin Halk Cumhuriyeti’nin gerçekleştirmiş olduğu gibi yıllık ihracat artışı oranlarını daha da yüksek seviyelere çıkartması muhtemel görünüyor. Çin’in 2001 yılında DTÖ üyesi olmasından sonra bu şekilde hızla artırmış olduğu pazar payı ve bu iki ülkenin büyüklük açısından olmasa da girdi ve üretim şekilleri açısından benzer yapılarda olması bu öngörüyü destekler nitelikte.

Vietnam’ın tekstil ve hazır giyim sektörü, son yıllarda büyük gelişme gösterdi. Devlete ait hazır giyim üreticisi Vinatex, şu anda alanında dünyanın en büyük onuncu firması konumunda. Ancak, Vietnam’ın bu alanda Çin kadar kuvvetli olduğunu söylemek doğru olmaz. Örneğin, 2006 yılında ABD bu alandaki ithalatının yüzde 26’sını Çin’den yaparken, Vietnam’ın payı sadece yüzde 4’tü. Ayrıca Vietnam, tekstilden çok hazır giyim alanına yoğunlaşıyor. Ev tekstili, kumaş, iplik vs gibi alanlarda büyük boyutlarda ihracatı yok. Toplam tekstil ve hazırgiyim ihracatının yüzde 85’inin hazır giyim ürünleri oluşturuyor. Vietnam’ın Çin’den diğer bir farkı, bu ülkenin pamuk üreticisi olmayışı. Bu nedenle Vietnam’da sektör, hammadde açısından büyük ölçüde ithalata bağımlı durumda.

Vietnam, tekstilde Çin kadar büyük bir tehdit değil. Ama sadece şimdilik? Ülkenin içinde bulunduğu hızlı büyüme trendi, DTÖ üyeliği ve sahip olunan maliyet avantajı, Vietnam’ın bu alanda hızla ilerlemesini sağlayacak. Tabii, bundan endişe etmeye başlayanlar da var. Başta ABD olmak üzere?

ABD’nin endişeleri

ABD, Vietnam’ın DTÖ üyeliği için gerekli ikili anlaşmayı 31 Mayıs 2006 tarihinde imzalamıştı. Bu anlaşmayla Vietnam, tekstil sektörüne sağlamakta olduğu sübvansiyonları kaldırmayı kabul etmiş ve buna ek olarak ilgili anlaşmanın hükümlerinin yerine zamanında ve etkin bir biçimde getirilmesini temin etmek amacıyla bir kontrol mekanizması oluşturmuştu. Ancak bunu yeterli bulmayan ABD yönetimi bu yılın Ocak ayında ‘Vietnam’dan Yapılan Tekstil ve Hazır Giyim İthalatını Denetleme Programı’nı yürürlüğe sokma kararı aldı. Söz konusu program 19 Ocak 2009 tarihine kadar olan iki yıllık süre içerisinde ABD’nin Vietnam’dan yapmakta olduğu tekstil ürünleri ithalatında ‘özel hassasiyete’ sahip oldukları ifade edilen pantalon, gömlek, iç çamaşırı, kazak ve mayo kalemlerinde ithalat hacimleri ve fiyatlarının kontrol altında tutulmasını öngörüyor.

Çinli üreticilerin olduğu gibi Vietnamlı üreticilerin de sahip oldukları düşük maliyet avantajını kullanarak ve DTÖ üyeliği sayesinde kalkacak kotalardan faydalanarak gerek içeride gerekse başta CAFTA ve NAFTA ülkeleri olmak üzere üçüncü ülkelerde kendi pazarlarını işgal edeceklerinden endişe eden ABD’li tekstilciler bu programı destekliyorlar. Büyük tekstil lobi grubu Ulusal Tekstil Kuruluşları Konseyi’nin (NCTO) bu konuda çok kararlı ve sert bir çizgi izlediği görülüyor. Mayıs ayında yayınlamış oldukları bildiride ABD’nin Vietnam ile DTÖ üyeliği için imzalamış olduğu anlaşmayı kendi haklarını yeterince korumadığını vurgulayan Amerikalı tekstilciler, söz konusu anlaşmayı ‘ABD tekstil işçilerinin pahasına Vietnam’ın kazandığı zafer’ olarak nitelendirdiler ve Vietnam’ın pazar ekonomi şartlarını uyacağını beklemenin hayalcilik olduğunu iddia ederek ‘Bizi kandıramadınız’ ifadesini kullandılar.

NCTO’nun raporuna göre Vietnam’ın fiyatları ABD’li üreticilerin fiyatlarından yaklaşık yüzde 40 oranında daha düşük ve kotaların kalkmasıyla Vietnam, ABD’ye yapmakta olduğu ihracatı iki katına çıkartacak; tekstil ve hazır giyim alanında ABD’nin Çin’den sonra en büyük ikinci ithalat partneri haline gelecek.

Vietnam tarafı ise söz konusu tasarının ABD’nin DTÖ yükümlülüklerine aykırı olduğunu savunuyor ve kotaların kalkmasının kendilerine avantaj sağlayacağını, ancak dış pazarlarda büyük paylar edinebilmek için henüz yeterli kapasiteye olmadığını ileri sürüyor. Vietnam Tekstil ve Hazır Giyim Derneği’ne (VITAS) göre bu durumun sebebi, halihazırda kotasız ticaret yapmakta olan ülkelerin bu pazarlarda yerlerini sağlamlaştırmış olmaları ve Vietnamlı üreticilerin hammadde açısından ithalata bağımlı olmalarının avantajlarını zayıflatması. VITAS verilerine göre 2005 yılında Vietnam, 4.8 milyar dolarlık hazır giyim ihracatı yaptı ama diğer yandan bu üretimde kullanılan hammadde için de 1.2 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildi. Bu arada, ara ürünlerle bağlantılı olarak kendi iç piyasında sıkıntılar yaşıyor. ASEAN ülkelerinden alınan ipliğe yüzde 5 oranında vergi getirilince, Vietnam’da dokunan kumaşın maliyeti arttı. Diğer yandan ASEAN dışı ülkelerden alınan kumaşın vergisi yüzde 40’dan yüzde 12’ye inince Vietnam üretimi kumaşın rekabet gücü azaldı. Kazanan ise bavul ticaretiyle getirilen ve pazar payı yüzde 60’a kadar çıkan Çin malı kumaşlar oldu. Kısacası, Vietnamlı üreticiler için durum şu anda dışarıdan zannedildiği gibi günlük güneşlik değil.

Yatırımlar artacak

DTÖ üyeliği ile birlikte Vietnam, sadece tarifeler konusunda değil, fikri mülkiyet haklarından standardizasyona kadar birçok alanda yükümlülük altına giriyor. Bu yükümlülüklerin tam ve zamanında gerçekleştirilmesi, Vietnam’da yatırım ortamının giderek iyileşmesi anlamına gelecek. Son dönemlerde ülkeye girmekte olan doğrudan yabancı yatırım miktarını artırmayı başarmış olan; 2005 yılı itibariyle 19 milyar dolarlık bir doğrudan yabancı yatırım stoğuna ulaşan ve 2006 yılının ilk 10 ayında da 6.5 milyar dolarlık yatırım çekmeyi başaran Vietnam, bu alanda DTÖ üyeliğinin olumlu etkilerini şimdiden yaşamaya başladı, çünkü yatırımcı firmalar tarafından DTÖ üyeliği, Vietnam gibi planlı ekonomiden pazar ekonomisine geçme sürecinde olan ülkeler için bir tür güvence olarak görülüyor. Son olarak Intel firması, sahip olduğu en büyük mikroçip fabrikasını Vietnam’ın Ho Chi Minh kentinde kuracağını açıkladı ve geçtiğimiz yılın Şubat ayında 300 milyon dolar olarak açıklamış olduğu yatırım tutarını 1 milyar dolara çıkarttı. Canon firması ise dünyanın en büyük laser printer fabrikasını Vietnam’da kuracak ve ülkedeki fabrika sayısını üçe çıkartacak. Bu gibi yatırımlar, Vietnam’a artan ihracat rakamları, vergi gelirleri ve hepsinden de önemlisi artan istihdam olarak fayda sağlayacak.

DTÖ üyeliği sayesinde Vietnam, dış ticaretini artıracak ve daha fazla yatırım çekebilecek. Ancak bu noktada önem taşıyan diğer bir konu da bu sayede artan refahın halkın tüm kesimlerine ne kadar yansıtılabileceği. Vietnam, halen kişi başına düşen GSYİH’nin 620 dolar seviyesinde olduğu fakir bir ülke. Ekonominin serbestleşmesi ve dışa daha fazla açılması her ülkede olduğu gibi belirli kesimlere diğerlerine nazaran daha fazla fayda sağlayacak. Bu durumda hükümetin görevi ise DTÖ üyeliği kaynaklı olarak artan dış rekabet karşısında yerel üreticilerin güçlerini artırmak ve bu suretle bir denge oluşturmak olacak.

Vietnam’ın DTÖ üyeliğinden ne kadar fayda sağlayabileceğinde ise girmiş olduğu yükümlülükleri ne derece yerine getirebileceği belirleyici olarak. Her ne kadar pazar ekonomisine geçiş sürecinde olsa ve arka arkaya reformlar yapsa da Vietnam halen sosyalist bir ülke ve DTÖ üyeliği için kurumsal altyapısı son derece yetersiz. Hükümetin uygulamaya koymuş olduğu ve 2006-2010 dönemini kapsayan Sosyo-Ekonomik Kalkınma Planı, bu alandaki eksiklikleri gidermeyi amaçlıyor. Bu plan çerçevesinde pazar ekonomisi kurumlarının etkin bir şekilde oluşturulması için gerekli önlemler alınacak, altyapı ve insan kaynakları gelişimine ağırlık verilecek, tarım ve kırsal kalkınma politikalarında reformlar yapılacak, hizmet sektörü kalkındırılacak ve özel sektörün teşvik edilmesini amaçlayan idari reformlara hız verilecek. Vietnam Maliye Bakanlığı’nın açıklamasına göre bu kapsamda öncelikli projelerden birisi de GSYİH’nin yüzde 38’ini üreten yaklaşık 2,000 kamu iktisadi teşebbüsünün özelleştirmesinin 2009 yılına kadar tamamlanması.

Türkiye açısından Vietnam’ın DTÖ üyeliği

Vietnam, her ne kadar son yıllarda önemli bir artış yaşanmaktaysa da Türkiye’nin halen Doğu Asya’da ticari ve ekonomik ilişkilerinin en düşük seviyede olduğu ülkelerden birisi. 2005 yılında iki ülke arasında 153.4 milyon dolar olan ticaret hacmi, 2006 yılında yüzde 52.8’lik artışla 234.4 milyon dolar olarak gerçekleşti. İki ülke arasındaki ticarette en belirgin husus ise Türkiye’nin giderek artan açığı. 2002 yılında yüzde 67 olan ihracatın ithalatı karşılama oranı 2006 yılında yüzde 24’e kadar düşmüş durumda. Yatırım ilişkilerinde ise benzer bir durum söz konusu. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde kurulmuş olan Türk-Vietnam İş Konseyi’nin verilerine göre Türkiye’nin 2005 yılı itibariyle Vietnam’da kayıtlı 6 doğrudan yatırımı var ve bu yatırımların toplam sermayesi 63.5 milyon dolar.

Türk firmaları, yatırım amacıyla Vietnam’ı henüz yeterince değerlendiremeseler de DTÖ üyeliğini çerçevesinde gelecek olan yatırım ortamındaki iyileşmeler, birçok ABD, Avrupa ve Japon firmasının Çin’deki üretim tesislerini Vietnam’a kaydırdıkları bir dönemde Türk firmaları açısından da önemli fırsatlar yaratabilir. Çin’in sahip olduğu maliyet avantajı, Vietnam’da fazlasıyla mevcut. Bir örnek verilecek olursa, Japonya Dış Ticaret Örgütü JETRO’nun 2006 yılında yayınlamış olduğu bir rapora göre asgari aylık ücretler Tayland’da 110 dolar, Filipinler’de 135 dolar, Hindistan’da 74 dolar, Endonezya’da 90 dolar ve Çin’in güneyindeki Dongguan eyaletinde 92 dolar ve Şanghay’da 130 dolarken, Vietnam’da sadece 50 dolar. Burada söz konusu olan ucuz, oldukça kalifiye ve aynı zamanda da genç bir işgücü. Ülkenin nüfusunun yüzde 54’ü 30 yaşın altında.

Diğer yandan Vietnam, DTÖ yükümlülükleri haricinde yabancı yatırımlara oldukça cazip teşvik paketleri de sunuyor. Örneğin yukarıda bahsi geçen proje için Intel firması ilk dört yıl gelir vergisi ödemeyecek, sonraki dokuz yıl ise yüzde 50 indirimden yararlanacak. Daha sonra ise Intel, normal yüzde 28’lik vergi yerine yüzde 10 ödeyecek. Bu imkanlardan Ho Chi Minh City’deki yüksek teknoloji parkında yatırım yapacak tüm firmalar yararlanabiliyor.

Türkiye’nin Vietnam’a olan ihracatını artırması içinde önemli bir potansiyel bulunuyor. Burada Vietnam’ı sadece kendi pazarıyla değil, başta Güneydoğu Asya Ülkeleri Örgütü’nün (ASEAN) bölgesi olmak üzere daha geniş bir bölgesel pazara açılan bir kapı olarak görmek mümkün.

Vietnam’ın Türkiye için sunmakta olduğu fırsatlar var, ancak DTÖ üyeliği ile bu ülke Türkiye için bir tehdit şekline de gelebilir ve Türkiye açısından yapılması gereken bu tehdidi fırsata çevirmektir. Tekstilde kotaların kalkmasından sonra Çin, Türkiye’nin bu sektördeki dış pazarlarında ve hatta iç pazarında giderek payını artırmış ve Türk üreticisine bir darbe vurmuştu. Türkiye ise ABD ve AB ile birlikte karşı bir girişimin öncülerinden olmuş ve ‘Tekstilde Adil Ticaret’ başlığıyla İstanbul Deklarasyonu imzalanmıştı. Vietnam’ın da kota engellerinden kurtulması, Türkiye tarafından tekstil sektöründe ‘yeni bir rakip’ şeklinde algılanmamalıdır. Çin’e karşı uygulanan önlemlerin Vietnam için de devreye sokulması kısa vadeli olarak bir getiri sağlasa da uzun vadede Türkiye’nin yapması gereken Çin ve Vietnam gibi düşük katma değerli, fason üretim kulvarından çıkarak; yüksek teknolojiyle yüksek katma değerli, kendi markası ve tasarımını taşıyan üretime yönelmektir. Vietnam’ın da Çin’e katılması bu sebepten dolayı Türkiye açısından bir tehdit değil, sektörün küresel çerçevede kendisini doğru biçimde konumlandırması için bir fırsattır.