"Yunanistan" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

Bugün Koç Üniversitesi’nde Yunanistan’ın eski Dışişleri Bakanı Dora Bakoyannis’in de katılımıyla bir panel düzenlendi. Panel genel olarak Suriye’deki durum, Avrupa Birliği ve Türkiye-Yunanistan ilişkileri üzerineydi, ancak ben Bakoyannis’e Çin’in Yunanistan ve Balkanlar’daki rolü üzerine de bir soru yöneltme fırsatını buldum. Bakoyannis’e göre Çin, bu bölgede ekonomik anlamda daha fazla yayılmak amacını güdüyor. Yunanistan, özellikle Pire Limanı’nın Çinli firmalar tarafından satın alınması ve genişletilmesi ile birlikte bu çerçevede merkezi bir role kavuşmuş durumda. Bakoyannis’e göre Çin’in bölgedeki varlığı tamamen ekonomik çıkarlara dayanıyor ve Rusya’dan tamamıyla farklı olarak Çin bu bölgenin karışık siyasi denklemlerine dahil olmuyor. Ancak Bakoyannis’e göre bir gün bu durum değişecek ve esas soru o günün ne zaman geleceği, çünkü Çin siyasi anlamda da bölgede aktif olmaya başlayınca tam anlamıyla bir oyun değiştirici (game changer) olacak. Bakoyannis, Çinlilerin çok uzun vadeli planlar yaptıklarını ve şu anda ekonomik alanda faallerken zamanı gelince siyasi olarak da aktif olacaklarını belirtiyor. Bu arada Bakoyannis’e göre Çin dünyanın en güçlü ekonomisi olabilir, ancak özellikle genç insanlar belirli değerlerin, örneğin insan haklarının, güçlü bir şekilde hüküm sürdüğü yerlerde yaşamayı arzu ediyorlar. Bu da Çin’i değil Avrupa’yı ön plana çıkartıyor.

Panele değerli yorumlarıyla katkıda bulunan Koç Üniversitesi’nden Prof. Ziya Öniş de Çin konusuna değindi. Öniş’e göre Çin’in Balkanlardaki varlığının iki farklı çehresi var. Birincisi karşılıklı ekonomik menfaatler üzerinden şekil bulan olumlu ve iyicil bir çehre. Ancak Çin’in bir de daha karanlık bir çehresi var ki, o da bölgede illiberal düşüncenin yükselişini destekliyor. Öniş, Rusya ile Çin’i bir eksen olarak ele alıyor, Rusya bölgede nispeten daha aktif olmakla birlikte bu iki ülkenin birbirinden güç devşirdiğini ifade ediyor. Buna göre Avrupa bir mücadele alanı ve bir tarafta merkez Avrupa ülkeleri bulunurken diğer tarafta da Rusya-Çin ekseni bulunuyor.

pm-tsipras-welcomes-existing-chinese-investments.w_hr

Çin medyasında son günlerde Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras’ı Phaeton’a benzeten yorumlar yayınlanıyor. Gerçekten de Yunanistan’ın yeni hükümeti ateşten bir arabaya binmiş durumda ve işi çok zor. Ama Çin’in endişesi, bu modern Phaeton’un ülkesini ya da Avrupa’yı yakması değil; esas olarak kendi çıkarlarına zarar vermesine yönelik. Çin, Yunanistan’da başta Pire ve Selanik limanları olmak üzere büyük ölçüde deniz taşımacılığı altyapısına odaklanan geniş ölçekli yatırımlar yapmış durumda. Yunanistan’daki seçimler öncesinde Pekin, bu yatırımlarını daha da artırmayı hedeflediğini ortaya koymuş, hatta geride bıraktığımız yılın son günlerinde Çin Başbakanı Li Keqiang ile Tsipras’ın selefi Samaras arasında bu yönde görüşmeler yapılmıştı. Çin, Yunanistan’daki özelleştirme sürecinden faydalanarak söz konusu limanlarda çoğunluk hissesine sahip olmayı amaçlıyordu. Diğer taraftan Çin sermayesinin sağladığı katkı, yaratılan istihdam ve Çin tarafından hâlihazırda işletilmekte olan liman terminallerinin toplam verimliliği artırması Atina tarafından olumlu olarak karşılanıyordu.

Özelleştirmeler durduruldu 

Çin hâlen bu amaçlarını koruyor ve Yunanistan’a daha fazla yatırım yapmaya hazır. Yunanistan’ın ise yeni kaynaklara ihtiyacı var. Dolayısıyla iki ülke arasındaki işbirliği her iki tarafa da ciddi kazanımlar sağlayacak potansiyele sahip. Ancak bu süreç çok kolay olmayacak, çünkü Çin’in Yunanistan’a satın alma yoluyla girmesi SYRIZA’nın radikal sol ajandasıyla tam olarak örtüşmüyor. Yeni hükümet ilk icraat olarak özelleştirmelerin durdurulduğunu, buna Çin firması COSCO’nun talip olduğu Pire Limanı’nın da dâhil olduğunu ve tüm projelerin Yunan halkının yararına olacak şekilde gözden geçirileceğini açıkladı. Bu durum şüphesiz ki Çin tarafında derin bir endişeyle karşılanıyor; ancak asıl önemli sorular şunlar: Çin sermayesinin ülkeye sokulmaması Yunan halkının ne kadar yararına olacak? Küresel kriz sonrası dönemde Avrupa Birliği’nin (AB) borç sarmalı içerisindeki ülkelerini kurtarmak gibi bir niyeti olmayan ancak bu ülkelere kendi faydası doğrultusunda stratejik yatırımlar yapabileceğini gösteren Çin’e limanları kapatarak Tsipras nasıl bir getiri sağlamayı amaçlıyor?Yunanistan’ın AB’ye borçlarını ödemeyip, ekonomik yaşam hattını Moskova ve Pekin’e bağlaması söz konusu olamaz. Bu, AB ile olan ilişkilerin tamamen kopması hatta Yunanistan’ın AB’den çıkması anlamına gelecektir -ki bunun getireceği kayıp, Rusya ve Çin üzerinden kapatılamayacak kadar büyük ve travmatik olur. Yapılması gereken bir taraftan AB ile ilişkiler yeniden yapılandırılırken diğer taraftan da Rusya ve Çin gibi diğer güçlerle ekonomik ilişkileri azami ölçüde karşılıklı fayda doğrultusunda şekillendirmektir. Rusya’nın ekonomik durumunun çok parlak olmadığı düşünülecek olursa, Çin’in ön plana çıktığı söylenebilir.

Yeni Yunan hükümeti, özelleştirmelerin durdurulduğunu açıklamış olsa da Çin ile işbirliğinin önemini kavrıyor. Denizcilik Bakanı Theodoris Dritsas, özelleştirmelerin durdurulduğunu ancak Çin tarafı ile olan sözleşmenin geliştirilebileceğini, “Çin ile Yunanistan arasında işbirliği için ufuklarının açık olduğunu” bildirdi. Yapılan açıklamalardan limanların Çin’e satılmasının artık söz konusu olmadığını ancak bununla birlikte Çin’e yeni şartlarda işletme hakları veren sözleşmeler yapılabileceğini anlıyoruz.

SYRIZA, Çin ile ilişkilerini pragmatik bir şekilde düzenleyebilir ve bunu yapması için ideolojik ya da siyasi bir engel de yok. Tsipras’ın 2008 yılında bir öğrenci dergisiyle mülakatında söylediği sözler dikkat çekici. Mao Zedong’un siyasi görüşlerine değer verdiğini ifade eden Tsipras, Çin’in Kültür Devrimi’nin ardındaki düşüncenin önemli olduğunu söylüyor: “Komünist rejimlerde özgürlükler çok kısıtlıydı ama en azından düşüncelerinin merkezinde insanlık vardı.”

Çin, Avrupa’da yatırım atağında

Çin tarafında Phaeton’un ortalığı ateşe vereceğine yönelik endişeler sürüyor, ancak temkinli bir yaklaşım da söz konusu. Çin, Balkanlar ile Orta ve Doğu Avrupa’da geniş çaplı bir yatırım ve altyapı geliştirme atağına geçmiş durumda ve bu planlarının merkezinde de Yunanistan yer alıyor. Çin hükümeti şu anda çok dikkatli açıklamalar yapıyor; Yunanistan’ın önemini vurgularken AB’nin bütünlüğüne de değer verdiklerinin altını çiziyor. Ancak Çinli uzmanlar arasında Yunanistan’ın limanlarla ilgili kararlarının Atina’nın pazarlık gücünü artırmaya yönelik olabileceği, günün sonunda Yunanistan’ın Çin’e bu anlamda ihtiyaç duyduğu şeklinde görüşler var. Çin’in amacı, SYRIZA hükümeti ile ortak bir paydada buluşmak.

Yunanistan’ın yeni hükümetini zor günler bekliyor. Elinde oynayabileceği çok fazla kart yok; buna karşılık kendilerinden büyük beklentiler var. Yunanistan’ın ekonomisini düzlüğe çıkartabilmesi için öncelikle deniz taşımacılığı alanında sahip olduğu rekabet gücünü iyi kullanması lazım. Bunun için de fiziksel altyapısını geliştirmesi ve kendisini tam anlamıyla küresel bir deniz ticareti merkezi olarak konumlandırması gerekiyor. Bu, ülkenin yetersiz öz kaynaklarıyla değil, AB’den daha fazla borç alınarak hiç değil, Rusya’ya güvenerek de değil; ancak Çin ile hâlihazırda başlamış olan süreci devam ettirerek olacaktır. Özelleştirme ile olmayacaksa, SYRIZA hükümetinin Çin ile işbirliği için yeni bir çerçeve oluşturması ve bunu Çinlilere kabul ettirmesi gerekiyor. Atina tabii ki 320 milyar euroluk borcunu Çin sayesinde ödeyemez; ancak Çin, Yunanistan’ın ekonomisini uzun vadede tekrar sürdürülebilir bir büyüme zeminine oturtmasına katkıda bulunabilir.

Sonuç

Mitolojide Phaeton arabanın -yani faytonun- kontrolünü elden kaçırınca tanrılar tanrısı Zeus müdahale eder. Phaeton’un niyeti iyidir, kendisini ispatlamak istemektedir. Ancak kalkıştığı iş fazlasıyla iddialıdır; büyük zararlar getirebilir, tüm dünyayı ateşe verebilir. Zeus sonunda bir yıldırım göndererek Phaeton’u devre dışı bırakmak zorunda kalır.

Tsipras da bir ateşten faytona binmiş durumda; başarılı olursa yaydığı ışık ile hem Yunanistan’ı hem de Avrupa’yı aydınlatır, başaramazsa Phaeton’un akıbetini paylaşır. Bu zorlu süreçte Tsipras’ın -Angela Merkel’in de Zeus misali elinde yıldırımlarla gelişmeleri takip ettiğini hatırda tutarak- Çin’in Yunanistan’da deniz taşımacılığı altyapısının geliştirilmesi ve uzun vadede ekonomik sürdürülebilirliğin sağlanması için sunabileceği katkıları iyi değerlendirmesi gerekiyor.

Yunanistan’da yapılan erken genel seçimlerde büyük bir zafer kazanan Syriza (Radikal Sol Koalisyon), Aleksis Tsipras’ın başbakanlığında hükümeti kurdu ve göreve başladı. Ağır bir ekonomik kriz sürecinden geçen Yunan halkı için Syriza ve Tsipras yeni bir umut… Yeni hükümet, Avrupa Birliği (AB) tarafından dayatılan kemer sıkma politikalarına son verileceğini ve Yunanistan’ın dış borçlarının (AB’ye olan 320 milyar euro’luk borç başta olmak üzere) yeniden yapılandırılacağını açıkladı. Şüphesiz ki bu hedefler Yunan halkı tarafından onay buluyor, ancak hayata geçirilmeleri zorlu bir süreç olacak. Yunanistan’ın ekonomiyi canlandırması, büyümeyi başlatması, istihdam yaratması lazım. Bunun için de yeni kaynaklara ihtiyaç var. Hükümet ilk planda yaklaşık 16-18 milyar euro tutarında bir teşvik planını devreye sokuyor. Tabii ki bu teşviklerin ekonomiye katma değer kazandıracak ve sürdürülebilir büyüme sağlayacak şekilde planlanması gerekiyor. Bununla birlikte yeni kaynakların da yaratılması şart. Yeni hükümetin söylemlerinin AB nezdinde ciddi bir tedirginlik yarattığı göz önünde bulundurulursa, yeni kaynaklar için AB dışına da odaklanılması gerekecek, ki bu noktada da Çin ön plana çıkıyor.

Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, Çin'in Atina Büyükelçisi Zou Xiaoli ile... Foto: Çin Dışişleri Bakanlığı.

Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, Çin’in Atina Büyükelçisi Zou Xiaoli ile… Foro: Çin Dışişleri Bakanlığı.

Çin, halihazırda Yunanistan’da büyük çaplı yatırımlar yapmış durumda. Bu yatırımlar, başta Pire ve Selanik limanları olmak üzere, Yunanistan’ın deniz taşımacılığı altyapısına odaklanıyor. Seçimler öncesinde Çin, bu yatırımlarını daha da artırmayı hedeflendiğini ortaya koymuş, hatta 24 Aralık’ta Çin Başbakanı Li Keqiang ile Tsipras’ın selefi Samaras arasında görüşmeler yapılmıştı. Çin, Yunanistan’daki özelleştirme sürecinden faydalanarak, söz konusu limanlarda çoğunluk hissesine sahip olmayı amaçlıyordu. Bununla birlikte, derin bir ekonomik kriz içerisinde olan Yunanistan için gelen Çin sermayesinin sağladığı katkı, yaratılan istihdam ve Çin tarafından işletilen liman terminallerinin toplam verimliliği artırması Yunanistan’da olumlu olarak karşılanıyordu.

Çin halen bu amaçlarını koruyor, Yunanistan’a daha fazla yatırım yapmaya hazır. Yunanistan’ın da Çin’den gelecek sermayeye ve katma değere ihtiyacı var. Ancak bu süreç çok kolay olmayacak. Çünkü, Çin’in Yunanistan’a satın almalar yoluyla daha fazla girmesi Syriza’nın “radikal sol” ajandasıyla tam olarak örtüşmüyor. Nitekim yeni hükümet ilk icraat olarak özelleştirmelerin durdurulduğunu, buna Çin firması COSCO’nun talip olduğu Pire Limanı’nın da dahil olduğunu ve tüm bu projelerin Yunan halkının yararına olacak şekilde gözden geçirileceğini açıkladı. Bu açıklamalar Çin tarafında ilk planda bir endişe yarattıysa da ilerleyen günlerdeki gelişmeler, bir orta yolun bulunabileceğini, her iki tarafın da buna fayda gördüğünü gösteriyor. Bu arada Çin’in 2008 yılından beri 35 yıllık bir sözleşme kapsamında işletmekte olduğu Pire Limanı’ndaki iki terminalin yeni hükümetin iptal kararları kapsamında olmadığını da ekleyelim.

AB’ye karşı mesafeli duran Tsipras’ın seçim zaferini ilk kutlayanlar Rusya ve Çin hükümetleri oldu. Ancak Tsipras’ın ve AB üyesi Yunanistan’ın “biz AB’den çıkıp Şanghay’a üye olalım” bir durumu yok. Yapılması gereken AB ile ilişkilerin yeniden yapılandırılırken, Rusya ve Çin gibi diğer güçlerle ekonomik ilişkileri azami karşılıklı fayda doğrultusunda şekillendirmek. Rusya’nın ekonomik durumunun çok iç açıcı olmadığını düşünecek olursak, Çin tabii ki öncelikli olarak sahneye çıkıyor.

Yeni Yunan hükümeti, özelleştirmelerin durdurulduğunu açıkladı. Ancak Çin ile işbirliğine açık olduğu da ortada. Denizcilik Bakanı Theodoris Dritsas, özelleştirmelerin durdurulduğunu, ancak Çin tarafı ile olan sözleşmenin geliştirilebileceğini, “Çin ile Yunanistan arasında işbirliği için ufuklarının açık olduğunu” bildirdi. Yapılan açıklamalardan limanların Çin’e satılmasının artık söz konusu olmadığını, ancak bununla birlikte Çin ile yeni şartlarla işletme hakları veren sözleşmeler yapılabileceğini gösteriyor. Diğer yandan Syriza’nın ideolojik düzlemde de Çin’e bir yakınlık duyduğunu söylemek mümkün. Tsipras’ın 2008 yılında bir öğrenci dergisine verdiği ve tüm Yunan medyasında yayınlanan bir mülakatında söylediği sözler dikkat çekici. Mao Zedong’un siyasi görüşlerine değer verdiğini söyleyen Tsipras, Çin’in Kültür Devrimi’nin ardındaki düşüncelerin önemli olduğunu ifade ediyor. “Komünist rejimlerde özgürlükler çok kısıtlıydı. Ama en azından düşüncelerinin merkezinde insanlık vardı.”

Çin tarafında endişeler sürse de esas olarak temkinli bir yaklaşım olduğunu söylemek mümkün. Çin, Balkanlar ile Orta/Doğu Avrupa’da geniş çaplı bir yatırım ve altyapı geliştirme atağına geçmiş durumda ve bu planlarının merkezinde de Yunanistan yer alıyor. Çin hükümeti, şu anda çok dikkatli açıklamalar yapıyor, Yunanistan’ın önemine vurgu yaparken, AB’nin de bütünlüğüne değer verdiklerinin altını çiziyor. Ancak Çinli uzmanlar arasında Yunanistan’ın limanlar ile ilgili kararlarının Atina’nın pazarlık gücünü artırmaya yönelik olabileceği, günün sonunda Yunanistan’ın Çin’e bu anlamda ihtiyaç duyduğu şeklinde görüşler var.

Syriza’yı ve Tsipras’ı çok zorlu bir süreç bekliyor. Ellerinde oynayabilecekleri çok fazla kart yok; buna karşılık kendilerinden büyük beklentiler var. Yunanistan’ın ekonomisini düzlüğe çıkartabilmesi için öncelikle deniz taşımacılığı alanındaki rekabet gücünü iyi kullanması gerekiyor. Bunun için de bu alandaki altyapısını geliştirmesi ve kendisini tam anlamıyla küresel bir deniz ticareti “hub”ı olarak konumlandırması lazım. Bu da olmayan öz kaynaklarla değil, AB’den daha fazla borç alınarak değil, Rusya’ya bel bağlayarak da değil; ancak Çin ile halihazırda başlamış olan bir süreci devam ettirerek olabilir. Bu, özelleştirme ile olmayacaksa, Tsipras’ın Çin ile işbirliği için yeni bir çerçeve oluşturması gerekecek. Syriza’nın Çin’e, Çin’in de Yunanistan’la işbirliğine ihtiyacı var. Ancak sadece AB’ye değil genel olarak neoliberal anlayışına meydan okuyan Tsipras için bu zorlu bir imtihan olacak.

Çin’in yatırımlarıyla girdiği ülkelerden birisi de komşumuz Yunanistan. Dünyanın yeni büyük gücü, Yunanistan’da başta gemicilik ve liman işletmeleri olmak üzere büyük çaplı yatırımlar yapmış durumda ve bu ülkede varlığını giderek daha fazla hissettiriyor. Acaba Yunanlılar bu konuyla ilgili ne düşünüyorlar? Çin’in ülkelerindeki artan varlığından memnunlar mı, yoksa rahatsızlık mı duyuyorlar?

china-greece-flag29032011-300x225Bu konuyla ilgili Yunanistan’da birkaç yıl önce yapılmış bir araştırmanın sonuçları elime geçti. Pire Üniversitesi’nin bir araştırma firmasıyla ortaklaşa olarak 560 katılımcıyla yaptıkları anketin sonuçları Katimerini gazetesinde “Ερευνα για το πώς βλέπουμε το ‘ξύπνημα του Δράκου’”(‘Ejderin Uyanışı’nı Nasıl Gördüğümüz Hakkında Araştırma) başlığıyla yayınlanmış. Sonuçlar oldukça ilginç…

Araştırmaya katılanların yüzde 52,7’si Çin’in yükselişini olumlu bir gelişme olarak kabul ediyor. Çin’e olumsuz bakanların oranı yüzde 27,4. Bu oran düşük eğitim gruplarında yüzde 35,8’e çıkıyor. Çin’in yükselişine en olumlu bakan grup ise yüzde 64,2 ile 25-34 yaş grubu. Krizde olan Yunan ekonomisi için Çin’in yükselişini bir fırsat olarak görenlerin oranı yüzde 63,5. Gençler bu konuda daha iyimserler.

Araştırmanın en ilginç sonuçlarından birisi, Yunanistan için en dost ülkenin hangisi olduğu sorusuna verilen cevaplarda Çin’in Fransa ve Rusya’dan sonra üçüncü sırada yer alması. Her üç Yunanistan vatandaşından birisi Çin kültürünü daha iyi öğrenmek istediğini beyan ediyor; gençler arasında ise bu oran yüzde 85. Ankete katılanların dörtte üçü Çin’e giderek bu ülkeyi yakından tanımak istediğini söylerken, yine bu oran gençlerde yüzde 90’a çıkıyor.

Bir de tabii ki Yunanistan’da sayıları giderek artan Çinlilere karşı, Yunanlıların bakış açısı var. Gençler ve yüksek eğitim seviyesinden olan bireyler Atina’daki Çin toplumunu nasıl gördükleri sorusuna olumlu cevap verirken, daha yukarı yaş gruplarında ve düşük eğitim seviyesinde Çinliler ile ilgili olumsuz düşünceler artıyor.

Görülen o ki, Yunanlılar Çin’e ve Çinlilere karşı oldukça olumlu bir tutum içerisindeler. Acaba bu anketi Türkiye’de yapsak ne gibi sonuçlar çıkardı?

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial